Öncelikle günaydın değerli okurlar,
Bilmem okudunuz mu, İskender Pala'nın "İki Dirhem Bir Çekirdek" diye bir eseri var. O eserinde kullandığımız deyimlerin nereden geldiğini paylaşıyor. Bu eseri okurken fazlasıyla aklıma geldi o eseri de.
Ayine, "ayna" anlamına gelen bir eser. Hacimsiz eserinde zengin bir anlatım kullanmış yazar. Bir deyimin nereden geldiği, kültürümüzde yer alan bazı kavramların geçirdiği evreler, kıssalar anlatılmış eserde.
"Bilmem sizin de dikkatinizi çekmiş midir; eskiden 'kahvehane' adı verilen yerlerde kahve içilir ve kitap okunur, ekseriya sohbet ile vakit geçirilirmiş. Belki bu yüzden olsa gerek, yakın geçmişte kahvehane adı yerine "kıraathane ( okumaevi, okuma salonu)" tabelaları görülmeye başlamıştı. Tezat şurada ki eskiden kahvehanelerde kahve içilip kitap okunurdu; şimdi kıraathanelerde bira içilip kumar oynanıyor."
Eminim duymuşsunuzdur bunu. Ne kadar acı değil mi? Bu yaşıma kadar gittiğim birkaç kahvehane dışında kitap görmedim mesela. Kitap kafeleri ayrı tutuyorum.
Yazar eserinde diğer şairlerin dizelerinden ve anonim dizilerden fazlasıyla yararlanmış.
"Kahvelerim pişti gel
Cezvelerim taştı gel
İyi günüm dostları
Kötü günüm geçti gel"
Anlatımı yazarın diğer dizelerine göre biraz dağınık bulsam da zengin tarihi, edebi ve kültürel içeriği bakımından okumaya değer olduğunu düşünüyorum.
Evet farklı bir anlatımla karşımıza geliyor yazar.
Kendisi kitabın ilk başında şiir yazamadığı için denemelerini şiirsel bir dille yazmaya çalıştığını belirtmiş zaten. Dolayısıyla eser şiirin nazım şeklinde yazılması gibi, edebi dili yoğun ve oldukça da bilgilendirici.
Kitabı okudukça birçok kelimeye ve cümleye farklı yönden bakmak için harika bir ayna oluyor yazar bize.
Yavaş yavaş ve özümseyerek okumanız eseri daha anlaşılır kılacaktır.
Keyifli okumalar kitap dostlarım...
Kitabı severek okudum bilgi yüklü olduğunu söylemek yerinde olur. Ben okurken zevk aldım önerebileceğim bir kitap tavsiye ederim iyi okumalar şimdiden okuyacak olanlara....
Okurken bir çok şeyin gerçek manasını öğreneceğiniz bir kitap. Akıcı, sıkmayan ve okurken zevk alacağınız bir eser içerik olarak anlatmak gerekirse bir çok kelime sarfetmek lazım olur çünki bir konu değil bir çok konuyu ele alıyor yazar. Okumanızı tavsiye ederim. Iyi okumalar..
Bu yıl okuma tarzımı daha da çeşitlendirmeye karar verip hiç okumadığım yazarlardan eserler seçiyorum :) İskender Pala da onlardan biriydi.
Eser biraz parça parça gibi geldi bir bütünlük yoktu , ancak değindiği konular atasözlerinin tarihceleri falan çok güzeldi. Çok bilgilendirici hoş bir üslupla anlatılmıştı.
Kahve ile ilgili hikayeler , geçmiş zaman asklari , ünlü alimler , ünlü divancılar herşeyden biraz bulmak mümkün bu kitapta.
Beni geçmişe götürdü :) bence okunabilir bir eserdi.
#150844083#150843201
'Âyine' ayna demektir. İskender Pala okuruna dört ayna tutmaya çalışıyor bunlar; "Âyine-i kalp, Âyine-i devran, Âyine-i Cihan, Âyine-i İskender"
Divan edebiyatımızda önemli yeri olan berceste beyitlerle süslenen denemeler oldukça etkileyiciydi. Kalbimizi ve zihnimizi sarsan hâllerimize ayna olacak bir eser. "Şiiri meslek edinip de şair olamamanın acısını en iyi bilenlerdenim" demiş İskender Pala, fakat nesir şiirler bıraktığından habersiz sanırım. Denemeler âdeta şiir havasında yazılmış. 'Sevgi neydi' isimli yazısı beni çok etkiledi. Sevgiye, dünyaya, ölüme, adalete bakışımızı olumlu değişime götürecek cümleler yer alıyor tüm sayfalarda. Peygamber Efendimiz'i düşünülerek yazılan denemeler ise ayrı ayrı düşündürüp huzur veriyor. Öylesine duygu yüklü, düşündürücü ve etkileyici.
Özellikle de deneme okumayı seviyorsanız İskender Pala'nın denemelerine bir göz atın derim.
Sevgili! Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle aşkın kesiştiği prizmada. Güzelliğin, cihanı gösteren bir ayna; aşkın, o aynanın cilası idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin... Şiiri meslek edinip de şair olamamanın acısını en iyi bilenlerdenim ben. Şiir söyleyemediğim için duygularımı, şiire en yakın gördüğüm deneme formatında anlatmayı yeğlemem bundandır. Ancak, bu kitaptaki her bir deneme için birkaç kitap okuduğumu itiraf etmeliyim. Uzun gecelerde şekillenen düşüncelerim beyaz sayfalara bu üslupta yayıldı ve her bir cümle bazen birkaç defa değiştirildi. Anlattıklarım kendime değil, topluma; merkeze değil muhite aitti. Benim duyduklarımı duyan yüzlerce kalbin yaşadığını bu kırk denemeyi yazarken öğrendim. Hüzün, gözyaşı ve acıyı ifade etmenin ne kadar çok yolu varmış meğer. Meğer ne çok titrermiş kalbimiz yaşadıklarımız karşısında.
Hüzün, gözyaşı ve acıyı ifade etmenin ne kadar çok yolu varmış meğer. Meğer ne çok titrermiş kalbimiz yaşadıklarımız karşısında.
Muktezayı hale ayine bir söz, ismiyle müsemma bir kitap!
Sözcük anlamı aynadır. Herhangi bir şeyi veya hali yansıtan, göz önünde canlandıran anlamında kullanılır. Tasavvuf edebiyatında dünya, Allah’ın tecelli ettiği bir aynadır. İskender Pala'nın muhteşem kitaplarından biridir. Okumanızı öneririm.
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 Öğretim yılı İstanbul Kültür Üniversitesi 2004 İBB Kültür Daire Başkanlığı 2004-2010 İBB Kültür Danışmanlığı 2006-2012 Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Üyeliği 2008-2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Yönetim Kurulu Üyeliği 2009-2012 Uşak Üniversitesi Öğretim Üyesi 2013-2017 Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Üyeliği 2013-2017 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
24 Temmuz 2025'te Türk Telekom'un Bağımsız Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü