hiçbir suç yükleyemedikleri için kitap okumak diye bir suç icat ettiler. cehaletin övgüsünü yapıyorlar. örgütlü cehalet bu ülkede çok güçlü. sorsan kabul etmezler ama hepsi doğal olarak kültür-sanat düşmanı.
denizini arayan incecik nehir misali, ona doğru akmaktan alamadım kendimi. karşı konulamaz bir fizik kanununun eseriydi yan yana gelişimiz. su donar, ateş yanar, ben de ona akardım. kuş olsaydım uçardım, balık olsaydım yüzerdim, salyangoz olsaydım kumda minik izler bırakarak usul usul ilerlerdim. lakin kalbi çarpan sersem insancıktan fazlası değildim ve tabiat kanunlarını bana verdiği yetkiye dayanarak ona koşmakla yetindim. ama birbirini çürüten başka kanunlar da vardı hayatta. ahlak kanunları, orman kanunları, aşkın kanunları...
bir süre sonra dinlemekten vazgeçip kirpiklerini seyretmeye başlamıştım. sanırım o da alttan alta dudaklarıma bakıyordu. içimde, yeşil erik pınarında yıkanmışım gibi mayhoş bir kamaşma oldu, midem buruldu. tüm vücudumu gıdıklayarak boğazıma doğru yükseldi kanatlı bir şey; sonra tam orada, soluğumu bırakacağım yerde muzipçe durdu. o gün o masada, minik bir pericik gelip çubuğuyla bana dokundu.
eskiden, o zaman da yaşamış kişiden bahsederken gönül rahatlığıyla ben diyemeyeceğim kadar eskiden, hep bir yazar olmak isterdim. dünyalar kurup bozacak; kendi gizli evrenimde, parmağının ucunda şimşekler çakan bir tanrı gibi salınıp caka satacaktım. hayallerim böyleydi.