Aleyna Burunsuz

Aleyna Burunsuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·272 syf.·
2024 25. kitabı
Nihan Kaya
8.9/10 · 1.053 okunma
Reklam
Ölmeden önce neler yapmak istediğimizi hiç düşündük mü? Günlerdir bir dizinin etkisindeyim ve bu dönemime rezonans kanunu kitabı eşlik ediyor. Kitap tam olarak düşünce sistemim ile, imkansızlık diye bir durumun olmadığını bilen benim için çok destekleyici. Fakat dizide son üç ayını bilen bir insanın -ki daha hayatının başında- spor yapması, yürüyüşe kendini iyi hissetmek için çıkması, çalışmaya devam etmesi, yanlızlığı, kalabalıklığı, son aylarında birini sevebilmesi ve şak diye kimsenin bilmeden sorduğu "bir senelik ömrün kalsa ne yapmak isterdin?" sorusu. İki kere böyle bir durumu tattım. Birinde 'dağ yürüyüşü bile yapmadım ben' demiştim -3 senedir yeltenmedim bile- birinde 'Allahım yapmak istediğim çok şey var şimdi olmaz' demiştim. Peki beş sene geçti ve benim bu gerçekle yüzleştiğimde istediğim şeyler nelerdi? Baktım listeme, hep bir gün içerisinde içinde iyi hissettiğim döngüyü korumak, değiştirmek, kurmak, eklemek. Fakat kitap okuyan biri olmak benim ölmeden önce yapmak istediğim bir şey değil, yaşarken kitap okuyan biri olma isteğimden kaynaklı. Bilmiyorum, yapmak istediklerimizi bilince çıkarmak için illa ne kadar ömrünün kaldığını bilmesi mi gerek insanın? Bu gerçek her an zaten bizimle değil mi? Tam bu sırada kitaptaki başlarda geçen "Kim olmak istiyorsun ve neden o insan değilsin? Önünde ki engel ne" sorusu eşlik ediyor ve imkansız iyileşmelere şahit olduğum bu aylarda şuan ellerimden dökülen ilaç artıklarının hep birlikte bana bir şans daha verdiğini hissediyorum. Belki bu yüzden biraz fazla etkilendim ama paylaştığım arkadaşlarımdan da geri dönüşler çok benzer, bir arkadaşım paraşütle atlamak istiyor ve hep erteliyorum dedi, yazıldı ve hayat içerisinde kendime bu soruyu sorarak diğer isteklerimi bulacağım dedi. Bazıları hala düşünüyor. Biri her şeyi
Kedimin kendi yavruları varken,üç tane yavru kedi çalmış. Gelmiş camımda bağırıyor, bana gösterdikten sonra diğerlerinin yanına balkona taşıdı. Daha nereden bulduğunu bilmiyorum ama aklıma Mevlana'nın Kedisi kitabında geçtiğini hatırladığım "kedi sizi bulduysa ya enerjiniz çok iyidir yada size şifa vermek için sizi seçmiştir" cümlesi geldi. Gelde bu düzene, bu evrene aşık olma. Muhteşem bir şey yaşamak, yaşamda bunları paylaşmak. Bir on dakikadır aklımda sürekli senaryolar kuruyorum. Kedilerin anneleri mi öldü? Kendi yavrusu sanıp mı çaldı? Anneliği mi çok sevdi? 9 tane kediye bakabilecek mi?.. Hayvan arketipinde kedinin nankör olarak adlandırmasının yanlış tabir olduğu, hayatta alma verme dengesine gelebilmek için alma duygusunun artmasına ve adaletli bir yaşamı simgelemesi olarak adlandırılıyor. İki haftadır bana endişeyi, tetikte uyumayı, daha erken uyanıp beslemeyi, çocuklarını sevdirme hissiyatı ile gururlu şefkati, özlemişken gördüğünde yavruları dağıtıp sevdirmeye gelerek; kendi duygusu ile oluşan bencilliği, yavruları bize bırakıp giderek, kendine ait ayrılan zamanın gerekliğini, o masumlukların karşısında durup kahkahalarla sevdirerek durmayı, bazen emzirmesi için zorla yavrularına getirmek ve gördüğü anda koşup onları temizlemesi... Çocukluğumdan sonra ilk defa yavru kedilerin büyümesine eşliğim, hayata ve düzene daha çok tutunmamı sağladı. Bakalım bu üç küçük ile neler öğretecek.
Kitabın son sayfalarında istemsizce kendimi kumsala attım. Diğer okuduğum kitaplarında katılmadığım yerler vardı fakat bu kitap tam anlamıyla katıldığım, bazı yerlerde şaşırdığım bir yaşam ile dolu. Daire meteforuyla kendimle olan bağımı tanımlayabildiğim ve yaşamamış olduğum örnekleri okudukça kendim için sevindim fakat yaşayan çocuklar için içim sızladı. Öncesini değiştirmemiş olabiliriz ama yeni kuşak olarak bunları çevremize, varsa çocuğumuza, kardeşimize yaşatmamak bence görevimiz. Şimdi kıymetini bilerek kendimi denize atacağım, sadece yüzmediğimiz, koştuğumuz, konuştuğumuz bir yaşam hedefi ile.