Betül

Betül
@seasparklex
kitty language and literature
Üniversite
Ankara
540 okur puanı
Mart 2017 tarihinde katıldı
Anane Hacı Bayram'la İstanbul fethinin manevi ve nurani yüzü olan Akşemseddin'i bu ovada karşılaştırır. Akşemseddin o zamanlar devrinin ilmini ilahiyattan tıbba, nahivden musikiye kadar öğrenmiş, fakat bir türlü ruhundaki susuzluğu gideremediği için yüzünü tasavvufa çevirmiş, kendisine mürşid arayan genç bir âlimdi. Nihayet dayanamayıp Şeyh Zeyneddin-i Hafi'nin yanına gitmek için Osmancık medresesindeki müderrisliğini bırakıp yola çıkar, fakat Halep'te bir gece rüyasında bir ucu boynuna geçmiş bir zincirin öbür ucunu Hacı Bayram'ın elinde tuttuğunu görür ve nasibinin Hacı Bayram'dan olduğunu anlar, yoldan döner. Ankara'ya geldiği zaman Hacı Bayram'ı müritleriyle ovada mahsul toplarken görür. Yanına yaklaşır; fakat iltifat görmez. Aldırmayarak işe girişir, yemek zamanına kadar şeyhin müritleriyle beraber çalışır. Yemek vakti olur. Hacı Bayram kendi eliyle aş dağıtır. Fakat Akşemseddin'in çanağına ne burçak çorbası, ne yoğurt koyar, artan aşı da köpeklerin önüne döker. Akşemseddin darılıp gideceği yerde şeyhin kapısının köpekleriyle ve onların çanağından karnını doyurur. Bu alçakgönüllülük, bu teslim üzerine Hacı Bayram onu yanına çağırır, müritliğe kabul eder. Ölünce de kendisine halef olur; yahut hiç olmazsa tarikatin fazlaca şeriatçı kolu onu şeyh tanır. Fatih'e İstanbul'un fethinde o kadar yardım ettikten sonra çekilip köyüne gidecek kadar vakar ve haysiyet sahibi olan, mektuplarında ona sahip olduğu manevi rütbeden bir akran gibi hitap eden, nasihatler veren, "Eğer padişaha huzûr-i sûrîmiz matlup ise biz anda varırız veya padişahla diyar-ı Arabı beraberce feth ederüz." diye ufuk gösteren Akşemseddin'in şeyhinin köpekle riyle bir sofraya oturması ancak XV. asır Türkiye'sinde görülür.
Sayfa 19
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Önce humarı anlatalım isterseniz. Humar, insanların içki içtikten bir müddet sonra, mesela sabah kalkınca, bir baş ağrısı hissetmeleri, kafalarının ağırlığını duymaları hâlidir. İşte o baş ağrısının giderilebilmesi ve geçmesi için sabahleyin küçük bir kadeh, yarım kadeh daha akşamki içkiden içilmesi gerekirmiş. Bu içkiye sabuh denir, yani "sabah içkisi." Ancak o zaman humar ve baş ağrıları gider. Bunun su ile yapılması belki ağrıyı daha da arttırırmış. Üstelik de rint tavırlı kişilere göre, yani meyhareye (içki tüketenlere) göre, bu usul sağlıklı görülmezmiş. Derler ki, su ile ayılmak içki adabına mugayirdir, içkiye hürmetsizliktir! Pes doğrusu. Bu yüzden mestliğin suyla giderilmemesi lazımmış. Burda bir deyimimizi de hatırladım. Belki bilirsiniz, akşamları içilen içkiye abuk denir. Sabah içtiklerine de sabuh dendiğine göre, bugün bizim abuk sabuk diye bildiğimiz deyim kendiliğinden ortaya çıkmış olur. "Abuk sabuk söz, abuk sabuk konuşmak, abuk sabuk davranmak vb." de herhalde sabah akşam içki içip ne söylediğini bilmeyen kimselerin sözlerinden kinaye olmalıdır.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Su arama konusunda Anadolu'da şöyle bir adet vardır. Bir tane çatal çubuk alınır, genelde dut ağacından olan bu çatal çubuk ile sahralarda su aranır. Sapan çatalı gibi olan çubuğun, iki ucundan tutulup ters "y" harfi gibi tek ucu yere doğru çevrilir. Suyun olduğu yere gelindiğinde ilginç bir şekilde çubuk elde titremeye başlar. Dut çatalının bu hâde tutulması, sanki bir okun ucundaki ucu sivri temreni (peykân) andırır.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Hicrân ana nisbetle safa-bahş-ı derûndur Ol meclis-i vuslat ki meşekkat var içinde "İçinde meşakkat olan kavuşma meclisine nispetle, ayrılık, gönle safa veren bir durumdur." Nabi Şair şöyle diyor: İnsanların istemeyerek geldikleri bir sohbet meclisini istemem; ayrılığı, yalnız kalmayı böyle bir buluşmaya tercih ederim. Hicranla evde kalmak, minnetle (zorla) buluşmaktan daha huzurludur.
Sayfa 176·Kitabı okudu
İran mitolojisinden edebiyatımıza girmiş olan hümâ ya da hümây, iki özelliğiyle ünlenmiş bir kuştur. 1. Gölgesi kimin başının üzerine düşerse o kişi dünyanın en bahtlı, en saygın kişisi olur. (Kutlu, uğurlu, mesut' anlamındaki hümâyûn kelimesi de bundan türemedir). Lâmiî'nin bu beytinde de hümânın 'mutluluk, uğur' anlamındaki devlet ve gölge anlamındaki sâye ile birlikte geçmesi bundandır. 2. Bu kuş kemikle beslenir. Bu nedenle üstühân-hâr, üstühân-düzd üstühân-rend, üstühân-reng, üstühân-rübâ (kemik yiyici) gibi adlarla da bilinir. Bu özelliğini Sadî çok güzel işlemiştir: 'Huma kuşunun sair bütün kuşlardan üstün olmasının sebebini bilir misin: Kemikle beslenmek pahasına dahi olsa hiçbir canlıya zarar vermez.'
Sayfa 158·Kitabı okudu