İnsan zamanla, hiçbir şeyin değişmediğini anlıyor; ne umutlar bir yere varıyor, ne de acılar azalıyor. Aynı boş odaların içinde, aynı bozuk ışığın altında, yavaş yavaş soluyor insan. Sanki dünya, sadece gözlerimizin önünde yavaşça çürüsün diye yaratılmış gibi. Konuşmanın, beklemenin, sevilmenin bir anlamı yok; çünkü her kelime, her dokunuş, her bakış sonunda aynı yere çıkıyor: sessizlik. Kimi zaman, pencereden bakan bir yabancı gibi hissediyorum kendimi; bu hayat benim değilmiş, bu beden sadece tesadüfen giydiğim bir kıyafetmiş gibi. Her şey bulanık, her şey geçici, her şey fazlalık. Ve sonunda insan, hiçbir yere gitmediğini, kimseyi beklemediğini, hiçbir şeyin onu kurtarmayacağını kabulleniyor; yavaşça, sessizce, kimse duymadan.