"Üzülme," dedi, "biz insanoğluyuz, doğumdan ölüme kadar başımızdan geçmeyen kalmaz. Yalnız şunu bil ki kardeş, insanoğlu her gün anasından terütaze doğmuş gibi bir kez daha doğar, her gün doğan günle birlikte."
"Doğar mı?" diye kendini tutamayarak sordu Poyraz.
"Yeter ki her sabah günle birlikte doğmayı isteyelim," dedi Emir. "Bütün suçlardan, kötülüklerden, pisliklerden arınıp pirüpak oluruz. İnsan kendi kendini arındırdığında kendini bağışlar. İşte o zaman insan yeniden doğar, pirüpak olur."
Doğa kanunları, mutluluğun bir hak olmadığına, aksine hayatlarımızın çaresizlik ve acı ile şekillendiklerine işaret ederler. Ortaya bir av çıktı mı, her bir köşeden asalaklar koşup geliverir, hatta o anda yeterince asalak yoksa alelacele doğmaya çalışırlar. Çok geçmeden av kıtlaşır ve hemen ardından ise yetmez olur çünkü doğanın dengeleri hesap kitapla değil dene- yimle belirlenir. Av yetmez olduğunda ise, doyurulacak boğazların acı çekip ölmek suretiyle azalmaları gerekir ki bu şekilde denge en azından bir süre için yeniden sağlanabilsin. Bunda yakınılacak ne var ki sanki? Gel gelelim her- kes yakınıp durur. Avdan tek bir lokma bile alamayanlar, bunun haksızlık olduğundan, kendilerini besleyebilenler ise daha fazlasını hak ettiklerinden yakınıp isyan ederler. Neden sessizce yaşayıp, sessizce ölmeyi beceremezler ki bunlar?