Bugünü hala iliklerimde hatırlıyorum, sonrasını da. Ebrar sitesini de, hatta nicesini de. Fasulye sayar gibi binalardan çıkarılan sedyelerin sayıldığını, sabaha karşı enkaz altındayım diyip konum bildiren twitleri, kepçe, yardım diye inleyen çığlıkları, cebinde -hala görmeye dahi dayanamadığım- petibör bisküviyi cebinde evladı çıktığında vermek için bekleyen babayı, bebeğim öldü beni kurtarmayın diyen anneyi. Cehennemi, unutmadım. Hala ortalıkta gezen isias otelini, baba ölüyorum diye atılan ses kaydını unutmadım. Yapabileceğim maksimum montlar dikip göndermekti. İçim hiç soğumadı, çünkü ne ceza alındı, ne ders, ne önlem. Ebrar sitesi kat eksiğini geçtim, kat arttırılarak tekrar yapıldı. Tıpkı diğerli gibi, bir ömürlük canımız için geldiğimiz dünyada dile getiremeyeceğim kadar acı içine gömülüp, canın kıymeti; güce, ranta, paraya yenildi. Oysa mukayese etme bile hadsizlikken. Bir çocuğun ölümünden acaba yalan mı diye bile o acıda gündemler sağlandı. Çok değil bir kaç sene önce daha az bir alan olsa da, van depreminden kurtulup şehrimize gelen kimseyle mi tanışmamıştık oysa... Satılan çadır, yağmalanan tırlar, kapatılan iletişim, geç kalınan farkındalık. Benim bu hayatta hala aşamadığım olayların ilk sıralarında, yaşayanları düşünemiyorum bile. İstesemde anlayamam, aklımı burada zor korumuşken. O yüzden gerçekten düşünemiyorum. Bir ömür için bu acı dahi fazlayken, üstüne neler eklendi. Rant uğruna neler daha eklenecek. Hem sınırsız şey var denecek, hemde hiç birşey. Acıyla, kinle anıyorum.