Hamnet – Maggie O’Farrell
Spoilersız
Hamnet, temel olarak Shakespeare’in oğlu Hamnet’in hayatı ve ölümü etrafında şekillenen bir hikâye ama bir çocuğun hikâyesinden çok daha fazlası. Daha çok bir annenin, Agnes’ın dünyasına giriyoruz.
Kitap, 16. yüzyıl İngiltere’sinde geçiyor ve bir ailenin günlük hayatını, ilişkilerini ve özellikle de görünmeyen bağlarını anlatıyor. Agnes karakteri ise alışılmışın dışında; sezgileri güçlü, doğayla bağı olan, iç dünyası çok derin bir kadın.
Hikâye yavaş ilerliyor ama bu yavaşlık sıkıcı değil. Aksine, seni içine çeken, sakin ama yoğun bir atmosferi var. Büyük olaylardan çok, küçük detaylarla bir dünya kuruluyor. Bu yüzden kitabı okurken acele etmemek gerekiyor.
Eğer karakterlerin iç dünyasını okumayı, duyguların derinliğine inmeyi seviyorsanız bu kitap size çok şey hissettirebilir.
Spoilerlı
Bu kitabı okudum demek doğru gelmiyor. Ben bu kitabı yaşadım, hatta bazı yerlerde durup sadece hissettim. Bitirmeye yakın bitirmek istemiyordum, bitirdiğimde bitirmiş gibi değildim, normalde bir kitabı bitirdikten hemen sonra yorum yazarım ama bu kitabın arasına günler girdi. Her sayfada birinin acısına dokundum; Agnes’in sessizliğini, Hamnet’in yokluğunu, Judith’in yarım kalmışlığını… Hepsi içime yerleşti. Kitap bağırmıyor, içten içe kırıyor insanı. En çok da o yüzden etkiliyor.
Agnes, dünyayı aklıyla değil sezgileriyle yaşayan, acıdan kaçmayan ama bu yüzden yalnızlaşan bir kadın. Onu o kadar seviyorum ki; dik başlılığı, hayatı kendi için yaşama isteği, hiç kimsenin bir lafına takılmayışı, mecburiyetten yaptığı şeyleri hem sevip hem de onlarla bütünlenişi...Onu okurken anlamadım sadece, onun gibi hissettim. Hayatında kendi bildiği doğruları hep yanlış yollara çıkıyor, yaşadığı acı öyle büyük ki, bir noktadan sonra tepki bile veremiyordu.