Aley B.

Elleri hep parmaklarımdaydı, daha sonra da saçlarımda. Yemeğime üflüyordu. Düşüyordum, tutup kaldırıyordu. O ağlıyordu, ben o gülsün diye türlü türlü şebeklik yapıyordum. O gülmeyince ben de onunla birlikte ağlıyordum. Bacağı kanıyordu. Bütün gövdemle bacağına sarılıp yarasının kanını gövdemle durdurmaya çalışıyordum. Birbirimize komik suratlar yapıp gülüyorduk. Ağzımıza su doldurup birbirimize püskürtüyorduk. Sapanla milletin götüne taş atıyorduk. Sonra buna da gülüyorduk. Beni azarlıyordu. Sonra bir daha gülüyorduk. Saç baş giriyorduk. Ama başkası birimize bir şey dese ilk biz öne atlıyorduk.
Sayfa 471
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Murathan kaşlarını tekrar çattı. “Pamuk'u almaya gidiyorum," dedi kararlı bir sesle. "Yürüyerek mi?” dedi Aslıhan şaşkın şaşkın. "Adana'dan İzmir'e yürüyerek mi gitmeyi planlıyorsun gerçekten?"
Sayfa 455
Alıntı
"Kepçük'ü de seveyim mi, baba?” Ali anında ciddileşti. "O nereden çıktı?" "Seveyim, noğlar!” dedi Gökçen tatlı tatlı. “Ona da kalbim olsun." Ali gözlerini devirdi. “Biz ne yapacağız senin bu Kepçük’e yapışıp durmanı be kızım?” dedi dertli dertli. “Yan yana gelince de kavga, dövüşten başka bir şey yapmıyorsunuz ha!" “Yapıyoruz,” dedi Gökçen. Ali daha da ciddileşti. “Ne yapıyorsunuz, kız?" “Bana bir sürü bir şey anlatıyo,” dedi Gökçen. "Oyun oynuyoz, Pokemon izliyoz, yastıklardan kocaman ev yapıyoz, bana meybuz alıyo, yemeğim sıcaksa üflüyo, saçımı örüyo, ellerimi yıkıyo, sonra sen yokken uyumadan önce bana hep o masal okuyo, top da oynuyoz." Ali bütün bunları dinlerken gülümseyişine engel olamamıştı. "Her gece masal okuyor mu yani sana?” Gökçen tatlı tatlı başını aşağı yukarı salladı. Ali'nin dudaklarındaki tebessüm ise daha da derinleşti. "Bak, bu son dediğin önemli. O zaman onu sevebiliriz," dedi kısık bir sesle. "Ama kimseye söylemek yok. Aramızda." Göz kırptı. "Söz mü?" “Söz” dedi Gökçen hemen. “Teletabi sözü.”
Sayfa 400
Alıntı
Adana, İzmir'e çok uzakmış
"Eskiden..." dedi. Bakışları dudaklarıma inip tekrar gözlerimle buluştu. "Haritaya bakardık. Hatırlıyor musun?" Başımı yavaşça aşağı yukarı salladım. Ama bunu hatırladığımı yeni hatırlıyordum. Buğuluydu ama oradaydı. Harita önümüzde, bütün şehirleri Pamuk'a tek tek öğreten Kepçük. "Bütün şehirleri yakın sanırdık," diye devam etti. "Aynı haritada olduklarına göre ne kadar uzak olabilirdi ki? Adana, İzmir'e çok uzakmış, Pamuk. Yürüyüp yürüyüp bitiremeyince anladım."
Sayfa 393
Alıntı
"Anne, bir kurabiye daha versene," dedi Mete birden. "Versene değil," dedi Duru. "Verir misin diyeceksin, Mete. Ayrıca kurabiye masanın üstünde. Kalk, kendin al bakalım. Haydi." Duru'nun bu çıkışı yüzünden Mete koyu kahverengi gözlerini masum masum kırpıştırdı. "Ama benim ayaklarım oraya yetmiyorkine, hala." "Ayağınla mı alacaksın sanki Mete?" dedi Duru. "Saçmalama, halacığım. Ben annen değilim. Yemem bu numaraları.” "Ay, yeter valla, Duru!" diye yükseldi Zeynep abla. "Geldin geleli çocuğumun burnundan getirdin." Duru'nun yüzünde kendinden emin bir ifade belirdi. "Burnundan getirdiğim falan yok. Sadece doğru olanı öğretiyorum. Bu yaşlardan itibaren kendi işini kendinin görmesi gerektiğini, bir kadının ona hizmet etmek mecburiyetinde olmadığını anlaması lazım. İstediği her şeyi sürekli sen verirsen bunların hepsinin kafasında kadının toplum görevi olduğuna dair bir şema oluşturacak ve ileriki hayatında bunu hep karısından bekleyecek." Bakışlarını imalı imalı Hasan ağabeye çevirdi. "Tıpkı gördüğü baba rolü gibi.” Hasan ağabey huzurla çayını hüpletiyordu ki ona dönen bakışlarla çay elinde, dudakları önde öylece kaldı. Sonra ise derin bir nefes vererek çayını sakince çay tabağına bıraktı. "Zeyno," dedi. "Şu dolaptan ağrı kesicimi getirir misin bana, canım? Şakak kemiğime bir ağrı doldu yine." "Şakak kemiğinin işine gelmedi galiba," dedi Duru uyuz bir gülüşle.
Sayfa 344
Alıntı