Türk ve Japon reformcuların felsefelerindeki farklılık, belki başka hiçbir hususta olmadığı kadar bariz ve karakteristik biçimde yazı meselesinde ortaya çıkar. Basitliği ile öne çıkan ve sadece 28 harften teşekkül eden Arap alfabesi dünyanın en mükemmel ve en yaygın alfabeleri arasında olmasına karşın Türkiye'de bu alfabe kullanımdan kaldırılmıştır. Diğer yandan Japonya, kendi içindeki Romalıların Latin alfabesini kabulü cihetindeki taleplerini reddetmiştir. Japonya reformalardan sonra dahi 46 işaret ve 880 ideogramı barındıran girift yazısını muhafaza etmeyi tercih etmiştir. Bugün Japonya'da okuryazar olmayan yoktur. Türkiye'de ise Latin alfabesinin kabulünden 40 yıl sonra bile nüfusun yarısından fazlasının okuryazarlığı yoktur. Böyle bir netice, körlerin dahi görebileceği cinstendir.
Alıntı
Sen gelmedin..
Üç-beş garip kelimenle birkaç türkün kaldı ellerimde. Bir gün gelip geri alırsın diye sarıp sarmaladım onları. Fakat gelip yan yana getirmedin kelimelerini. Alıp bir cümleye kurmadın harflerini. Avucumda yamuk yumuk bir nokta, hiçbir cümleye tamamlanmadı o günden sonra. Adından dökülen harfler elli yıldır böyle yetim yetim...
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
III. TÜRKLER
VI. Yüzyılda Orta Asya’dan yeni bir göçebe imparatorluk ortaya çıktı. Altaylardan gelen yeni fatih Türkler, kısa süre zarfında Büyük Okyanus’tan Karadeniz’e kadar tüm halkları itaat altına aldılar. İmparatorluğun kurucusu İli-Han Tumın 553’de öldü ve Tobo-Han’ın ölümünden (581) sonra ise imparatorluk doğu ve batı olmak üzere ikiye bölündü. Batı Türklerinin merkezi, Orta Asya’nın batı kesiminde daha sonra kurulacak göçebe devletlerin çoğu devletlerin çoğu gibi, Usunların eski toprakları yani Yedisu idi. Yedisu tarihinde Türklerin hakimiyet dönemi oldukça büyük öneme haizdir. Göçebe imparatorluğun merkezi her zaman değişik ülkelerden gelen tacirlerin cazibe merkezi olmuştur. Çünkü bunlar, burada mallarına özellikle de Çin tarafından ve Batı Asya yönünden göçebelere ihraç edilen mallar içinde önemli yer tutan kumaşlarına tatlı müşteriler buluyorlardı. Ama VII. Yüzyıl’da Fergana’da ortaya çıkan ve ortaya çııkan ve birkaç on yıl devam eden karışıklarla birlikte Batı-Asya Çin arasındaki ona ticaret yolunun kuzeye kaymasına sebep oldu. Feragana ve Kaşgar’ı geçen yolcular Semerkand’tan kuzeydoğuya yönelip Taşkent ve Evliya-Ata üzerinden Yedisu’ya, Çu Nehri sahiline, oradan da Issık Göl’ün Güney Sahili boyunca ilerleyerek Bedel Geçidi üzerinden Aksu’ya ulaşıyorlardı. Bu y ol hakkında ilk bilgileri bildiğimiz kadarıyla VII. Yüzyıl’da yaşayan Budist Hacı Hsüan Tsang’da ve Çin “Tang Hanedanı Tarihi” nde buluyoruz. Sonuncusu XI. Yüzyıl’da yazılmıştır ama özellikle Batı ucu hakkındaki bilgilerin tamamı VII. Ve ya VIII. Yüzyıl’a aittir. Çin yol haritalarında Yedisu üzerindne geçen yollar hakkında detaylı bilgi mevcut değildir. Yine de bu veriler, en azından henüz VII. Yüzyıl’da, Çay Vadisi’nde tarım yapıldığını ve bu kültürün buraya tıpkı daha yakın zamanlarda benzeri kolonilerin
Orta Asya – Tarih ve Uygarlık V.V.Bartold 2. Baskı Selenge Yayınları İstanbul 2014- *Külliyat, II, I/31-35 1 Günümüzde Kazakistan sınırları dahilinde Cambul Şehri 2 Bartold, Türkistan’da Hristiyanlık, 3-5·Kitabı okuyor
Tarih
Kitabı okurken ben :)
"Çok zor bi kitab okumaya başladık. Hiç bukadar zor bi kitab okumamıştım."
Sayfa 39·Kitabı okuyor
Alıntı
Babamın titremeye başlayan sağlam elinde tuttuğu kağıt yaprağını aldım. Beni hayrette bırakan kağıt üzerinde, Babamın, hayatında sarf ettiği ilk tepki sözlerini görüyordum. Kendine güven duygusunun geri gelmiş olması bana mutluluk verdi. Bu iyi işte, mücadele etmeye devam edecek, diye düşündüm. Babamın el yazısı pek fazla değişmiş değildi. Sağlığı yerin­ de olduğu zamanlarda da yaptığı küçük imla hatalarının gene tekrarlandığının farkına vardım. Bunu iyi bir işaret olarak yo­ rumladım ... Zavallı Babacığım, hayatı boyunca üç ayrı alfabeyle yaşama­ ya çalışmasına rağmen, buna tamamen alışamamıştı bir türlü. İlk başta, doğrusu henüz İstanbul'a gitmeden önce, yazılarını Latince alfabeyle, soldan sağa yazıyormuş; daha sonra, Osman­ lıca, Arapça yazıyı sökmüş. İstanbul'da, yazılarını sağdan sola yazıyormuş. Osmanlı yazısı ile yazdığı ilk metinleri, İstanbul'un usta hattatları bile onun gibi yazmakta zorlanırdı. İstanbul'dan ana yurduna döndüğünde, Latince'ye dayalı Arnavut alfabesini kullanarak, yine soldan sağa yazmaya başlamış. Yurdunu terk ettikten sonra ise gene soldan sağa, ancak bu defa Kiril alfabe­ siyle yazmaya devam etti. Latin yazısıyla kaleme aldığı metinlerde, bazen
Sayfa 245 - YKY yayınları 2008
Edebiyat - Roman - Tarih
Ezekiel’e Mektup
I. Herkes tutsak, öfke özgür Kanın ve ıstırabın perçeminden tutup İnsanın izzetine inanan bir uzun mektup Yazacağım sana Ezekiel... Ezekiel, Ey Ezekiel! Toprak onunla direnecek Işık onunla... Hayat onunla direnecek Onur onunla... Ezekiel, Ey Ezekiel! Sen bir nebi değilsin Nebi olan Zülkifl idi Çiçeklerle süslerdi dağları Onun sûru uzun bir İsrafil Bekletirdi tüm çağları... Yakıyorsun şehirleri Alevin kanlı bir sağ el... Bünyamin değil, Yusuf değil Sadece bir katil Ezekiel Köle oğulların ve kızların hırsla İzledikçe yangını ve soygunu Sürgün kalacaksın Ölen insanlığın son vadisinde...
Sayfa 12 - Ebabil Yayınları·Kitabı okuyor
Şiir