Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.137
Gösterim
Adı:
Cinnet Mustatili
Alt başlık:
Yılanlı Kuyudan
Baskı tarihi:
1 Eylül 2010
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758180103
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyük Doğu Yayınları
Baskılar:
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Muamele
Hareketimden bir gün evvel Üsküdar Savcılığında ifademi aldılar. Bu savcının yanında oturdum ve Sulh Ceza Mahkemesi beni görmeden kararını verdi: Tevkifi ve Malatya'ya sevki... Ne sual, ne sepet... Necip Fazıl ben miyim; kâfi!... Hâdiseyle en küçük temas ve alâkama dair hiçbir şey tespitine lüzum yok... İstanbul hâkimine düşen vazife, tevkifi matlup olan adamın Necip Fazıl olduğunu müşahededen ibaret...
(Kitap'tan sf.93)

Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, "hapisleri üniversite yıllarından çok olan" Necip Fazıl, 1943'den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960 senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi.

1955'de "Yılanlı Kuyudan" ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, "büyük sanatkâr"a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür.
Yılanlı kuyu dediği hapishanede geçen günlerini ve hissiyatını anlattığı kitap. 1950'lerin başında girdiği hapishane günlerini, hem kendi hissettikleriyle hem içerdeki insanları tahlilleriyle ve hapisten çıktıktan sonra 1960 darbesi ve neticelerini gözler önüne seriyor.
Özellikle hapishane tasvirleri cinnet mustatili diyor mesela mustatil dikdörtgen demek, teşbihleri ki yılanlı kuyu çok hoşuma gitti. "Bizde hapishane, hiç bir suçun ızdırap ve intibah yatağı değil, her suçun tam teşekkül ve tekemmül akademisidir. O bir yılanlı kuyudur; ve bekçileri, içine değil yalnız kapağına hakimdir. Herkes, her nevi insanı, kuyunun kapağını aralayıp buraya atarlar. Atılan ister tırtıl veya solucan olsun... Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak, yahut yılanlara gıda olacaktır." hapishane bu kadar güzel anlatılamaz.
Malatya hadisesi, Serdengeçti ile muhabbetleri vs. okunacak kitap.
“Ellerinde sahibine ulaştırılmak üzere altın, gümüş ve elmas taşlarla bezenmiş çok kıymetli bir emanet vardı. Canı pahasına bu emaneti korumak ve sahibine teslim edebilmek için canhıraş hale geldi. Yolu uzundu ve azığı emanetin yerine ulaşması ümidiydi. Kuvvetli bir imanla yola koyuldu. Yolculuğunda kıble rüzgârları ona yoldaş oldu. Buna rağmen tereddüt etmeden devam etti ve menziline vakıf oldu. Emaneti yerine teslim etti. Bu kutlu görevin emanetçisi, Necip Fazıl Kısakürek oldu.”
Onu her hatırlayışımda işte böyle hatırlarım. Emanetçi olarak. Emanetini teslim etmiş olarak…
Necip Fazıl’a dair ilk okumalarımı yaparken karşılaştığım ve onunla hemhal olarak tahayyül ettiğim o anıları hiçbir zaman unutmayacağım. Cinnet Mustatili anıları…
Cinnet bildiğiniz üzere aklı kaybetme veya çıldırma anlamlarına gelir. Mustatil ise dikdörtgen demek. Hapishane için aklı kaybettiren, çıldırtan dikdörtgen tabiri kullanılmış. O zamanlar fikirleri üzerinden mahkum edilenler tek kişilik hücrelerde tutuluyordu. Yalnız başına kalan Necip Fazıl bu süre içerisinde yaşadıklarını bir araya getirdiği esere bu sebepten Cinnet Mustatili ismini veriyor.
*
Tarih 12 Aralık 1952 Cuma, saat 10, yer Üsküdar Toptaşı Hapishanesi. Yanında zevcesi Neslihan Hatun. Üstat eşine mahcup vaziyette sormayı arzuluyor:
-Söyle; acaba içinden <şu adamın zevcesi olacağıma, bir bakkalın, bir kunduracının karısı olsaydım!> gibi bir duygu geçiyor mu? Söyle, hiçbir günü öbürüne uymayan bu belalı, bu netameli adam senden af dilemeye muhtaç mı?
Arzuluyor lakin hatununun asaletinden de haberdar. Biliyor, hayatını dalgalı bir ummanda ve kaptan köprüsünde geçerken, zevcesinin kendisinden, onun sessiz bir balıkçı köprüsünde yaşamaya mahkûm bir hayat sürmesini istemeyeceğini. Bu vaziyette teslim oluyor yılan kuyusuna…
*
Ben ki, toz kanatlı kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

En ufak bir sorunda devrildiğimiz bu demde onun bu çileyi göğüslemiş olması bana çok özel ve nadir insanlardan olduğunu düşündürür Necip Fazıl’ın. Yaşam bulan atılımları ona devrin şartları yüzünden sürekli mahkûmluk kapısını açsa da, her seferinde türlü ıstırap ve altın bezeli fikirlerin pençesinde yoğrularak çıkmakta ve sürekli hürriyet ve mahkumluk arasında mekik dokumaktadır.
16 Ocak Cuma günü hatırasında şöyle der: “Allah… Başka tek kelime söyleyemeyecek haldeyim.” Hemen ertesi günü yazdığı hatırada ise “Uyanır uyanmaz, odama bağlı küçük holün daima açık penceresinden bir cıvıltı duydum. Bir kuş, beni sanki ismimle çağırıyor. Ruhuma tatlı bir aşinalık dolduran bu seste: ‘Kalk, bana ekmek ver!’ gibi bir mana sezdim.” Diyor. Yalnızlığın ve sığınmış bir adamın hali var Necip Fazıl’da. Her harekette mana, her seste bir ahenk ve her dokunuşta bir muştu sezmektedir. Bu halinden dolayıdır sanki o gece gördüğü rüyanın hikmeti sebebi. Devam ediyor: “İçim ürperti ve uğultu dolu… Gece müthiş bir rüya gördüm. Rüyada bir ses ‘Göğsünde bir et beni gibi bir şeyler biter, sonra geçer!’ bu ses üzerine büyük bir aynalı dolaba karşı göğsümü açıyorum. Bütün bağrımın, bilhassa kalp tarafımın, et beni gibi değil de, üzüm taneleri büyüklüğünde pembe ve kırmızı memeciklerle dolu olduğunu görüyorum. Dehşet içinde kalıyorum. Kalbimin üstünde, köpek memesi şeklinde binbir kabartı. Ses, hep kulağımda: ‘Aldırma, geçer!”
Necip Fazıl’ın hapishane günleri bu serencam içerisinde geçmektedir. Hem acı içinde hem teslimiyet ve tefekkür dairesinde deveran etmektedir.
*
Yılan kuyusunda elbette güzel arkadaşlıklar edinmiş. O arkadaşlıklarından bahseder Necip Fazıl. Osman Yüksel ile geçirdiği günleri, revirde ki hekimleri, koğuş arkadaşlarını… Hepsinden birer birer bahsetmekte ve bu ortaklıkta ki haklarını teslim etmektedir. Bir taraftan yalnızlığını onlarla giderirken öbür taraftan zevcesinin hasreti, ona yaşatmak zorunda kaldığı bu ayrılığı düşünerek yine bir ikilemin içerisinde kalır. Nihayetinde tam bir sene sonra aynı gün, verdiği müthiş savunma ve çıkan tahliye kararı ile özgürlük…
Necip Fazıl, artık kaldığı yerden devam etmek için tekrar sahadadır. Ona, artık mücadeleyi bırakmasını dahi söylüyorlar. Bu işlerden uzak kalmasını sessiz olmasını teklif ediyorlar. Çünkü o devam ettikçe mücadele ettiği insanlar kendisinden geri durmayacaklardı. Yüz yıla varan hapis istemlerine kadar çıkacaktı açtıkları davalar. Lakin Necip Fazıl, hız kesmeden kaldığı yerden devam ediyor. Büyük Doğu’yu çıkartmaya ve liyakat sezdiği herkesi bu davaya dâhil etmeye azimle devam ediyordu.
*
Meselesi olan bir adamın en büyük destekçisi olan acz ve fakr’ın nasıl inkişaf ettiğini, şefkatin ve merhametin düşmanlarına karşı bile nasıl kuşatıcı olduğunu göreceksiniz. İmtihanlarla yoğrulmanın, sıkıntı veren hallere dayanmanın sonucunda verilen mükafatın, söyleyecek sözü olanlara yardımcı olacağı ve kendi içine doğru rüzgardan hafif topuklarla yürüyen bir adamın ayak seslerini duyacağınız bir eser, Cinnet Mustatili!
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.999 Oy)19.931 beğeni45.630 okunma3.583 alıntı192.969 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (940 Oy)1.069 beğeni2.792 okunma2.248 alıntı27.568 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.943 Oy)9.215 beğeni30.246 okunma926 alıntı146.749 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.017 Oy)11.813 beğeni29.637 okunma1.688 alıntı155.069 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (3.286 Oy)3.495 beğeni15.669 okunma913 alıntı49.365 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.139 Oy)13.969 beğeni36.183 okunma3.792 alıntı153.864 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.258 Oy)9.254 beğeni27.609 okunma2.934 alıntı121.786 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.742 Oy)8.206 beğeni22.319 okunma4.615 alıntı137.131 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.239 Oy)5.684 beğeni18.255 okunma1.153 alıntı63.957 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.297 Oy)6.655 beğeni17.682 okunma2.987 alıntı90.461 gösterim
Sözlerde tasvirlerde zamanın eskitemeyeceği imgeleri içinde barındıran , okurken hissi duyguları uyandıran muhteşem bir yapıt. Okurken uzattım , çünkü ne çabucak okunacak bir roman gibi savruk ne de bitse de kurtulsam denilecek gibi özensiz. Durup düşünülecek kadar özenli bir eser , her bölümde ders alınacak bir anı ...
İlk olarak üstadımızı tekrar saygıyla anarak onun bu güzel eseri hakkında naçizane düşüncelerimi söylemekten mutluluk duyarım. Üstadın yıllarca hapislerde çektiği acıyı bir nebze olsun tatmak için ve zulmün karşısında hangi esaret gücünün gölgesine sığınacağımızı öğrenmek için her bir dava yurttaşıma önerebileceğim eserlerin başında gelmektedir. Gözyaşını kaybeden, gözlerine biber doldursa yeridir.
Herkesin kahkahadan hoplayacağı, zıplayacağı sözde saadet şartları içinde, beni bulutlar dolusu gözyaşı nasibine kavuştur Allah’ım!
Ağlayabilmek için ille de yılanlı kuyuya düşmek mi lazım? Asıl dünyanın en korkunç bir yılanlı kuyu olduğunu anlamak yetmez mi?
İstanbul, Malatya, Ankara...

