Cinnet Mustatili

·
Okunma
·
Beğeni
·
6121
Gösterim
Adı:
Cinnet Mustatili
Baskı tarihi:
1954
Sayfa sayısı:
201
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
Baskılar:
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
304 syf.
“Ellerinde sahibine ulaştırılmak üzere altın, gümüş ve elmas taşlarla bezenmiş çok kıymetli bir emanet vardı. Canı pahasına bu emaneti korumak ve sahibine teslim edebilmek için canhıraş hale geldi. Yolu uzundu ve azığı emanetin yerine ulaşması ümidiydi. Kuvvetli bir imanla yola koyuldu. Yolculuğunda kıble rüzgârları ona yoldaş oldu. Buna rağmen tereddüt etmeden devam etti ve menziline vakıf oldu. Emaneti yerine teslim etti. Bu kutlu görevin emanetçisi, Necip Fazıl Kısakürek oldu.”
Onu her hatırlayışımda işte böyle hatırlarım. Emanetçi olarak. Emanetini teslim etmiş olarak…
Necip Fazıl’a dair ilk okumalarımı yaparken karşılaştığım ve onunla hemhal olarak tahayyül ettiğim o anıları hiçbir zaman unutmayacağım. Cinnet Mustatili anıları…
Cinnet bildiğiniz üzere aklı kaybetme veya çıldırma anlamlarına gelir. Mustatil ise dikdörtgen demek. Hapishane için aklı kaybettiren, çıldırtan dikdörtgen tabiri kullanılmış. O zamanlar fikirleri üzerinden mahkum edilenler tek kişilik hücrelerde tutuluyordu. Yalnız başına kalan Necip Fazıl bu süre içerisinde yaşadıklarını bir araya getirdiği esere bu sebepten Cinnet Mustatili ismini veriyor.
*
Tarih 12 Aralık 1952 Cuma, saat 10, yer Üsküdar Toptaşı Hapishanesi. Yanında zevcesi Neslihan Hatun. Üstat eşine mahcup vaziyette sormayı arzuluyor:
-Söyle; acaba içinden <şu adamın zevcesi olacağıma, bir bakkalın, bir kunduracının karısı olsaydım!> gibi bir duygu geçiyor mu? Söyle, hiçbir günü öbürüne uymayan bu belalı, bu netameli adam senden af dilemeye muhtaç mı?
Arzuluyor lakin hatununun asaletinden de haberdar. Biliyor, hayatını dalgalı bir ummanda ve kaptan köprüsünde geçerken, zevcesinin kendisinden, onun sessiz bir balıkçı köprüsünde yaşamaya mahkûm bir hayat sürmesini istemeyeceğini. Bu vaziyette teslim oluyor yılan kuyusuna…
*
Ben ki, toz kanatlı kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

