Aleyna Burunsuz

Sartre'ın dediği gibi, kendi özgürlüğümüzü hissettiğimiz oranda başkalarının özgürlüğüne saygı duyarız.
Reklam
Yaşamak dediğim şey,paranın miktarıyla ilgili değil çünkü; yaşamanın gezmek, eğlenmek, para harcamak gibi anlaşılmasını istemem. Peki ne olabilir o zaman yaşamak?
Psikolog Rick Hanson da beynimizin, bir başkasının bize şefkat göstermesi ile bizim kendimize şefkat göstermemiz arasında ayrım yapmadığını anlatıyor. Yani, "Şefkate mi ihtiyaç mı duyuyorsunuz? Kendinize şefkat gösterin. Beyniniz, size bir başkası şefkat gösterdiği gibi değişecek." diyor, mealen.
... kendimizi değerli, güçlü, güzel, iyi imiş gibi hissetmek değil, doğduğumuzdan beri zaten içimizde olan değerimizin, gücümüzün, güzelliğimizin, iyiliğimizin farkına varmak. İkinci oku kendimize atıp durmamızın, bu değeri, gücü, güzelliği, iyiliği kendimizin "dışında" bir yere atfetmek olduğunu da anlatmaya çalıştım. Merkezi içimize alabildiğimizde dışarıdan gelen hiçbir şey bizi incitemez. Ya da, dışarıdan gelen bir şeyin bizi ne kadar incitebileceği, merkez hissimize bağlıdır
Merkezimiz olması gerektiği gibi içimizde kalsaydı, biz nereye adım atsak dünyanın merkezi orası olurdu. En güzel parti çağırılmadığımız partiymiş gibi hissetmezdik. Çağrılmadığımız partiye çağrıldığımızda bu sefer o parti değil de çağırılmadığımız bir başka parti daha güzel, daha önemli hale gelmezdi. Karşı pencere filminde olduğu gibi, karşıdan baktığımız oda daha çekici gelmezdi bize. O odada gerçekten bulunduğumuzda da bu sefer yine karşıda olan "öteki oda"nın, yani bir başka odanın daha cazip olmasına şaşırmazdık. Bir yerlerde hayatın merkezi varmış da insanlar orada çok eğleniyorlarmış, çok önemli bir şeyler öğreniyorlarmış ya da yapıyorlarmış da biz o merkezi hep kaçırıyormuşuz gibi hissetmezdik
Reklam