Aley B.

Aley B.
@aleybayindir
Reklam
İnsan denizleri geçer de bir gölde boğulur…
Sayfa 352
Alıntı
"Bir kadının penceresini dünyaya açan ilk el babasıdır," dedi Duru ortama ağır bir sessizlik çökmüşken. "O hangi pencereyi açar, gökyüzünü hangi renge boyarsa öyle görürsün dünyayı da bütün erkekleri de. Ölene kadar hem de."
Sayfa 79
Alıntı
"Bak, korkuyorsun!" diye çıkıştı Duru. "Sevgi duraksatmaz. Korku duraksatır." Geri yaslandı. "Babanı seviyorsun, evet. Ama korkun, sevginden daha büyük. Öyle ki sevip sevmediğin konusunda kendine söz hakkı bile sunmuyorsun. Haklısın ama. Ülkenin yarısı böyle zaten.” Tekrar ileri doğru uzandı. “İşte, bizim kadınlarımızın öz güvensiz olmasının temel sebebi bu," dedi her kelimenin üzerine basa basa. "Babalar... Baba olmayı çocuğun başını bir iki kere okşayıp eline para vermek sanıyorlar sadece. Sokakta bir kadını çevirip sor mesela. En son babası ne zaman öpmüş, başını okşamış? Yüzde ellisi cevap veremez. Niye, biliyor musunuz? Çünkü babalar belli bir yaştan sonra kız çocuklarıyla arasına mesafe koyuyor. Gereksiz bir resmiyet, ciddiyet, çekingenlik giriyor araya. Bizim toplumumuzda babaların yarısından çoğu böyledir. Emanet bir mala bakar gibi saklar kız çocuğunu, Sanki o zamana kadar o kız o evde büyümemiş, orada ekmek yememiş gibi kocası gelince, paket yapıp eline verirler. Sonra senden yediğine içtiğine karşılık itaat beklerler. Yedirdim, içirdim, yemek verdim. Başımı yere eğmeyeceksin. Namusuma sahip çıkacaksın, derler." Güldü. "Pardon da kimin namusundan bahsediyoruz? Kocaman bir ailenin namusu, bir kadının bacak arasına bakıyor ya, hastayım şu olaya gerçekten. O bacak arasından o namusu alan şeye kızan yok ama. Saçmalık ya!" Olayın başka noktalara kaydığını fark edince isyanını bir iki saniye geri aldı. "Yani sadece doğurmakla anne baba olunmadığı gibi bir iki kere baş okşayıp eve para getirmekle de anne baba olunmuyor. Bir kadın babasını sevmekten çok korkuyorsa bu gerçek bir sevgi değildir." "Öyle bahsettiğin gibi bir adam değil benim babam, Duru,” dedi Bilge sakince. "Evet, biraz mesafeliyiz. Kızar belki ama dövmez, vurmaz, sövmez." "Mesele de o zaten, Bilge,"
Sayfa 78
Alıntı
“Bir çay daha alabilir miyim ben, Zeynep yenge?" demişti Zülfikar kibarca. Duru ise zerre şaşırtmamıştı. "Alabilirsin tabii. Mutfakta, ocağın üzerinde." Ortama anlık bir sessizlik çöktü. Zülfikar ve Duru arasında gitti geldi gözlerim. İkisi de birbirine ters ters bakıyordu. Dertli bir nefes verdi Hasan ağabey. "Al işte. Kaçtı bütün keyfım." Elindeki çatalı masanın üzerine bıraktı. "Ay çok ayıp, Duru,” dedi Zeynep abla. "Denir mi öyle misafire?" Ayağa kalkıp Zülfikar'a uzattı elini. “Ver bardağını, ben getireyim, ablacığım." "Gerek yok," dedi Zülfikar. Oturduğu yerden havalı bir şekilde ayaklanıp bardağını aldı. "Kendi işimizi kendimiz görürüz, elimiz kolumuz var çok şükür." Bakışları Duru'daydı. "Ne güzel," dedi Duru gıcık bir tebessümle. "Ne mutlu sana." Zülfikar çenesini yukarı dikti. Havalı bir şekilde geri çekiliyordu ki aynı saniyelerde Barut Timi elemanları boşalan bütün bardaklarını gözüne dayayınca havalı duruşu bocaladı. Bir saniyelik duraksamanın ardından sandalyesine geri çöktü. "Halledemezmişim. Mümkünse demliği alalım buraya, yenge. Teşekkürler."
Sayfa 459
Alıntı
Reklam