Defalarca girip çıkıyor üstad, yılanlı kuyu dediği hapishaneye. Cinnet mustatili kitabında hapishane anılarına yer veriyor. Dört duvar arasında yaşadığı ruhî bunalımları anlatıyor. Öyle zor geçiyor ki zaman orada; o anlattıkça benim de ruhum bir mengeneye sıkıştırılıyor sanki...

İstanbul'da güya hususi bir oda veriyorlar ancak burada yalnızlığa dayanması oldukça güç oluyor. "Allah'ım, bana tahammül ver yalnızlığa!" diye dualar ediyor. Zaten Allah'a sığınmasa, duaları ve gözyaşları olmasa sabretmesi çok zor belli ki. Karar veriyor: "Her sabah kalkınca, ilk işim, sabah namazından sonra, en yakın namaz borçlarımdan bütün bir günü kaza etmek olacak... Ondan sonra da içinde bulunduğum günün namazlarını kendi vakitlerinde eda etmeği ihmal etmiyeceğim." Ve daima namaz namaz namaz: "Boyuna namaz kılıyorum. Hayatta tek gayenin, secde ede ede alnını yaralamaktan başka bir şey olmadığını anlıyorum."

Ruhî sıkıntıların yanında sağlık problemleri de var üstadın. Ankara'da bir revirde kalmasına müsaade ediliyor. Çeşit çeşit insanla... Zor geçiyor günler. Ama yalnızlıktan evla... Saniyeleri sayıyor üstad. Söylenilen zamandan daha fazla kalıyor o dört köşesi azap dolu dört duvar arasında. Sebep ne? Sadece Müslüman olması, Müslümanca yazması. Böyle bir zihne sahip şahsın hiçbir gerekçe gösteril(e)meden hapsedilmesi ne hallere girmesine sebep olur? Şöyle söylüyor üstad: "Ne hâller geçirdiğimi şundan anlayın ki, Hafız Abdülkadir'in giymem için bana verdiği terliklerin çivisi, evvela çoraplarımı sonra tabanlarımı delik deşik ettiği halde, hapishanenin kundura atölyesine kadar çıkıp onları vurduracak kuvveti aylarca kendimde bulamadım. Kan içinde tabanlarla aylarca cinnet mustatilinin üzerinde, gittim, geldim."

Bu arada cinnet mustatili ne mi?: "Cinnet mustatili, hamamla kantin arasındaki sed yolun, bahçesini meydana, gülünç fıskiyeye ve müdüriyete karşı çizdiği ince uzun şerittir; tam 71 adımdır ve yegâne uzlet berzahıdır." Git gel git gel git gel... Volta atmak tek çaredir!

