FURKAN "Lûgat-ı Salihûn"...
Salih Mirzabeyoğlu‘nun son kitablarından birinin adı… Diğer adı, Lûgat-ı Salihûn… Buradaki “salihûn” kelimesi “salihler” anlamında… “Salihûn” deyince, Alev Alatlı‘nın “Kâbus”u da gelecektir hatırlara… Okuyanlar bilir, orada Alatlı bir kâbus resmeder. İslâmcılara remz olarak da “Salihûn Komandoları” der. Ülke, tıpkı Selçuklu’dan sonraki Anadolu manzarası gibi beyliklere bölünür. Bu Salihûn Komandoları da, Bilecik’in, Bursa’nın içinde bulunduğu eski Osmanlı beyliği topraklarında tutunur. “Kâbus”un bundan sonrası anlatılmaz; acaba -yine- üç kıt’aya yayılacaklar mıdır, bilinmez.
FURKAN -Lûgat-ı Salihûn-, 16 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Bir Kızılderilinin vasiyetnamesi
Büyük Tekumse'nin (1768-1813) vasiyetnamesi de şöyle: "Öyle yaşayın ki, ölüm korkusu yüreğinize asla giremesin. Kimseyi dininden ötürü taciz etmeyin, görüşlerine saygı gösterin, sizin görüşlerinize saygı göstermelerini talep edin. Yaşamı sevin, yaşamınızı mükemmelleştirin, çevrenizdeki her şeyi güzelleştirin. Ömrünüzün uzun olmasını ve halkınızın hizmetinde geçmesini sağlamaya çalışın. Ölüme gideceğiniz o gün için soylu bir sagu hazırlayın. Tenhada karşılaştığınız ya da yanınızdan geçen bir arkadaşınızı hatta yabancıyı her zaman bir kelime ya da işaretle selamlayın. Herkese saygı gösterin ama kimseye yaltaklanmayın, ayaklarına kapanmayın. Sabah kalktığınızda yedikleriniz ve yaşadığınız için şükredin. Şükretmek için bir neden bulamıyorsanız, kabahat sadece sizindir. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suiistimal etmeyin, çünkü suiistimal bilgeyi maskara eder, ruhun basiretini gasbeder. Ecel geldiğinde yüreği ölüm korkusuyla dolanlardan, ağlayıp sızlayanlardan, hayatları yeni baştan daha farklı yaşamak için biraz daha fazla zaman için dua edenlerden olmayın. Sagunuzu söyleyin ve sılasına dönen bir kahraman gibi ölün."
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşamın doruğunu belirleyen ve ötesinde başka yücelik bulunmayan bir büyük kendinden geçme hali vardır.Ve yine yaşamın öyle bir çelişkisi vardır ki,bu kendinden geçme ,bireyin en yaşam dolu olduğu bir anda,yaşadığını tamamen unutmasıyla gerçekleşir.Bu kendini kaybediş,bu yaşamı unutuş,benliğinden sıyrılıp bir alev tabakasına dalan sanatçıda;bombalanmış bir alanda savaş çılgınlığına kapılan ve düşmana aman tanımayan askerde görülür
Sayfa 46·Kitabı okuyor
ÖLÜ MÜZİSYENLER
Sizlerden, Beethoven, Bach, Mozart, Düşlerimin özü alev aldı. Katedraller inşa ettiniz kalbimde, Andından tutuşturdunuz zirvelerdeki arzumu. Sizler o coşkusuydunuz ve parlak alayıydınız Düşüncelerimin duaya doğru giden. Fırtınanın gazabıydınız siz, o ışık Uzak kulelerde parıldayan. Büyük isimler, bulamıyorum sizi şimdi Gençliğin bu gürültülü yıllarında, kıyametin içinden Barışa doğru çabalayan: Alnımda taşıyorum Sürgün edilmiş hayatların bir çelengini. Sizin bir payınız yok yanı başımda savaşan, Gülen ve acı çeken o delikanlılarla. Fügleriniz ve senfonileriniz getirmedi Ölen dostlarıma dair hiçbir anıyı. Çünkü ne zaman beynim onların izini sürse, Argo bir dille çağırırım onları geri. Fox-trot ezgileriyle büyülerim hayaletlerini. "Küçük bir içkiden daha bir şey olmaz bize." Rag-time düşünürüm; birazcık rag-time; Ve görürüm yüzlerinin üşüştüğünü etrafıma O aksak ritmin sesiyle. Anlatacak öyle neşeli şeyleri var ki onların, O kusursuz 'Blighty' yarasıyla cehennemden eve dönenlerin... * * *
Kurtarıcı
Karanlık: Yağmur sicim gibi boşalıyordu; çamur derindi; Kış ortası bir gece, saat on ikiyi geçmişti, Huzurlu insanlar yataklarında mışıl mışıl uyurken: Orada, şafaktan önce yapacak çok işimiz varken, Kile batmış botlarımızı elimizden geldiğince sürükledik Siper boyunca; bazen bir kurşun vınladı, Ve uğuldayan mermiler boğuk bir patlamayla infilak etti; Sırılsıklam, üşümüş ve perişandık, her birimiz. Karanlık: Devasa bir topun uzaktaki göz kırpışı. ​Döndüm o kara hendekte, fırtınadan iğrenerek; Bir roket fısladı ve ağartan bir alevle yandı, Ve zifiri karanlıkta çırpınan bir bedenin yüzünü aydınlattı. Karşımda dikiliyordu öylece; O Mesih’ti diyorum; parıltının içinde kaskatı, Ve o yük olan görevine doğru öne eğilmiş, İki kolu birden destekliyordu yükü; gözleri gözlerimde, Cehennemin kutsal olmayan parıltısında ölümlü bir acının maskesi gibi Görünen o kederli baştan dik dik bakıyordu. ​Dikenli bir taç değil, sadece yün bir bere vardı Başında — beyaz ve güçlü bir İngiliz askeriydi, Her sıradan adam gibi kendi zamanını seven, Güzel iş günlerini, sporu ve ev sıcaklığındaki şarkıları; Şimdi gecelerin çok uzun olduğunu öğrendi, Ve şafağın, pencereli gökyüzünü bir gözleyiş olduğunu. Ama sonuna kadar, yargılamadan, katlanacak Dehşete ve acıya; ölmeyi dert etmeden, Yeter ki Lune üzerindeki Lancaster güven içinde ayakta kalsın.
Yangınıma alev taşıdı O mahzun bakışları Söndürmeye yeltenmedim.
Sayfa 33 - Profil Yayıncılık, 8. Baskı: Eylül 2014
Şiir