Aleyna Burunsuz

Hayatın bu ara getirdiği herşeye o kadar çok evet diyorum ki, az önce nefes alamadığımı farkettim. Yeni bölüm, yeni yeti, yeni hobi,yeni yarışma, yeni insanlar, yeni yardım. Halihazırda zaten bugün evden çıkmayacağım diyebileceğim tek günüm yokken. Evet derken, ezilir miyim diye düşünmeye tam başlayacakken hallederim, vardır bir hayır diyerek başımdan salıyormuşum. Ya bu kadar yükle çok büyük adım atacağım yada bir çoğunu batırıp dipten yeniden çıkacağım. Bu kadar yorgunken nerede pes edeceğim bilmiyorum, elbet vardır yolum buraya evrildiyse bir güzellik ama, durup durup sesli bir şekilde nefes alıyorum gerçekten. Fakat bunun yanında ben tasarımcı olamam bana kumaş gelecek ki ben model seçebilirim, kafamdan çıkaramam derken bugün sabah öğrendiğim bir konuyla ilgili kafamda bir kaç saatte beliren parçalar ve bunun başarısı bu zorluğun ilk getirisi. Büyüyorum demiştim. Geçenlerde yeni tanıştığım bir arkadaşım bana ilk görüş olarak çok özgüvensiz duruyorsun demişti. Eski ben üzerine giderdim, büyüyüp kendini tanımış ben hiç sorgulamadan aynı insan olarak devam ettim. Bugün bir sürü insanın içinde hala özgüvensiz duruyor muyum diye sorduğumda elimi saygıyla tutup, "özür dilerim naifliğini özgüvensizlik olarak algıladığım için" dedi. Bir de bugün saygı duyduğum biri "burası eksik burada kitap yok" dediği anda, benim olan şeyleri hayatımda ne güzel benimsediğimi, yansıttığımla farketmek, kendimden, sevdiğim şeylerden vazgeçmemenin getirisi 12 saattir çalışıp hala bu kadar yüksek olmakta gücümü hissettiyor fakat. İki bölüm, öğrenmem gereken bir sürü yeti. Hali hazırda güzel giden işim, yeni insanlar tanımak. Yapılacak bir sürü çizim, dikilecek bir sürü kumaş. Ayrıca kahve içmek istediğim bir sürü güzel insan. Ayrıca şuan iğneyle sussa da, her an kendini hatırlatıp peşinden
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Az önce biriyle konuştum. Bir yardım kampanyasında denk gelmiştim, bu ikinci olunca bilgi almak için yanlarına uğradım. Bir annenin gözlerinin önünde eriyen, tedavi için koşması gerekirken, oğlumla da ilgilenmem lazım diye her adımı tekrar atan bir anne. Artık tedavi ışığı var diyen, ben ümitliyim diyen baba. Anlattığı, olduk olmadık yerlerde çöken o çaresizlik hissi. İçimden tekrar aynı ter boşaldı. Bir kaç damla dışında ağlayamadım. Bunu kendim yaşasaydım ama evladım yaşamasaydı, dayanamıyorum dedi. En açıklayıcı cümlesi ise "böbreğimi satabilsem bir saniye düşünmem" dediği andı.O cümleyle aslında hayata karşı tekrar bir süzgeçten geçtim. Sonra aklıma bundan 10 sene önce yaptığımız yardım kampanyası geldi aklıma. Eymen bebekti, okuldan çıkıp broşürler asardık. En çokta bir eczaneyi hiç unutmam, dükkanın en iyi yerine yapıştırmıştı. Sokakta konser bileti satarak gezmiştik. Aylar sonra iyileşti haberi gelmişti, bir kaç sene sonra da sahilde görmüştüm. O birlik hissi ile büyüdüm ben, içimdeki ümit bu yüzden hiç bitmiyor büyük ihtimalle. Saldırmadan kimlere ulaşabileceğimin planın yapıyorum şuan, bir fayda bir adım bir ümit. Küçümsemeden. Anne dedi ki zaten "benim bir kaç kişiye değil, herkesin bir iki lirasına ihtiyacım var." Bir çocuğun senelerce daha nefes alması için yapmaz mıyız? Çok güzel bir çocuk, her çocuk gibi. Daha 6 yaşında, umarım kocaman bir ömür sahibi olur.
Hayat çok tuhaf, daha dün kıymetsiz hissettiğimde tası tarağı toplayıp kaçardım demiştim. Bugün o iki kıymetli yer gibi, benim için çok kıymetli olan ama bir kere istenmiyormuş gibi hissedip kaçtığım, evimin yakınında olmasına rağmen önünden bile geçmediğim noktalarımdan biriyle karşılaştım akşam. Beni görünce çok şaşırdı, selam verdi. Sonra sordu "Napıyorsun? Sen neden hiç uğramıyorsun? Sen neden küstün?" diye. "O kadar evim gibi gördüğüm bir yerde "sen bugün gelmesen, ben senin işini yapsam?" cümlesiyle istenmediğimi anladım, sen istemediğin için gelmedim" dedim. Yanlış anlaşılma olduğunu, o gün dükkanın sıkıntılı olduğundan falan bahsetti. Sonra yine çok candan, senelerdir neler olduğundan falan kısaca konuştuk. Çıkış anı daha tuhaftı, çıkıyorum diye masaya selam vermeye gittim kalkıyorlarmış. "Nasıl gideceksin, ben bırakabilirim?" dedi. Hala aynı tanımışlık değeri ile, o sırada aynı işin hayatıma soktuğu başka bir insan kapıda beni almak için bekliyordu. Aynı anda çıktık, bir yanda küslüğüm, bir yanda küsmediğim. O ayrım hayatımda aslında bu kadar keskin olmamam gerektiğini hissettirdi. Çünkü konuştuğum için çok iyi hissettim, yanlarında ben olabildiğim iki insan aslında ikiside. Birinin kasasına dikiş makinası götürmüşken, birine de bilgisayar götürüp rahatlıkla ders çalışıp dükkanı bana bırakıp gezin diyebiliyordum. Özellikle bunun olmadığı yerleri gördüğüm için çok kıymetli. Hatta çalıştığın yer hayatında çok yer kapladığı noktada, nasıl bir yer olduğu tüm hayatını etkiliyor. Çalışmanı da, bununda farkındayım. Sonra arkadaşıma anlattım, "Dükkanın anahtarını sana bırakacak kadar yakın olduğun yerden gelen bu cümleye alınman asıl yanlış değil mi?" dedi. "Bugün bir şey var demekki cümlesi dışında istenmediğini düşünmek, senelerce küsmek. Aleyna sen napıyorsun?"