En ufak bir sorunda devrildiğimiz bu demde onun bu çileyi göğüslemiş olması bana çok özel ve nadir insanlardan olduğunu düşündürür Necip Fazıl’ın. Yaşam bulan atılımları ona devrin şartları yüzünden sürekli mahkûmluk kapısını açsa da, her seferinde türlü ıstırap ve altın bezeli fikirlerin pençesinde yoğrularak çıkmakta ve sürekli hürriyet ve mahkumluk arasında mekik dokumaktadır.
16 Ocak Cuma günü hatırasında şöyle der: “Allah… Başka tek kelime söyleyemeyecek haldeyim.” Hemen ertesi günü yazdığı hatırada ise “Uyanır uyanmaz, odama bağlı küçük holün daima açık penceresinden bir cıvıltı duydum. Bir kuş, beni sanki ismimle çağırıyor. Ruhuma tatlı bir aşinalık dolduran bu seste: ‘Kalk, bana ekmek ver!’ gibi bir mana sezdim.” Diyor. Yalnızlığın ve sığınmış bir adamın hali var Necip Fazıl’da. Her harekette mana, her seste bir ahenk ve her dokunuşta bir muştu sezmektedir. Bu halinden dolayıdır sanki o gece gördüğü rüyanın hikmeti sebebi. Devam ediyor: “İçim ürperti ve uğultu dolu… Gece müthiş bir rüya gördüm. Rüyada bir ses ‘Göğsünde bir et beni gibi bir şeyler biter, sonra geçer!’ bu ses üzerine büyük bir aynalı dolaba karşı göğsümü açıyorum. Bütün bağrımın, bilhassa kalp tarafımın, et beni gibi değil de, üzüm taneleri büyüklüğünde pembe ve kırmızı memeciklerle dolu olduğunu görüyorum. Dehşet içinde kalıyorum. Kalbimin üstünde, köpek memesi şeklinde binbir kabartı. Ses, hep kulağımda: ‘Aldırma, geçer!”
Necip Fazıl’ın hapishane günleri bu serencam içerisinde geçmektedir. Hem acı içinde hem teslimiyet ve tefekkür dairesinde deveran etmektedir.
*
Yılan kuyusunda elbette güzel arkadaşlıklar edinmiş. O arkadaşlıklarından bahseder Necip Fazıl. Osman Yüksel ile geçirdiği günleri, revirde ki hekimleri, koğuş arkadaşlarını… Hepsinden birer birer bahsetmekte ve bu ortaklıkta ki haklarını teslim etmektedir. Bir taraftan yalnızlığını onlarla giderirken öbür taraftan zevcesinin hasreti, ona yaşatmak zorunda kaldığı bu ayrılığı düşünerek yine bir ikilemin içerisinde kalır. Nihayetinde tam bir sene sonra aynı gün, verdiği müthiş savunma ve çıkan tahliye kararı ile özgürlük…
Necip Fazıl, artık kaldığı yerden devam etmek için tekrar sahadadır. Ona, artık mücadeleyi bırakmasını dahi söylüyorlar. Bu işlerden uzak kalmasını sessiz olmasını teklif ediyorlar. Çünkü o devam ettikçe mücadele ettiği insanlar kendisinden geri durmayacaklardı. Yüz yıla varan hapis istemlerine kadar çıkacaktı açtıkları davalar. Lakin Necip Fazıl, hız kesmeden kaldığı yerden devam ediyor. Büyük Doğu’yu çıkartmaya ve liyakat sezdiği herkesi bu davaya dâhil etmeye azimle devam ediyordu.
*
Meselesi olan bir adamın en büyük destekçisi olan acz ve fakr’ın nasıl inkişaf ettiğini, şefkatin ve merhametin düşmanlarına karşı bile nasıl kuşatıcı olduğunu göreceksiniz. İmtihanlarla yoğrulmanın, sıkıntı veren hallere dayanmanın sonucunda verilen mükafatın, söyleyecek sözü olanlara yardımcı olacağı ve kendi içine doğru rüzgardan hafif topuklarla yürüyen bir adamın ayak seslerini duyacağınız bir eser, Cinnet Mustatili!
326 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İlk defa bir Necip Fazıl kitabı okudum. Şiirlerini çok severek okurdum, birkaç konferansını da çok beğenmiştim.(özellikle "Ayasofya" konferansını dinlemeyen varsa mutlaka dinlenmeli)
Kütüphanede kitaplara bakarken Necip Fazıl'ın bu kitabı elime geçti, hatıra kitaplarını okumayı sevdiğim için aldım. Necip Fazıl'la fikir olarak uyuşmadığımız noktalar olsa da kitabını genel olarak beğendim. Özellikle benzetme ve betimlemeleri çok güzeldi. Dili gerçekten çok güzel. Başka kitaplarını da okumak isterim.
304 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Üstad Necip Fazıl’ın çileli geçen ömründe cezaevinde kaldığı süre içinde yaşadıkları, gördükleri ve anılarını kaleme aldığı muhteşem bir kitabı..., Günümüze uyarlanacak olursak yaşadığımız sıkıntıların Allah’tan geldiğini bilerek Sabır Sabır Sabır... Ümitsizliğe, iç buhranı yerinde olmayan kişilerin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap... Bize yol gösteriyor....
304 syf.
·24 günde·10/10
"Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, «hapisleri üniversite yıllarından çok olan» Necip Fazıl, 1943’den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960 senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi.
1955’de «Yılanlı Kuyudan» ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, «büyük sanatkâr»a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür." (Tanıtım Bülteninden)

