Aleyna Burunsuz

Bütün duyguları yaşadığım bir 48 saat geçirdim, nefrette bu duygular arasındaydı. Ben iyi ve kötü dengesinde savrulurken, bugün olduğum noktada bir ses yüksekliğini dahi kabul etmeyecek biri olmamı öğreten, senelerdir güvenli limanlarından olan bir abim geldi, yanında az sohbet ettiğim bir arkadaşım.Özlediğimden masaya eşlik edip durdum, bir ara hayatın üzülmeye değmemesinden konuşuluyordu, dedim ki bir daha bu kasımı yaşamayacaksın, başka kasımlar yaşayacaksın. Başkasından; ayakta durduğun, gücünün farkında olduğun her an kazanan sensin.. Bu cümleler masada hepimizden türetildi, sohbet edildi ve beklemediğim bir soru geldi masada. "Senin baban öldü mü?" Sonrasında güçlü durmaya çalışan bir kız çocuğu gördüm, acıdan kavrulurken hayata sarılmaya çalışan, dostuna koşan, karşındaki insana yine de çok güzelsin gibi iltifatlar edebilen, çok güçlü bir kız çocuğu gördüm. Çaktırmamaya çalıştım elimden geldiği gibi, kendinde görmek istediği gücü göstermek için çabaladım. Uğurladım,sonra bir anda o acıyı tutamadım içimde, hala içim kavruluyor. Hayatın hükmedemeyeceğimiz tek gerçeği, içim titrese de, günü bitirmek, normal sohbet edebilmek ve bir anda iç çekmek... Bu kısıtlı zamanımızda aslında ertelenecek bir saniyemiz daha yok mutluluk için, kıymet verdiklerinde bir arada olabilmek için, yaşamak için.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yılmadığım, kaybolmadığım bir benlik. Üzülsemde, yorulsamda, korksamda günün bir anında kendimle karlılaştığımda, kendimle yüzleştiğimde kendimle gurur duyduğumu farkediyorum. Yaprak açabildiğim her anı çok seviyorum. Bugün denizin içinde oluşan adacığa iki sandalye atan kadınla karşılaştığımda dedim ki, değişmesi gereken tek şeyin benim bakışımmış. Senelerdir kaç kere kumsala sandalye attım? Günü bu sorunun üzerine günlerdir içeride çalışırken, deniz kenarına attım kendimi. Kulağımda dalga sesleri, önümde defterim. Sınav kaygınını geçiyim, yarın işim olsa kaygılanan ben yarının uykusuz geçireceğim derslerini ve sınavlarına hiç kaygılı değilim. Mükemmel bir şey ya yaşama karışmak, bütün duygularla anda olmak, ana kaybolmak. Bugünün şükürü, an. Anın getirdiklerine.
Ben az önce 26 oldum, aslında çok güzel bir yazı yazdım kendime. Kendimle gurur duyduğum, kattığım her yeti ile, koştuğum, kendimle ve hayata olan güvenilen sağlıklı bağlar kurduğum müthiş bir yaştı. Sadece son gününe sebepsizce güzel başlamadım, güzel devam ettiremedim, güzel bitiremedim. Tam şimdi kapının önüne oturup ağlamaya başladım. Sonra düşündüm, yirmi beş yaş benim kaybettiğim her yetiyi üzerine katarak kazanmaya başladığım, koştuğum bir yaştı. Artık bunlar sırtımdayken yirmi altı yaşımın hedefi; koşmadan, savaşmadan güzel anlar inşa etmek. Dümdüz durduğum anların bolluğu ve bol kahkaha, bu yaşım yine çocukluğumu unutmadan, kıymetle doldurma yaşım.
Tüm gün kendimi dümdüz hasta hissettim. Sürekli gözümün gördüğü her yerde bir kaç adım atıp, kendimi yere atma isteğiyle yaşadım. En çok içimde kalan üst geçitten geçerken merdivenlerin döndüğü yerdeki düzlükteki yere kendimi atıp, haykırarak ağlamak istedim. Aylardır işe yarıyor, bir kere daha deneyelim dediğim tedaviyi istemek için gittim aslında bugün doktora. Hiç sınanmadığım bir bölgede, hiç beklemediğim bir kitleyle yüzleştim. Ben bu ara sakarım derken sağ kolumun güç kaybını öğrendim. Tekrardan "kötü olma ihtimalini göz ardı edemeyiz" cümlesini işittim. Hocam çok zordu oranın ameliyatı dediğimde malesef ki cümlesini duydum. Üstelik gündemdeki hala atlatamadığım insanlık skandalından sonra hastanesiz kalmıştım bu hafta. Ben o hastanede aşağıda derdim var derken, yukarıda neler oluyormuş kabusunu daha atlatamamışken, yürüyerek iki dakikada ulaşabileceğim hastane yolunun en yakının arabayla yarım saatte gidebileceğim başka bir hastaneyle değişmesi. O hastaneyle küs olduğum gerçeğini hepsini bastırıyordum. Tuhaf olan hayata da yine küsmedim. Bir anda ağladım, genelde arkadaşlarımla güldüm. Daha yarım saat önce yeni tanıştığım iki insanla gündelik şakalaşırken bir anda sorguladım, hayatı bu kadar seviyorsan neden hasta hissediyorsun? Çözüleceğini biliyorken, yeni bir doktoru daha kolay bulabileceğini biliyorkende neden ışıklardan korkuyorsun? Neden bir kaç hafta sonra çizemeyeceğini, bu dersten kalacağını biliyorken neden inatla resim çizip durdun bugün? Eğer hissettiğin gibi gerçekten ümidin varsa iki saat sonra okula gidecekken neden hala tetiktesin? Bu atağın çözümü yarın okula gitme planıyla çıkıp, yolda doktora gitmek normalde. Düşünüyorum, doktorum yok. Hem şanssız hissediyorum, hem sahip olduğum iç benliğimle çok şanslı hissediyorum. Son anına kadar hayata
İnsan sevdiği insanlarla olduğunda uykunun, yorgunluğun çok önemi yokmuş. Haftaladır sabah beşte başladığım günü gece ikide, üçte bitiriyorum. Okula giderken o sabah yolculuğunda gülüşlerime bazen dışarıdan sorgulayıcı bakışlar yakalayabiliyorum. Hayatımda zaten olan rutinimin pratiğini okulda yaptığım için bütün dersler terapi gibi geliyor. Sonra oradan yakın arkadaşımla, sevdiğim insanlarla aynı yerde çalışmak, gün içerisinde sürekli iletişimde olmak, iletişim kuramayacaksak gülümsemek, başımı her kaldırdığımda denizi görmek, günü kaparken veya ortalarında bir deniz havası alayım demek için sadece iki adım atmak,bu rutinin arasına elimde kağıt, kalem çizim yaparak devam etmek, tüm günümü terapi yapıyor. Mesela bugün topuklu ayakkabı giydim ve her topuk sesimde yaşama yine çok yükseldim. Bugün farkettik sayılı gün sonra doğum günümmüş, Baktım ki; 25 yaşına hayattan isteği kalmamış, belli güvenli alanlar belli dozda duygularla kısılmış hayat yaşayan, sadece çok çalışan, kabullenişçi bir kadın olarak girmiştim. Bu yaştan çıkarken sadece içimdeki sesi değil, ışığımı , yaşama olan inancım gören bir kadın olarak çıkıyorum. Dileğim,26 yaşımda bütün kadınlar olarak öldürülmeden, hepimizin çiçek açtığı günleri görmek. Yeşermeye, elimi yeşertmeye uzatmaya devam etmeye..