Bütün duyguları yaşadığım bir 48 saat geçirdim, nefrette bu duygular arasındaydı. Ben iyi ve kötü dengesinde savrulurken, bugün olduğum noktada bir ses yüksekliğini dahi kabul etmeyecek biri olmamı öğreten, senelerdir güvenli limanlarından olan bir abim geldi, yanında az sohbet ettiğim bir arkadaşım.Özlediğimden masaya eşlik edip durdum, bir ara hayatın üzülmeye değmemesinden konuşuluyordu, dedim ki bir daha bu kasımı yaşamayacaksın, başka kasımlar yaşayacaksın. Başkasından; ayakta durduğun, gücünün farkında olduğun her an kazanan sensin.. Bu cümleler masada hepimizden türetildi, sohbet edildi ve beklemediğim bir soru geldi masada. "Senin baban öldü mü?" Sonrasında güçlü durmaya çalışan bir kız çocuğu gördüm, acıdan kavrulurken hayata sarılmaya çalışan, dostuna koşan, karşındaki insana yine de çok güzelsin gibi iltifatlar edebilen, çok güçlü bir kız çocuğu gördüm. Çaktırmamaya çalıştım elimden geldiği gibi, kendinde görmek istediği gücü göstermek için çabaladım. Uğurladım,sonra bir anda o acıyı tutamadım içimde, hala içim kavruluyor. Hayatın hükmedemeyeceğimiz tek gerçeği, içim titrese de, günü bitirmek, normal sohbet edebilmek ve bir anda iç çekmek... Bu kısıtlı zamanımızda aslında ertelenecek bir saniyemiz daha yok mutluluk için, kıymet verdiklerinde bir arada olabilmek için, yaşamak için.