2 Nolu'da Necip Fazıl'ın hapishane notlarını ve 27 Mayıs darbesi ve sonrası yaşananları okumak çok farklı bir deneyimdi. Kitap dil ve edebiyat açısından akıcı olmakla birlikte, Türkiye'nin karışık ve hala tartışmalara açık yakın tarihi hakkında notlar içermesi bakımından ilgi çekici.

Necip Fazıl hakkında bilmediğim bir çok şeyi öğreniyorum. Aile yaşantısından, hapishanelerdeki düşünce dünyasına, oradan çıkışından A. Menderes ile görüşmelerine...

Kitap; Ateşe Doğru, Ateşin Kenarı ve Ateşin Merkezi olarak 3 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde sırası ile Üsküdar Toptaşı Hapishanesi (1952), Malatya Hapishanesi (1953) ve Ankara Genel Cezaevi'nde yaşadıklarını anlatıyor. (daha doğrusu anlatmaktan ziyade yaşatıyor) Sonrasındaki 'Ek' bölümünde ise (ki en çarpıcı bölümdür) Büyük Doğuların kapanıp kapanıp tekrar açılması serüvenleri, A. Menderes ile ilişkileri, örtülü ödenekten aldıkları paralar ve adım adım darbeye gidilen günler anlatılıyor.

Bu kitabı 2 Nolu'da misafir iken okuduğum için midir yoksa Necip Fazıl'ın usta dili sayesinde midir bilmem çokça beğendim ve etkilendim. Evdeki kütüphanemde olmayan bir kitap ama mutlaka alıp tekrar okuyacağım.

Kitabın son kısmını, A. Menderes'in asıldığı kısmı, defalarca okudum. O anlar insanın gözünde canlanıyor ve düşünüyor insan. Bu ülke neden bu günleri yaşadı? Neler oldu? Neden oldu? O günlerden bu günlere neler değişti ve biz millet, devlet ve insan olarak ne kadar ilerleyebildik? Düşün, düşün, düşün.
304 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Büyük üstat Necip Fazıl’ın hapishane notlarını #okudumbitti

Okumak ne kadar güzel idiyse de yaşanan onca acıları uzaktan uzağa, yatağımda uzanırken veya ayaklarımı uzatmış çayımı yudumlarken okumak tüylerimi ürpertti ve “okumak” dedim, “yaşamak”tan ne kadar daha basit...
Zayıflamış,çökmüş görüntüsünün sebebini açıklığa kavuşturan kitabın isminin neden “Cinnet Mustatili” olduğundan başlamak istiyorum. İzin verin,paylaşayım:

“Cinnet Mustatili, hamamla kantin arasındaki sed yolun bahçesini meydana, gülünç fıskiyeye ve müdüriyete karşı çizdiği ince uzun şerittir; tam 71 adımdır.”
Uzunluğu 71 adım genişliği ise 5 adım olan uzun ince bir yolda gidip gelmek, gidip gelmek... Düşünmeye,tevekküle, yalnızlığa ancak o zaman muktedir olmak...
Bundan başka etkileyici bir isim konulamazdı herhalde kitaba...

İstanbul, Malatya ve Ankara’daki hapishanelerde yaşadıklarını anlattığı üç bölüme bir de kısa kısa notlarını yazdığı “EK” bölümü ekleniyor ki tarih 1953’ten sonrasını gösteriyor. İstanbul’da, Üsküdar’ın 2.hapishanesi “Paşa Kapısı”nda Sabahattin Ali ile birlikte geçirdiği günlerden de kısa kısa bahsediyor,tabii ki neşeli bir şekilde. Namı diğer Markopaşa’nın eğlenceli bir tip olduğuna vurgu yapıyor ve bu da beni mutlu ediyor bir Markopaşa hayranı olarak

Bundan önce okuduğum “Edebiyat Mutluluktur” adlı kitapta, edebiyatta gelmiş geçmiş yazarların hapis hayatlarından ve bu durumun edebiyata nasıl yansıdığından da bahsetmişti yazar fakat Necip Fazıl’dan bahsedilmemişti. O kitaptan sonra büyük üstadın çektiklerini okumak benim için çok manidar oldu. Dünyada ne acılar çekilmiş, çekilmeye de devam ediyor. Ama çekilen acıları kimse anlamıyor, yaşayanlardan başka...

