"Tiyatro, emsalsiz bir telkin kürsüsüdür. Onun bütün hakkını verdikten ve kendine mâl ettikten sonra, Asv tâbiriyle;
Hikmet, müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır.
Fakat o öyle bir alışır ki, kendisinin malı kılar. Böyle bir maliyet hesabıyla tiyatroyu aldıktan sonra, onu dâvamızın kürsüsü halinde getirsek (sinemayla beraber) daha ne isteriz?
“Bu memlekette din serbesttir!” dedikleri şey, her ferdin, ikinci fertle bir irtibatı olmaksızın, kendisine benimsemekte güya hür olduğu o şuursuz Şehadet Kelimesiyle, kalbin ve idrakin refakat etmediği o beş vakit namazdan ibarettir. Böyle insanların ikisi, yirmi ikisi, yirmi iki bini veya yirmi iki milyonu da iç halini bir yüz karası gibi gezdiren ve gizleyen bir tek fertten, tek fertçikten ibarettir."