Mahkemeler, hakimler, kararlar, tevkif... İnsan eliyle geliyor gibi gözükse de başa gelenler, üstad ona da bir gerekçe bulmuş zihninde: "Ey irşad yolunun isteklisi!... Allah, senin insanlara güvenmemen için, eziyeti sana onların elinden veriyor. Hattâ seni kendisinden başka hiçbir şey oyalamasın diye, seni bütün mâsivadan iz'aç ediyor. Muradı budur. "

Böyle geçiyor günler. Sıkıntı, azap, ayrılık, çile... "Bitsin Allahım, çilem, lûtfunla bitsin!.." Dua ve gözyaşı...

1953'te tahliye ve sonrası... Yine tevkif... Ve 1960 Adnan Menderes'in idamı... Ne dehşetli o sahneyi gözler önüne seriyor üstad. Boynundaki simsiyah bir halka geçirilmiş gibi mosmor ip izine varana kadar tasvir ediyor.

El hasılı okuyucuda derin izler bırakan bir kitap. Tavsiyemizdir efendim :)(:
Necip Fazıl'ın ilk okuduğum kitabıdır. Zindan hatıralarını beraber kaldığı kişilerin portlerini mükkemmel izah ediyor. Benim için en önemlisi, Adnan Menderes ve arkadaşlarının idama götürülürken iki erin anlatımları beni derinden etkiledi. 1953 döneminde yaşanan siyasi olaylara tanıklık eden bir kitap olup bir çırpıda okunur. Beğendim.
Severek okuduğum dışarı çıktığım zaman yanıma almadığımda eksikliğini hissettiğim bir kitaptır.

Üstadın başına gelenler ve hapiste çektiği çileler sayesinde Allah ' a olan yönelişinin kat ve kat artmasını konu alan bir kitaptır.
Rastlantı eseri 3 Kitabı beraber okur buldum kendimi: Cinnet Mustatili, Galat-ı Meşhur, İletişim Donanımları. "Üçü bir arada" yani. Biri "Sağ", biri "Sol" ve ve biri de sağ ve solu içine alan bir "Orta/(Merkez)"dan oldu. Çok da güzel oldu. "Gol" oldu yani benim için. Çünkü olayları mümkün olan tüm yönleri ile görmeyi bir zenginlik olarak sayan biri olarak, farklı konularla ilgili olsalar da, Türkiye'deki genel olan farklı mantalitelerin dünyalarına girdim. Zor bir zihinsel süreç oldu; bir sağa bir sola koş. Ama güzel oldu sonuçta; daha bütünsel yaklaşmayı öğrendim, öğrenmeye çalıştım. Ve yanılgılarını gördüm görebildiğim kadar. Hepsinden ders almaya çalıştım. Benzer şeyleri yakalar insan türlü türlü okumalarda ama bunun farkı aynı anda okumasında ve dolayısıyla daha yoğun yaşamam oldu bu olguyu.
Geleyim kitaba; bu genel ama önemli çerçevede:
Yazar yaşadığı hapishane anılarını toplamış bu eserde; İstanbul, Malatya ve Ankara Cezaevi Anılarını. İlgili olmayana sıkıcı gelebilir ama
şiirde büyümesinin detaylarını, çililerinin izlerini görüyorsunuz diğer yandan..
Cemil Meriç, "Kemal’i ıstırap yarattı.. Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir." diyor Kemal Tahir için, Bu Ülke kitabında. Sağ yada sol malesef pek çok büyük yetenek için böyle bu ülkede.
Yerli yada yersiz aydınlar için denir ya yer yer hani, "hapishane görmemişe aydın mı denir bu memlekette?" Ne gerek var olgunlaştırmak için insanları illa hapishaneye
göndermeye? Bırakın insanlar hayatta olağan şekilde olgunlaşsınlar. Hayat kendi içinde yeterince çile barındırıyor ki!
İncelemeden ziyade yorum oldu yazdıklarım ama olsun. İlgisini çekenleri eserle başbaşa bırakmalı. ..
"Yılanlı Kuyudan" ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, "büyük sanatkâr"a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür. Üstadın Paşakapısı cezaevi, Malatya ceza evindeki anıları beni baya düşündürdü. Hayatını merak edenlerin üstadın çile günlerini okumasını tavsiye ederim .
üstad yazılacak bir kelam hakkını verir mı ? hiç kuşkusuz okunması gerekn bir eser heleki son sayfada noktasını koyduğu cümle insanı yerden yere vurur... hakikat kelamı tercüme istemezmiş sözün son demine kadar hakkını veren bir eser Allah razı olsun....
.
.
.
Ağlamak için illa yılanlı kuyuya düşmek mı lazim?... Asıl dünyanın en korkunç yılanlı bir kuyu olduğunu anlamak yetmez mı?
yazarın cezaevi psikolojisini anlatan bir kitap. mustatil dikdörtgen demek zaten, cezaevinin ve şartlarının böyle farklı anlatılabileceği bir kitap olacağınını düşünmüyorum
Perşembe, 25 Aralık

