Anane Hacı Bayram'la İstanbul fethinin manevi ve nurani yüzü olan Akşemseddin'i bu ovada karşılaştırır. Akşemseddin o zamanlar devrinin ilmini ilahiyattan tıbba, nahivden musikiye kadar
Önce humarı anlatalım isterseniz. Humar, insanların içki içtikten bir müddet sonra, mesela sabah kalkınca, bir baş ağrısı hissetmeleri, kafalarının ağırlığını duymaları hâlidir. İşte o baş ağrısının giderilebilmesi ve geçmesi için sabahleyin küçük bir kadeh, yarım kadeh daha akşamki içkiden içilmesi gerekirmiş. Bu içkiye sabuh denir, yani "sabah içkisi." Ancak o zaman humar ve baş ağrıları gider. Bunun su ile yapılması belki ağrıyı daha da arttırırmış. Üstelik de rint tavırlı kişilere göre, yani meyhareye (içki tüketenlere) göre, bu usul sağlıklı görülmezmiş. Derler ki, su ile ayılmak içki adabına mugayirdir, içkiye hürmetsizliktir! Pes doğrusu. Bu yüzden mestliğin suyla giderilmemesi lazımmış. Burda bir deyimimizi de hatırladım. Belki bilirsiniz, akşamları içilen içkiye abuk denir. Sabah içtiklerine de sabuh dendiğine göre, bugün bizim abuk sabuk diye bildiğimiz deyim kendiliğinden ortaya çıkmış olur. "Abuk sabuk söz, abuk sabuk konuşmak, abuk sabuk davranmak vb." de herhalde sabah akşam içki içip ne söylediğini bilmeyen kimselerin sözlerinden kinaye olmalıdır.