ilk günler, her şey, bütün görüntüler, bütün sesler, bütün kokular onu hatırlatıyordu bana. mutlu uyandığım sabahlarda, rüyamda onu görmüş olduğumu bilirdim. ama sonra gerçeklik derhal kalbime geri çöker, keskin bir acı, orman yangını gibi ruhumu sarar, en uzak köşelerine dek tutuştururdu. öylesine yakıcı bir acı duyardım ki ağlayamazdım, her soluğumda içimden bir asit ırmağı akardı.
sana ölmenin nasıl bir şey olduğunu anlatabilirdim belki ama anlatmayacağım. and dağlarını, kızılderilileri, okyanusu hiçbir zaman göremeyeceğimi, çamlıca korusu'na bile bir kez daha gidemeyeceğimi bilmek korkunç bir acıyla kaplıyor içimi ve hayatta daha neler var! gidilmemiş yerlerin, okunmamış kitapların, yerine getirilmemiş sözlerin, dilimin ucunda takılıp kalmış cümlelerin pişmanlığını yaşıyorum en çok.