Şeyh; şer'i ilimlerde mütebahhir (derin âlim) olmalıdır. Öyle ki; şayet dört mezhebin âlimleri toplanıp tüm fıkhi meselelerde onunla münazara etseler hepsine cevap verebilmeli ve kitaplarda hükmü sarahaten (açıkça) yazılmayan meseleleri dahi delilleriyle izah edebil melidir.
DÖRT HAK mezhebi de o mezhebe mensub gibi temsil edebilmeli, tüm söz, fiil ve itikadında Kitap ve Sünnet'e sımsıkı bağlı olmalıdır.
Kalbe gelen bir hatırın nefsî mi, melekî mi; Şeytani mi, yoksa Rahmanî mi olduğunu ölçebilmeli, farkını ayırdedebilmelidir.
Şeyh, beden ve ruh ile alakalı hastalıkları tanıyabilmeli ve tedavisini bilmelidir. Böylece müridini bir başkasına muhtaç kalmaktan korumalıdır.
Yine tarikat ile alakalı hallerin hangisinin müridi ilerletebilece-ğini veya ona zarar vereceğini iyice bilmeli, mürit erler makamına ulaşıp, hakikata varıncaya kadar ona yol göstermelidir.
Şeyh müridini, saptırıcı etkenlerden çekip çıkaracak ve onu bu tür tehlikelerden koruyabilecek güce sahip olmalıdır. Fakat bunun şartı, müridin şeyhe bağlılığında samimi olması ve onun işaretini dinlemesidir.
Şayet bize sorsalar:
"Acaba bir şeyhe 'üstad' demek ne zaman sahih olur?" Deriz ki:
Üç özellik onda varsa o zaman sahih olur:
Peygamberlerin dini (yaşayışı), tabiplerin tedbiri ve hüküm-darların siyaseti... Çünkü bütün makamların şartı bu üç şeydir.