Evet, ben asi ve uyumsuz biriyim. Sürülerin arasında yürüdüm, ama onların yönünü pusula edinmedim. Bilirim çoğu insan asiliğin yolunu değil, kalabalığın yolunu takip eder. Benim savaşım insanlarla değil, zihinlere vurulan zincirlerle. Bazıları rahat bir yalanı, rahatsız edici bir gerçeğe tercih etti. İsimler değişti, yüzler değişti, çağlar değişti; ama menfaat hep aynı tahtta oturdu. Bu yüzden alkış toplamadım. Bu yüzden hiçbir tarafa ait olmadım. Çünkü bazı insanlar bir bayrağın, bir fikrin, bir grubun arkasına saklanır. Ben ise kendi gölgemin önünde dururum. Evet, asiyim. Çünkü eğilmeyi erdem diye satan korkakları ayırabiliyorum. Uyumsuzum. Çünkü herkesin uyum sağladığı şeyin doğru olmadığını anlayabiliyorum. Şunu öğrenmelisin; Bir fikrin değeri, ona kaç kişinin inandığıyla ölçülmez. Ben pazarlarda satılan düşüncelerden değilim. Etiketim yok, sahibim yok, ait olduğum bir sürü de yok. Bu yüzden sevilmek için şekil değiştirmedim. Kabul görmek için dilimi eğmedim. Masalara oturmak uğruna diz çökmedim. Beni kibirli değilim,
Emeğin Sessizliği...
​Gözü körleşmiş bir toplumda, bir kadının anlamsız bir paylaşımı alkış tufanı koparırken, bir erkeğin anlamlı çabası cehaletin sessizliğinde kaybolur. ​Nitelik yerini sadece görselliğe bıraktığında, toplumun ahlak ve akıl terazisi de böyle altüst olur; emek ucuzlar, sığlık prim yapar. By Hakan
Hayata Dair
Reklam
Gargamel, Tom ve diğerleri ile pembe masada bir çay !
Geçen gün pazar sabahları erkenden uyanıp televizyon karşısına geçtiğimiz o günleri düşünüyordum. Önümüze ne koysalar sorgulamadan tüketiyorduk. İyi her zaman iyiydi, kötü her zaman kötü. Ama büyümenin o gri gerçekliği zihnimize yerleşince, insan ister istemez "Bir dakika ya, burada ciddi bir tuhaflık var" demeye başlıyor. Çocukken bizi uyutmak için anlatılan o masallar ve çizgi filmler, meğer insan doğasının en çiğ, en absürt taraflarını barındıryormuş. Gelin, o renkli ekranların arkasını biraz deşelim, hatta o meşhur "kötüleri" toplayıp birlikte bir çay içelim. Şirinler: Bir Kere de Çaya Çağırdınız mı Gargamel'i? Açılışı o meşhur mavi köyün tam ortasından yapalım. Herkesin tek bir sıfatla etiketlendiği (Sakar, Somurtkan, Süslü), bireyselliğin tamamen yok edildiği, Şirin Baba'nın mutlak otoritesi altında işleyen o kusursuz ütopya. Çocukken ekran başına geçer, onların o tekdüze, birbirinin aynı, kolektif mutluluğunu izlerdik.Ama insan sormadan edemiyor: Yahu o kadar ekmek fırınlıyorsunuz, partiler veriyorsunuz; bir kere de çaya çağırdınız mı Gargamel’i? Adamcağızı dağ başında bir kulübede tek başına delirttiniz, belki sizin de bir yemek yeseydi sizi yemeyi düşünmeyecekti ya da size altına çevirmek istemeyecekti .Herkes bu hikayeyi o mavi kalabalığın zaferini görmek için izlediğini sanır. Oysa hayatın ve hikayenin asıl tadını bilen, o tek tipleşmiş şirinliğin arkasındaki büyük resmi okuyan çok az kişi vardır. Gerçek seyirciler, herkes o mavi illüzyona alkış tutarken, sistemin dışına itilmiş, o kendi halindeki Gargamel’in yalnızlığında ya da Azman’ın o sadık, patavatsız gerçekçiliğinde kendini bulur. Çünkü sürüye ait olmak, o mavi kalabalığın içinde kaybolmak kolaydır; asıl asalet, everyone’ın Şirinleri alkışladığı bir dünyada, kendi doğasının peşinden giden o
Duygu ve Düşünce
Alp Er Tunga öldü mü? Evet, öldü... Ve ölümü kurtları, kuşları, dağları, taşları bile yasa boğdu. Ölüm de Alp er'i sevmişe benzer Perslerin Şehname'sinde Efrasiyab, Divan-I Lügati't- Türk'te ise Alp Er Tunga olarak anılan o efsanevi, yüce Türk hakanına bin alkış olsun. Kaşgarlı Mahmud'un bin yıl önce yazıya döktüğü bu sagu, şimdi dinleti olarak eşlik etsin.
Belki alkış beklemiyordu fakat güzel bir övgü bekleyecek kadar afilli giyinmişti, övgülerimi dile getirdim. Kuru bir teşekkür ile geçiştirdi. Gün sonuna doğru söylediğimdendi belki de, sabah ilk övgülere yetişebilseydim canlı bir teşekkür alabilir miydim diye düşündüm. Bununla kaldım, sabah geri gelmedi.
(Rüya) (11.06.2026) (Bir mahkeme,içerisi akbaba doluydu (kadını ve erkeğiyle bir çocuğu idam edebilmek için öylece yeriyorlardı.)çocuğun elleri kelepçeliydi yargılanıyordu.) (Akbabalar hep bir ağızdan konuşuyordu,çocuk ise suratı asık bir şekilde öylece duruyordu.) “ Komşunun camını kırmış hadsiz - Altına da etmiş. - - Eve geç dönmüş - - Çirkin bir çocuk olduğunu düşünüyorum - Senin oyun oynamaya hakkın yok derslerine çalışacaksın. Önce notlarını düzelteceksin,kuzenin gibi topluma yararlı birey ol Sonra çocukluğunu yaşarsın. Âdi çocuk Hayatında hiçbir yere gelemeyeceksin Kaç kere söyledik Senden adam olmaz. Altına etti galiba baksanıza konuşmuyor. Uğraşma bence Kafan çalışmıyor senin budalanın tekisin. (Çocuğu yargılıyorlardı çocuk ise cevap vermiyor öylece duvarda ki “Eşitlik Esastır.” yazısına bakıyordu,yönelttikleri yargılar çocuğun geçtiği yargıların çeyreği bile değildi ve en hafifleriydi. ancak onu yargılayan herkes -ağır orta ve hafif- mahkemedeydi.Konuşanlar da vardı konuşmayanlar da . Herkes çok keyifliydi.) Yetişkin: BİZİ DİNLEMİYOR MUSUN ? Çocuk:Yanlış bir şey yapmadı (Çocuğun sözünü kesti) Yetişkin: KES
Reklam
Reklam