Aleyna Burunsuz

Tıkandığım yerlerde hüngür hüngür ağlamak istiyorum. Bazen bir kaç saatlik yüzleşiyorum dayandıklarımla. Sonra durduğum yerden kalkıp yaşamaya devam ediyorum. Bazen kalktığım gibi o hisleri unutuyorum, bazen kafamın içinde kaburgalarımda yankılarını duyduğum patlayışları yaşıyorum. Öyle ya da böyle heybeme her gün bir meyve atıyorum. Sadece kendimi tekrar kabuğuma kapatmışken farkediyorum ki, bu kabuğun dışındayken olgunlaşmaya başlamışım. Açıklanabilir bi his mi çok emin değilim, büyüyorum ve büyürken de büyümüşkende yine hayatı çok seviyorum. Böyle bir düzlem.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sessiz bir şekilde terkettiğim kıyılarla doluyum. Hiçte sevmem vazgeçmeyi aslında. Çoğu kıyıyı ya elimden alındığı için yada çok tükendiğim için terketmişimdir. Ha birde korkup kaçtığımda olmuştur. Bu sefer konakladığım kıyıda ise bugün tam olarak tüketmişlik hissini tattım. Savaşmayacağım, artık bir tadı kalmadı yeni bir hikayeye ihtiyacım var geçişi. Yol çok belirsiz ama şu zamana kadar kurduğum her hikaye gibi, içimi ferahlatan bir hikayede tekrar varolabileceğimden eminim. Tekrar iyileşmeye, hayatı sevmeye, her günün en güzel tadını almaya.
Kendiyle bütün bağı kopmuş gibi koşuşturan bir insan; en nefret ettiği tiplemelerden birine dönüştüğünü içten içe farkediyordu ama bu düzene karşı koymak için hiç bir eylem almıyordu. Bu sefer savunması "akışına bıraktım" cümlesi de olamıyordu. Çünkü akışa da bırakmadığını çok iyi biliyordu. Sabah kalkıp koşuşturmaya, her an iki iş yapar halde günü bitirip-ki günü 18 saate yakın sürerdi- günü bitirince kendini balkonda telefonda vakit geçirirken bulması akışına bırakmak olamazdı. Bazen yolda gözüne güneş çarptığında, gülmediğini farkediyordu uzun zamandır. Arada bir kaç hıçkırık ağlamalar sonrası hemen normale dönüp, o an gördüklerinin dışında arka planda dönen fırtınalarla boğuşup arada bir derin nefesler alıyordu. O aldığı derin nefeslerle o sıkışmış histe betonlarını biraz sağlamlaştırdığını sanıyordu. O yüzden de sık sık derin nefesler alırken buluyordu kendini. Bu dünyada çok korktuğu çok az şey vardı, "bunlar olursa aklımı kaçırırım" derdi. Onlar oldu, aklını kaçırmadığını gördü. Yine görevlerini yerine getirmeye devam etti, hatta bulunduğu ana adapte olduğunu gördü. Ve gün içinde adapte olması gereken bir sürü anlar vardı. Arada bir esen fesleğen kokusunda iyi hissettiğinde daha çok farkediyordu çukurunu. Daha dün yola çıkmadan elleri titret haldeyken, yol boyu bir damla ağlamayıp arabadan indiğinde karşısında abisi ve dostunu gördüğünde ağlayarak yürümeye başlayıp, koşarak yanına gelmelerine sebep olmuştu. Sarılıp, katıla katıla ağlamıştı. Gerçek olmaması için dillendirmek istemiyorum dediği herşeyi dökülmüştü. Sonra gülerek güne devam etmişti ama içi içini gerçekten yiyordu. Bu en istemediği hayat insan tipiydi. Duygusuz, başarılı ama yorgunluktan dilinin kemiği olmadığı biri. Bir sürü insan tanıyıp, kendine bir sürü güldüğü sarmallar edinmek güzeldi de

Aleyna Burunsuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·336 syf.·
2025 12. kitabı
Gary Small
8/10 · 36,6bin okunma
İyi hissetmediğimiz noktada büyük çözümler arıyoruz ya, aslında benim hayatımı iki video değiştirdi. Ne kadar mantıksız geliyor algılara. İki video da birbirinden zıttı. Biri büyük bir hayal kırıklığı doluydu, diğeri de tam o sırada keşfetimde denk geldiğim hala da izlediğim bir grup arkadaşın bir arada bağırarak şarkı söylediğine denk geldiğim video. Aslında içimi bir sürü alandan acıtmıştı. En çokta altında ezildiğimi sandığım yüklerle, o kahkaha atabileceğim bir alanımın dahi olmadığını hissettiğimi farkettirdiği için, arkadaşlarımla olduğumda dahi çevrem, odağım dert duyup şifa olmak doluydu. Ne kadar şifa olsamda bir yerlerde kendim değilim gibi geliyordu, bir insan nasıl tebessüm saçarken gülmezdi? Evet ya bunu istiyorum hayatımda, bu yaşta gülmeyeceğimde ne zaman güleceğim diye sorgulamıştım. Ama olay iki arkadaş bulup o masada bağırarak şarkı söylemek değildi, hayat kurmaktı. Bugün iş çıkışı kahve için gittiğim yerde bütün arkadaşlarımı görmek, iki enstrümanla bağırarak, dans ede ede birlikte şarkılar söylediğimizde hatırladım o günü. Pamuk tarlasına atmış gibi hissediyorum kendimi. Kendimin çok yeni halleriyle tanışıyorum, hemde her gün. Hayatta öğüt veren değilde; konuşan, şakalaşan bir ben var. Bunun yanında bol bol kendini besleyen O her bir ilmekte kendini iyileştirmeye çalışan kız hayatın içinde her an parmakla gösterilerek varoldu. O kadar hoşuma gitti ki, bu kadar sınırlarımı acaba ne düşünülür diye sorgulamadan, doğru bulduğum kaleyi sıkı sıkı tutmadan bu kadar değer bulmak. Etrafta kalpler yapıp duruyorum, sabahtan günü bitirene kadar. Asıl hatam ömrümde kendimi sadece yeniden doğuşlarda bu kadar sevmeye fırsat bırakmış olmam. Aynı çok az bir zaman önce masamda bulduğum çiçeğin kimin olduğunu bile sorgulamamışken, benim olduğunu öğrendiğimde neden