Eğer karmaşık bir ahlaki konuda birey neyin doğru olduğunu belirlemede bocalarsa ve başarısız olursa veya dürüst bir şekilde yanılırsa, ‘’gri’’ olarak görülemez, o ‘’beyazdır’’. Bilgi hataları ahlaki eksiklik değildir; hiçbir ahlak sistemi hatası olma ve her şeyi bilme iddiasında olamaz.
Fakat eğer ahlaki yargının sorumluluğundan kaçmak için bir insan gözlerini ve aklını devredışı bırakırsa, konuya ait gerçekleri gözardı ederse ve bilmeme yönünde uğraş verirse, o ‘’gri’’ olarak görülemez; ahlaken olabildiğince ‘’siyahtır‘’.
“Artık, başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da vasıtası değilim. Artık, başkalarının bir aleti, tornavidası da değilim. Artık, başkalarının arzularının hizmetkârı da başkalarının yarasının bezi de onların mabetlerine adadıkları kurban da olmayacağım.
Ben bir insanım. Bana ait olan bu mucize, benim sahip olduğum ve koruyacağım bir şey. Ben koruyacağım, ben kullanacağım ve onun önünde yalnız ben secde edeceğim.”
Çoğunlukla sadece rutin, alışılmış işlerde çalışmaktan zevk alan, yarı sersem bir halde çalışmaya eğilimli olan, mutluluğu zorluklardan, mücadeleden veya çabadan uzak olmakta gören insan tarafından farklı bir ruh tipi ortaya konur: kendine saygısı ciddi ölçüde az olan, evreni, kendisine yönelmiş müphem bir tehdit olarak gören bir kişinin asıl motive edici dürtüsü, bir güvenlik özlemi olan(başarıyla kazanılan bir güvenliğe değil, başarının istenmediği bir dünyanın güvenliğine özlem olan) bir kişinin ruhu.
Özgür bir toplumda, kişi akılcı olmayanlarla uğraşmak zorunda değildir. Bunlardan kaçınabilir.
Özgür olmayan bir toplumda herhangi bir çıkarın peşinden koşmak hiç kimse için söz konusu değildir; yavaş ve genel bir mahvoluştan başka hiçbir şey mümkün değildir.