Üstad Sezai KarakoçAlınyazısı Saati şiirine şöyle başlamıştı;
Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
ve şiirin ikinci kısmı şöyle devam etmişti;
Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.Bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin.Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.Kurşundan çiçeklerin şehri.
Şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müt-
hiş-
ti.
..
...
Bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünür görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alıp gönül hücrelerine salar
kanın yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara...
Milletler, iyiliğe teşvik eden ve kötülükten sakındıran yeteri düzeyde bir ahlâka sahip olmadığı sürece ne sadece bilim ve ne de sadece sermâye kalkınmak için yeterlidir.
"Ey şeytan-ı cinnîye üstad olan şeytan-ı insî! Eğer her şey, her şeyi maslahat miktarıyla ve lâyık-ı vechile yapan Kadîr-i Ezelî'nin sanatı olmasa idi senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı ve daha hâzık olması lâzım gelirdi."
Manevi hastalıklar içinde ilki ve en büyüğü yeistir. Kişinin fıtratı yaralandığında ilk ümitsizlik doğduğu gibi, herhangi bir konuda yaralanmış fıtratını tedaviye kalkışan kişilerin karşısına da ilk çıkan hastalık yine ümitsizliktir. Şeytanın âciz insanı en çok vurduğu nokta orası olduğu gibi insana ilk saldırdığı cihet de orasıdır. Üstad Bediüzzaman yeisi hem yapısı, hem yayılışı, hem öldürücülüğü noktasından, hem de manevi müşahedesine dayanarak "Seretan" (kanser) hastalığına benzetir.