Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir toplum altınları için banka yapıyor ama hayallerini bir çatı altında toplayacak müzeler kuramıyorsa, siyasetçileri, ekonomistleri istediği kadar konuşsun, yoksullaşıyor demektir.
Kişinin hislerinin farkına varması ikinci adım için zemin hazırlar: kişinin ne istediğini bilmesi. Bu ifade ilk bakışta çok basit görünebilir; kim bilmez ki? Ancak çok az insan bunu bilir. Kişi dürüst bir şekilde dönüp kendi içine baktığında aslında istediğini sandığı şeylerin ne kadar rutin olduğunu ya da istediği şeyleri aslında istemesi gerektiğini düşündüğünü fark etmez mi; yahut istemek istediği şeyler değil midir bunlar?
Salı günü yüz değil, yüz on bir hasta geldi. Hasta kabul akşam dokuzda bitti. Ertesi gün, çarşamba kaç kişinin geleceğini tahmin etmeye çalışırken uyuyakalmışım. Rüyamda dokuz yüz kişinin geldiğini gördüm.
Sabah ışığı o gün daha bir beyazmış gibi yatak odamın penceresinden girdi. Beni neyin uyandırdığını anlamayarak gözlerimi açtım. Sonra fark ettim ki, kapı çalınıyormuş.
“Doktor,” hastabakıcı Pelageya İvanovna’nın sesini tanımıştım. “Uyandınız mı?”
“Hı, hı,” diye cevap verdim yarı uykulu bir sesle.
“Hastaneye gelmek için acele etmeyin demek için geldim. İki kişi geldi bugün sadece.”
“Ne? Şaka mı yapıyorsunuz?”
“Ciddi söylüyorum. Tipi var, doktor; tipi,” diye tekrarladı kapı deliğine doğru neşeyle.