Hem hoşuma gittiği, hemde yatkınlığım olduğu için kaligrafi öğrenmek için destek gördüğüm bir haftadayım. Dün nereden başlayabilirim, kağıt üzerinde mi yoksa tahta mı almayım diye soru sorarken, konu konuyu açtı. Bulduğum kalemleri gösteriyordum. "Ben kalem alacağım zaman miktara hiç bakmıyorum, çünkü beni çok mutlu ediyor." dedi. Bu sene kalemlerle haşır neşir olmaya başladığım için "çok iyi anlıyorum, gerçekten öyle. Bir kere kaliteli kalemin kâğıtta bıraktığı dokuyu ve çıkan işin kalitesini gördükten sonra kalemden mutlu olmayı öğreniyorsun." dedim. "Bana dünyanın en güzel ayakkabısını alsın biri, biri de binde biri fiyatında bir kalem alsın. Ben kaleme çok sevinirim." dedi. "Benim neyi sevdiğimi bilecek kadar bana kıymet vermiş ve kıymet verdiklerimle haşır neşir olacağımı bilip verdiği kıymeti sürekli hatırlatmak istemiş hissettirir." dedi. "Kalem sevindirir ama benim içinde en çok kumaş ve makas hediyesi bunu yaşatır." dedim. İşte tanıştığım, çok derinlerden değilde gülme üzerine hep iletişimde olduğumuz biri bana bugün bir poşet kumaş getirmiş. Ne bu sohbetten haberi var, ne de bu kadar fazla kumaş delisi olduğumdan. Sadece mesleğimi biliyor, işte hayat bu kadar basit ve kıymetli. O yüzden birine hediye alırken hep hobilerini öğrenirim, verdiğim kıymeti gösteremiyorum diyenlere de pek inanmam. Çünkü birine kıymet verdiğinde o kıymet asla içinde duramıyor, öyle yada böyle bugün bir bebek gibi mutluyum. O kumaşları diktiğimde de, giydiğimde yada dolabımda karşılaştığımda hep bu kıymeti hatırlayacağım. Gülümseyeceğim, kendi aldığım çoğu kumaştan daha tebessüm ettirecek. Yaşamak, insanca yaşamak çok kıymetli değil mi?
Çok büyüdüğüm bir zamandan geçiyorum. Bazı yerlerde sınırsız kıymet görüp, bazı yerlerde sınırsız kıymetsizlik görebiliyorum. Eski ben için bu sınırsız kıymetsizlik anları tası tarağı toplayıp kaçtığım anlardı bu yaşıma kadar, her zaman olgun, her zaman neşeli bir çocuk oldum. Tası tarağı toplamak zorunda olmadığım bir sürü yer oldu ama özellikle iki yer hayatımın bana kattığı en güzel güvenli alanlardan. Ve bende kendimde buraya güvenli bir yaşam alanı kurmuştum. Ta ki 2024 senesi benim elimden; iş, ilişki, hobi, duygu gibi bir sürü şeyi almak için gelmişti. Yılın sonuna kadar aslında çok yenilikler getirdi, yeniden okula başladım. Tam hedeflediğim gibi kendimle bağımı koparmamak için her gün yazmaya devam ettim. Kendi diktiklerimin yanında hazır kıyafetler giymeye başladım. Dikiş dikmediğim günler oldu, çok güzel yeni dostluklarım oldu, iltifat almaya başladım, iltifat etmem ben diyen insanlara "şuan iltifat ediyorsun" dediğim anlar yaşadım. "Hep gül sana gülmek çok yakışıyor" cümleleri duydum. Hayatımın ışıklarıyla tanıştım. O ışıklar söndüğünde kendi girdabımı harlamadan, kendime izin vermeyi öğrendim. Tekrardan ışıklarımın canlandığındaki o yükseklikte sarhoş olmayı öğrendim. Ben bugün ilk defa olunacağından emin olduğum hissiyatla küsmeden birine kitap hediye ettim. Küsmeden demek çok önemli çünkü ben ilk defa bana küsen birine adım attım. Güvenli biriyim derken kaçan biri oldum, kendimi yanlış yapmış hissettiğimde kafamda kurmadan "bir sorun mu var?" diye sormayı öğrendim. Kendime gün içerisinde halka eklememeyi öğrendim. Tası tarağı toplamadan, zaten o iki güvenli yerimde regüle olurum diye kaçmadan zor bir yere katlanarak gelmeyi öğrendim. Hayır demeyi, yapabileceğim halde üzerime almamam gereken yükleri almamayı öğrendim. Bilmiyorum demeyi öğrendim. Bunda