“Onlar, benim hissettiğimi duysalardı,on yıl değil, on saniye dayanamazlardı.” diyor ya, sonra silkelenip doğrulmasını da biliyor:

“Amma bu işin şaşmaz bir doğrusu var: Gerçekten iman aşkı,cesaret,ümit,sabır,tevekkül... İnsanı yalnız bunlar kurtarabilir. Bunlarla dol ve ez kafasını ruhundaki ejderhanın!...”

Rabbim herkese, düştüğünde silkelenip doğrulacak gücü,kuvveti,kudreti, imanı versin inşallah...
Herkese keyifli okumalar dilerim.
304 syf.
·42 günde·Beğendi·10/10
Sözlerde tasvirlerde zamanın eskitemeyeceği imgeleri içinde barındıran , okurken hissi duyguları uyandıran muhteşem bir yapıt. Okurken uzattım , çünkü ne çabucak okunacak bir roman gibi savruk ne de bitse de kurtulsam denilecek gibi özensiz. Durup düşünülecek kadar özenli bir eser , her bölümde ders alınacak bir anı ...
338 syf.
·6 günde
Yılanlı kuyu dediği hapishanede geçen günlerini ve hissiyatını anlattığı kitap. 1950'lerin başında girdiği hapishane günlerini, hem kendi hissettikleriyle hem içerdeki insanları tahlilleriyle ve hapisten çıktıktan sonra 1960 darbesi ve neticelerini gözler önüne seriyor.
Özellikle hapishane tasvirleri cinnet mustatili diyor mesela mustatil dikdörtgen demek, teşbihleri ki yılanlı kuyu çok hoşuma gitti. "Bizde hapishane, hiç bir suçun ızdırap ve intibah yatağı değil, her suçun tam teşekkül ve tekemmül akademisidir. O bir yılanlı kuyudur; ve bekçileri, içine değil yalnız kapağına hakimdir. Herkes, her nevi insanı, kuyunun kapağını aralayıp buraya atarlar. Atılan ister tırtıl veya solucan olsun... Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak, yahut yılanlara gıda olacaktır." hapishane bu kadar güzel anlatılamaz.
Malatya hadisesi, Serdengeçti ile muhabbetleri vs. okunacak kitap.
304 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yazım hataları: dönemsel yazım kuralları haricinde 5/5
Kitabın dili: eski kelimeler var ama ağır bir anlatımı yok 4/5
Dini öğeler: çok fazlaydı, aşırı fazlaydı 2/5
Sürükleyicilik: özellikle roman olduğunu sandığım için hayal kırıklığımla birlikte 1/5
Kişisel yorumum;
Roman olduğunu sanmıştım, hatıratmış. Konu akıcılığı olmadığı için kitabı gerçekten okumak istemem gerekti okuyabilmek için, kendimi zorladım bazı yerlerde. Cümleler çok iyiydi. Döneme dair bilgi edindim. Ama kitabı sevmedim. 3/5
304 syf.
·78 günde·Beğendi·10/10
"Ağlayabilmek için ille yılanlı kuyuya düşmek mi lazım?.. Asıl bu dünyanın en korkunç bir yılanlı kuyu olduğunu anlamak yetmez mi?"
Düşüne düşüne 285 sayfa nasıl bitti?
Üstad'ın bu güzel eseri öyle bir anda okuyup bitirilebilecek bir eser değil. Tek tek, satır satır düşündürmeden bitmiyor ki. Bitiyorsa doğru okunmuyor demektir.
Necip Fazıl'ın eserlerini neden beğendiğimi bu eser bana tekrar hatırlattı.
Herkes alıp okumalı, okutmalı... Tam bir başucu kitabı.
Kalemine sağlık Üstad'ım...
304 syf.
·Beğendi·8/10
#okudumbitti