Uykusuzum... Bu işin sırrını bu sabah beni traş etmeye
gelen hapishane berberi gayet güzel çözdü:
– Tabiî uyuyamazsınız... Hareket etmiyorsunuz ki...
Hareket etmiyen için uykusuzluk, hapishanelerin baş illetidir.
Volta vurmanız lâzım!...
– İyi ama, dedim; benim odamda volta vurulacak yer
yok... Vapur kamarası kadar odanın neresinde volta vura-
yım?
Berber, başını etrafa çevirerek, küçük holü ve el yıkana-
cak musluğu işaret etti:
–İştebumusluktanbaşlarodanınköşesinekadar,günde
en aşağı bir saat, gider gelirsiniz!
Tavsiyesi, bana o kadar dokundu, öyle acı geldi ki, cevap
vermedim. Berber gittikten sonra yatağımın üzerine oturdum
ve gözyaşlarını buhar haline getiren bir ateş içinde, o fikirden
bu fikre, gezindim, durdum.
CİNNET MUSTATİLİ
 Bana kalırsa zindan adamının en acıklı anı sabahleyindir.Gözlerini açar açmaz idrak ettiği an...Eşya ve hadiseleri yerli yerine koymak için biraz zahmet çeken şuuru hemen kıvamını buluyor ve şu sözü söylüyor:

"Uyandın! Hapishanedesin!"
"Hapishanelerde ana baba kaatilleri bile kendilerine ayrılmış bahçelerde dolaşmak hakkına malikken, neydi bize tatbik ettikleri bu muamele?"
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 122 - Büyük Doğu Yayınları, 19. Basım
Bizde hapishane, hiç bir suçun ızdırap ve intibah yatağı değil, her suçun tam teşekkül ve tekemmül akademisidir. O bir yılanlı kuyudur; ve bekçileri, içine değil yalnız kapağına hakimdir. Herkes, her nevi insanı, kuyunun kapağını aralayıp buraya atarlar. Atılan ister tırtıl veya solucan olsun... Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak, yahut yılanlara gıda olacaktır.
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 64 - Büyük Doğu 3. Baskı 1977
Bana kalırsa zindan adamının en acıklı anı sabahleyindir. Gözlerini açar açmaz idrak ettiği an...
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 20 - Büyük Doğu 3. Baskı 1977

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cinnet Mustatili
Alt başlık:
Yılanlı Kuyudan
Baskı tarihi:
1 Eylül 2010
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758180103
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyük Doğu Yayınları
Baskılar:
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Muamele
Hareketimden bir gün evvel Üsküdar Savcılığında ifademi aldılar. Bu savcının yanında oturdum ve Sulh Ceza Mahkemesi beni görmeden kararını verdi: Tevkifi ve Malatya'ya sevki... Ne sual, ne sepet... Necip Fazıl ben miyim; kâfi!... Hâdiseyle en küçük temas ve alâkama dair hiçbir şey tespitine lüzum yok... İstanbul hâkimine düşen vazife, tevkifi matlup olan adamın Necip Fazıl olduğunu müşahededen ibaret...
(Kitap'tan sf.93)

Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, "hapisleri üniversite yıllarından çok olan" Necip Fazıl, 1943'den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960 senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi.

1955'de "Yılanlı Kuyudan" ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, "büyük sanatkâr"a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür.

Kitabı okuyanlar 172 okur

  • Rüveyda Yılmaz
  • Aysun Akaröz
  • Jamiryo
  • Şeyda Nur Can
  • betül demir
  • Hüseyin
  • Bey Böyrek
  • Ali Ceran
  • Şule Durmuş
  • Ayşe Yalçın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.8
14-17 Yaş
%3.5
18-24 Yaş
%27.9
25-34 Yaş
%26.7
35-44 Yaş
%20.9
45-54 Yaş
%12.8
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.7
Erkek
%56.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (22)
9
%15.9 (7)
8
%13.6 (6)
7
%11.4 (5)
6
%2.3 (1)
5
%2.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%4.5 (2)