Aleyna Burunsuz

Aleyna Burunsuz

, bir kitabı yarım bıraktı
Ernst Fischer
8.8/10 · 248 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şık bir lacivert kadife takım elbise içinde ipek mavi gömlek. Jilet bir topuklu, saçlar atkuyruğu. Dik duran omuzlar. Bir kaç iletişim kurduk aslında kadınla. Benim için dışarıdan despot ama bir o kadar da inci gibi bir yargı oluşturdu. Ayaklarının üzerinde duran tam bir cumhuriyet kadını. Gün biterken yanıma geldi, ikram ettiğim bir çaya teşekkür etti. Sonra gözümün içine bakıp "ben evladımı kaybettim" dedi. Gözümün içine bakmaya devam etti. Sarılabilir miyim diyebildim. O yaranın soğukluğu beni de üşüttü. Sarılıp, teşekkür ederek ağladı. Acı o kadar büyük ki, daha bir iki saat önce tanımadığın birinden destek almak zorunda hissedecek kadar büyük. Hemen masaya aldım, dinledim. İyi olduğunu bilsem iyi olacağım ama bilmiyorum dedi. İnançlarımız hastalık sürecinden çıktığımdan beri ilk defa bu kafar gerekli dedim tekrar içimde. Çünkü bu hayatta bu kadar hastalıkla uğraşıyorken, normal bir güneşin ışığı bile o kadar kıymetli geliyor ki tekrar ağrı karanlığına düşene kadar birine sinirlenmek dahi aklına gelmiyor. Bu temizlikte olan bir insan kötü yerde olacak ta, ki ömrünü böyle geçirmiş biri biz mi iyi yerde olacağız dedim. İkinci ameliyatımdaki yan tarafımdaki o küçük çocuğu anlattım, 30 sene tanıdın. Onunla iletişim kurduğunda ne cevap vereceğini biliyorsun, o senin hep yanında dedim. Belki de bir kayıp bir sürü aileye dokunacak ne kadar büyük bir sarmal dedim. Kitap yazmak istediğinden bahsetti, özel çocuk olduğu için bize bir şey olursa bir kardeşi olsun demiştim artık ona bakmamız için belkide gitti artık dedi. Muhteşem bir yürek. Bense bugün çok yorgundum ve bugün bir tek ona çay teklif etmiştim. Önemsemediğimiz her sarmal ne kadar büyük,o kadar geçirdiğim nöbette benim annem arkamdan böyle diyor da olabildirdi. Bu akşam hayat depremler açtı içimde, hislerimde. Bir
İnsan ve Duygular
Kafana basa basa olaylar seni gerçekten öğrendin mi diye denemeye devam ediyor. Kafamda her iletişimde ayrı bir parentez açıyor. O kadar çok küsmemek, affetmek dedim ki seneler önce küstüğüm bir insanla karşılaştım bugün. Yüzünü bile unutmuşum,kapıda gördüğüm gibi ne kadar şıksınız dedim. Yüzüme bakakaldı. Sarıldı, o an tanıdım. Ve böyle bir kaç adım sonra "bir insan hiç mi değişmez? Hala aynısın" dedi. Hayat senelerce zorladığı için kendimde geçtim ama çok parça bıraktım diye düşünürdüm. Lise de veya üniversite zamanım gözümden kaydı. Beline tül sarıp kahkalarla kolidorlarda gezen, rengarenk giyinen, koşuşturan, aykırı şekilde renkli giyinen biriydim. Aynada baktım masmavi giyinmiş, yetmemiş montumu, farımı, rimelimi bile mavi sürmüşüm bugün. Saçım başım dağılmış, dolaptaki çantamın içi darmaduman. Masada defterlerim, kalemlerim yayılmış. Daha dün gecenin sonunda elime bıçak alıp, gömdüğüm dileği kazıp koşarak denize atmıştım. Nisanı ilk yağmuru diyip daha bu cümleden az önce bahçeyi kovalarla doldurmuştum. Bu cümle bana yaşadığım son 9 seneyi doyasıya yaşadığımı hissettirdi. Hayatta kendimi kabul ettiğimi, çok güçlü olduğumu hissettirdi. Az önce vedalaşmak için yanıma gelip "sana çok değer veriyorum, nerelerdesin sen senelerdir" dedi. Sarılarak. Değişimi hep kişilik olarak resmetmişim kafamda; oysa olay hala aynı insanken bazı duyguları öğrenmekmiş. Bu sarmal benim için seneler önce kapandı derdim. Oysa hayatın ilmekleri ne kadar uzun, karmaşık bir o kadarda hayat yada dünya küçükmüş. Ömrümüzün sonuna kadar kaç sarmal daha var olduğunu düşünmek, hem bu hayata güvendiriyor hemde hayran bırakıyor.
Bazı insanlar sadece dümdüz hayatımıza uğrayıp geçiyor. Olaysız, yarasız. Yarın bir yerde karşılaştığında aynı çocuklukla selam verecekmiş gibi. Bazı yollar zordur, belki bu teğet geçmeler zorluktan alıkoyup ileride dahi tatlı bir anı olarak anımsamaya fırsat bırakıyor. Son teğet bana küsmemeyi, affetmeyi, taşımamayı öğretti. Yani öğrenmem gerekeni. Gördüğümde iyi hissettiğim insanlar verdi hayat. Dinlenmek için hala sığındığım geometrinin "iki noktadan tek bir teğet geçer" cümlesinin hayatımı bu dönemini özetleyeceğini bilmezdim. Hayatın verdiği uzunlu kısalı, güzel teğetlere veya sarmallara.
Haftalardır sınırlılık ve sınırsızlık üzerine her bir parçasından yazılar yazıyorum. Sorguluyorum. Bugün farkettim ki ben hayır demeden hayır demeyi çok iyi öğrenmişim. Değer verdiğim insanların yanında çocukça değer alıp onları zorlamayı çok seviyorum. İnsanlara karşı hala sınırsız güvene sahibim. Fakat eskiden kaçardım güvenim kırıldığında, o insan benim için yok olurdu. Artık bir yanlış gördüğümde, çok güzel cevaplar vererek hayır diyebildiğimi gördüm bugün. Bunu öğrenebilmek hayata karşı son zamanlarda kırıldığını sandığım gücümün sadece yorulduğunu anlamamı sağladı. Hep mi kusursuzca sağlıklı yönetmek zorundayız herşeyi cümlesini kurdurdu. Hayır, bazen hayat bir sürü alandan sıkıştırabilir ki en değerlilerimden birinin sağlığıyla sınanmak nasıl kusursuz atlatılırdı ki? Belki bunun üzerine diğer hiç bir iletişimi yönetememişte olabilirim, illa hayat zorladığında "hayat bu ara çok üstüme geliyor" diyerek sığınmaya gerek var mıdır? Arada yanlış cevaplar,iletişimler bulsamda bugün akşamında konusu olan hatır kavramı, hayatımda şevkatle sınırsızca kendim olabildiğim her hatırı çok seviyorum. Büyüyoruz ya, en güzel olanı da doğrularını değiştirmeden büyümek. Hayat bir anda yüzüme okunan şiir gibi, muhteşem bir düzen.