Cinnet Mustatili; Necip Fazıl Kısakürek'in 1952-1953 yılları arasındaki hapishane yıllarını anlattığı bir kitaptır. Kendi savunmasını 'Müdaafalarım' adlı kitapta anlatırken burada yalnızca davâsının iç çilesini anlatır. İstanbul'dan Malatya'ya oradan Ankara'ya uzanan çileli bir yıl. Suçu "din propagandası" yapmaktır.
.
.
Üstadın iman ruhu daha belli değilken onun nasıl büyük bir şair olduğunu anlata anlata bitiremeyen, "bir mısraı, bütün bir millete şeref vermeye yeter" cümlesini yazan zamanın kodaman kalemleri, onda İslam ruhu zuhur ettiğinde ise irticacı 'Süper Mürşit' olarak nasıl da yaftalamışlar ve nasıl da olmadık suçlar isnad edip sırtlarını dönmüşlerdir O'na. Edebiyatın meşhur kalemleriyle aynı koğuşu paylaşması, daha o zamanlar genç olan Sezai Karakoç'un ziyaretine gelmesi ve ondan 'benim sevgili Sezai Karakoç'um' diye bahsetmesi , dönemin ünlü siyasetçileri ile konuşmaları ve daha niceleriyle tarihe ışık tutan önemli bir eserdir. Tarihe ilgisi olanların ve Necip Fazıl'ı kendi kaleminden tanımak isteyenlerin mutlaka bu eseri okuması gerek diye düşünüyorum..
.
. "Hapishanede zaman cinnet mustatilinin en yakıcı davası... Bir yandan mücerred zamanın ne demek olduğunu düşünmek, bir yandan da onun müşahhas kullanış şekillerini aramak..." (syf-228)
.
.
"Ölümün ve cennetin ötesinde bir acıyı uğrattılar beni... Boşluğa sarkıp, ebediler boyunca açılan bir zaviye planı üzerinde, tükenmezlik mikyası ile ruhumu kusar gibi oldum." (syf-255)
.
201 syf.
·6/10
Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerinin kulisi diyebilirim. Örneğin Zindandan Mehmet'e Mektup şiirinde "duvarda başlarda yağlı lekeler" dizesi geçer. Bunun ne anlama geldiğini uzun bir süre düşünmüştüm. Kitabı okuyunca anladım. Bunun gibi birçok şiirin, dizenin hikayesini anlamak mümkün.
11 yaşımda Necip Fazıl okumaya başladığım için dili bana ağır gelmez. Okudukça damağınızda Türkçe'nin enfes tadını hissedeceksiniz.
Müslümanlar!..
Daha doğrusu kendisini Müslüman sananlar! Size hitap ediyorum! Bir velinin, kendisini Sahabilere eş gören müritlerine verdiği karşılığı biliyor musunuz :
"-Ben nasıl Sahabilere eş olabilirim ki, siz onları görseydiniz divane derdiniz ; onlar sizi görselerdi müslüman demezlerdi."
İşte bu halimizdir ki, düşmanlarımıza bu kuvveti veriyor! Onların değil, müslüman olamayışımızın mahkumuyuz!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cinnet Mustatili
Baskı tarihi:
1954
Sayfa sayısı:
201
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
Baskılar:
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili
Cinnet Mustatili

Kitabı okuyanlar 480 okur

  • Biri-kim
  • Av. Emrah Aydın
  • Bayram MİROĞLU
  • Gül'ce
  • Sürekli Spektrum
  • Meryem ÖZTÜRK
  • Büşra Şebnem
  • Zubeyir Tanman
  • Hasan Zarifoğlu
  • Yaren Demir

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.3 (3)
9
%1.5 (2)
8
%0.8 (1)
7
%0.8 (1)
6
%1.5 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0