Anam baktığı adamlardan kaptığı bir şey
yüzünden öldü. On sekizimdeydim daha. Keşke azıcık vakit ayırıp bana gerçeği, bir kadının bu dünyadaki tek umudunun diğerlerinden azıcık daha az içen bir adam bulup sımsıkı tutunması, gidebildiği kadar gitmesi olduğunu söyleseydi.
"Doğru mu, Bull?" dedim. Aile gibi birlikte mi yaşayacağız?"
"Yok be, Ingram. Marion'a masal yazdım işte. Kadınlara masal şarttır. Hakikat, kadınlara zehir gibi gelir. Tükürürler hemen. Ama palavraya doyamazlar. Masal için yaşarlar."
Dışarıdaki gürültü yüksek ve sürekliydi. Ama zihnimde gürültüyü fırtına gibi düşündüm. Sağanak yağmur üzerimdeki teneke damı döver, șimşekler çakar ve dışarıdaki ağacın dalları küçük pencereme vururken müştemilat kulübesinde uyuduğum çoktu. Gündüz olması dışında büyük fark yoktu ki onu da gözlerimi kapayarak halledebilirdim ve hallettim.
He asked for her hand in marriage. Doris not only refused; she did what she had always done: escaped.
Ona evlenme teklif etti. Doris sadece reddetmekle kalmadı; her zaman yaptığını yaptı: kaçtı.