Aleyna Burunsuz

Yeni yaşıma adapte olmam biraz zaman aldı. Sanırım son ayın iş,sınav, hastane ve yeni tanıştğım insan çeşitliliğinin yorgunluğuymuş. Hayatımda sadece en stresli dönemlerimde tetris veya çiftlik oyunu dışında oyun oynamayan biri olarak, şuan gün içinde dinlenmek için oyunlar oynayan biri oldum. Aylarca evden çıkmasa çıtı çıkmayacak olan ben, iki gündür aylardır aradığım boşlukta arkadaşlarıma dışarı çıkalım diye sataşabilen biri oldum. Burada aslında alışkanlıkların insan hayatını nasıl yönlendirdiğini ve insanın sınırsız adaptasyonunu iliklerimde farkettim. Başarılı olabileceğim alanı bulmuşken, hiç aklımda olmayan iki bölüme daha yönlendiren mentorlere sahip olmuşum bu yaşımda. Ve tam olarak adımımı bulamasamda, bir camda yansımamla veya bir aynada kendimle karşılaştığımda kendimle gurur duyup, ne kadar şanslı olduğumu iliklerime kadar hisseden, dile getiren biri oldum. En fazla bir sonraki adımımı biliyorken, akışta olup en doğru yolu açacağıma emin olan biri olmuşum, savaşmayı unutmasamda kontrol edebilmeyi öğrenmişim. Çocukluğumdaki resim kurslarını, el yatkınlığımı reddedip senelerce resim çizemem derken, dikiş makinasının değilde kağıdın başına oturabildiğimi, oturunca da reddettiklerimin manasızlığını öğrendim. Günler ne kadar sıkışık olursa olsun, kendime bir saati ayırmaktan vazgeçmemeyi öğrendim. Daha öğreneceğim sınırsız şeyler var, koşturacağım kocaman bir hayat. Hala mottom aynı; içimdeki sesi unutmadan, huzurlu sağlıklı ve mutlu bir ömür.
Reklam

Aleyna Burunsuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
2024 33. kitabı
Rollo May
7.9/10 · 3.208 okunma

Aleyna Burunsuz

, bir kitabı okumaya başladı
John Berger
9.1/10 · 210 okunma
Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel(!), çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendini seyretmek zorundadır. Hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona. Böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar.
Bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı tutumunu gösterir; o kadına karşı nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağını belirler. Kadının varlığı hareketlerinde, sesinde, fikirlerinde, yüz ifadelerinde, giysilerinde, seçtiği çevrelerde, zevklerinde ortaya çıkar. Gerçekten de kadın kendi varlığına katkıda bulunmayan hiçbir şey yapmaz.