Aleyna

Bilimin En Kapsamlı Açıklamaları: Teoriler
Teorilerin önemli bir özelliği de ölçek/kapsam etmeni olarak tanımlayabileceğim bir özelliktir. Örneğin Newton'un kuramı ışık hızından çok yavaş hızlarda hareket eden, yani genelde günlük yaşantımızda gördüğümüz tüm cisimlerin hareketlerini açıklamak için çok kullanışlıdır. Çünkü Newton cisimlerin hareketlerine yönelik teorisini geliştirirken, sadece büyük ölçekte görülebilen gerçeklerden dayanak almıştır, çok küçük (atomik) veya çok büyük (astronomik) boyutlara teknolojik yetersizliklerden ötürü erişememiş, bu alanlarda gözlem yapamamış, dolayısıyla teorisine bu boyutlardaki gözlemlerini (doğa gerçeklerini) dahil edememiştir. Bu sebeple Kütleçekim Teorisi, bugün genellikle birkaç milimetreden birkaç kilometreye kadar değişen büyüklükte görebildiğimiz cisimler için geçerlidir. Atomik boyutlara inip, astronomik boyutlara çıktığımızda Kütleçekim Teorisi'nin düzgün çalışmadığını görürüz. Benzer şekilde, Newton'un cisimlerin hareketine getirdiği açıklamalar, hep günlük yaşantıda alışık olduğumuz hız aralıkları için geçerlidir. Bir kuşun uçuşu, yürüyüş hızımız, bir makinenin parçalarının çalışma hızları ve benzeri... Ancak bir cismin hızı arttıkça ve ışık hızına yaklaştıkça, Newton'un kuramının kullanılması sonucu yapacağımız hataları artmaya başlar ve sonunda bu teorinin öngördüğü Evren modelindeki hatalar göz ardı edilemeyecek kadar büyürler. Örneğin bir elektronun veya fotonun hareketini analiz ederken veya karadelikleri incelerken Newton Mekaniği'ni güvenli bir şekilde kullanamayız; hatta çoğu zaman hiç kullanamayız. İşte bu noktadan sonra, yani ışık hızına yakın hızlarda veya astronomik cisimlerin birbirleri üzerindeki etkileri söz konusu olduğunda Einstein'ın Görelilik Kuramı veya az sonra değineceğim Kuantum Mekaniği kullanılmak zorunda kalınır. Einstein'ın
Sayfa 39 - Kor Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Aleyna

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
9 günde okudu
·
2020 3. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.6/10 · 76,9bin okunma
Aşağıya, aşağıya, kolları ve bacakları yorulup güçlükle kımıldayana kadar aşağıya yüzdü. Derinlerde olduğunu biliyordu. Kulak zarındaki basınç acı veriyor ve başı uğulduyordu, ama o kollarını ve bacaklarını iradesi kırılıncaya, hava ciğerlerinden büyük bir patlamayla boşalıncaya kadar kendisini derine indirmesi için zorladı. Hava kabarcıkları yukarı doğru giderken yanaklarına ve gözlerine küçük balonlar gibi sürtünüp çarpıyorlardı. Sonra acı ve boğulma geldi. Bu acı, ölüm değil; sersemleyen bilincinde salınan düşünce buydu. Ölüm acı vermezdi. Bu yaşamdı, bu korkunç ve boğucu duygu yaşamın sancılarıydı; yaşamın ona atabileceği son yumruktu. İnatçı elleri ve ayakları güçsüzce ve gelip geçici bir şekilde suya vurup çırpınmaya başladılar. Ama Martin onları ve onların suya vurup çırpınmasına neden olan yaşama isteğini aldatmıştı. Çok derindeydi. Onu asla yüzeye çıkaramazlardı. Rüya gibi bir denizin içinde yavaş yavaş yüzüyor gibiydi. Renkler ve ışıklar çevresini sarmış, onu yıkıyor, onu kaplıyordu. Bu neydi? Bir fener kulesine benziyordu, ama beyninin içindeydi ışıldayan, parlak beyaz bir ışık. Işıl giderek daha hızlı, daha hızlı çakıyordu. Uzun, gürleyen bir ses vardı ve ona, bitmek bilmeyen uçsuz bucaksız bir merdivenden yuvarlanıyormuş gibi geliyordu. Aşağılarda bir yerde karanlığın içine düştü. Bu kadarını anlamıştı. Karanlığın içine düşmüştü. Ve bunu anladığı anda anlaması sona erdi.
Alfa Yayınları
Kelimelere doğru anlam yüklenmesi gerekli olduğundan, konuya derinlemesine girmeden önce, vahiy kelimesi üzerindeki bazı gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Dine uygulandığında vahiy Tanrı'nın insana doğrudan ilettiği şey anlamına gelir. Eğer Tanrı lütfederse, bu tür bir ilişki kurmada onun gücünü kimse inkar edecek veya tartışacak değildir. Bu durumun var olduğunu kabul etsek bile, bir şeyin özel bir kişiye vahyolunması, herhangi başka bir kişiye olunmaması, bu vahyin sadece o kişiye ait olması anlamına gelir. Bu kişi vahyi ikinci bir kişiye, ikincisi bir üçüncüsüne, üçüncü dördüncüye aktarır ve böyle devam ederse söz konusu vahiy tüm bu insanlar için bir vahiy olmaktan çıkar. Bu sadece birinci kişi için bir vahiydir, diğerleri için de bir söylenti; sonuç olarak diğerleri de buna inanmakla yükümlü değildirler. Bize ikinci elden yazılı veya sözlü olarak iletilen düşünce ve ifadelerin bir vahiy olduğunu ileri sürmek çelişkidir. Vahiy tanımı gereği ilk kişiyle sınırlıdır. Bundan sonrası bu kişinin kendisine vahiy gönderildiğini ileri sürmesinden başka bir şey değildir. Bu kişi kendisini inanmakla yükümlü görebilir, ama benim onun gibi inanma zorunluluğum yoktur, çünkü bu vahiy bana gönderilmemiştir ve benden bu vahyin kendisine gönderildiğini iddia edenin sözüne inanmam istenmektedir.
Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları