Daha nelere pişman oldular...
12 Eylül'e alkış tutanlar arasındaydı ama annem gibi gönlü sosyalizme yakın bir sosyal demokratın yanında bu darbeci paşaları açıkça övmeye cesaret edemezdi, cuntayı onayladığını sessizliğiyle gösterirdi. Öldüğü sırada ülke askerî rejim sonrası seçimlere hazırlanıyordu, cuntanın ısrarla işaret ettiği Sunalp Paşa yerine Tonton'un tek başına iktidara geldiğini göremedi. Ömrü vefa etseydi cuntayı gizli gizli alkışladığına muhtemelen bin pişman olacaktı.
Sayfa 183 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Hoşgörü! Zamanımızın hoş ve zorunlu sözcüklerinden biri, görünürde zararsız, gerekli, vazgeçilmez bir sözcük! Hoşgörü: Duyarlılık yüklü her konuşmanın, bir alkış bekleyen her mantık yürütmenin kraliçesi; ancak yüreklerimize ve zihinlerimize bağnazlık tohumları ekmeye niyetlenenlerin ağzından çıkması olası hoşgörüsüzlük kavramının karşısına dikilen karşıtı. Televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden, kamuoyunun karşısındakilerin ağızlarından hoşgörü yüklü sözler damlıyor! Bağışlama -o kolay, hızlı ve tam bağışlama, üzerinde fazla düşünmeden ağızdan çıkan cinsinden hani: "Oğlunuzun katilini bağışlıyor musunuz?" "Evet, tabii, bağışlıyorum,"- ve hoşgörü uygar kişi sıfatını elde edebilmek uğruna içinde yüzdüğümüz balçığın adıdır. Peki ama bu sözcük nereden -ve ne zaman- beliriverdi hayatlarımızda? Mutlak olarak hoşgörüsüz kişilerle çevrili çocukluğumda bu sözcüğün telaffuz edildiğini anımsamıyorum. Defterleri konfeti küçüklüğünde yırtan ve avaz avaz bağıran sınıf öğretmenimin bu sözcükle bir ilintisi olduğunu hayal bile edemiyorum: Büyük olasılıkla o bu kavramı bir tek "hoşgörü yuvaları" olarak duymuştu. Merlin yasalarının geçerli olduğu günlerdi. Yuvalar ortadan kalkınca hoşgörü de kalktı herhalde. **Benim yeniyetmeliğimde ve aşırı karşı uçlarda yer alanların ağır şiddet gösterilerinde bulunduğu günlerde yaşadığım gençliğimde de hoşgörüden söz edilmezdi. Komünist ideoloji efsanesinin ve onun yarattığı sistemlerin ayakta olduğu günlerde de hoşgörüye değinilmezdi. İtalya'da sadece İtalyanların yaşadığı günlerde hoşgörü anılmazdı. Gökyüzünde uçaklar, yer altında metro trenleri havaya uçmaya başlayınca her şey değişti. Ufuklardan ideoloji, yeryüzünden cennet silinince, evimizi çeviren çitin sağladığı huzur olmayınca, hareket özgürlüğümüzün
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaptıklarının değerinin bilinmediği bir hayat, alkışsız bir sahnede ayakta kalmağa benzer; gerçek alkış başkalarının ellerinden değil, kendi yüreğinin derinliklerinden yükselir.
Sayfa 113
Alıntı
Bir de alkış tutalım istersen, Şekspircim :)
Ben kalbinden uzakken, fırsat kaçırmayarak Yaptığın şu sefahat, şu çapkınlıklar var ya: Hepsi de güzelliğin, gençliğin için bir hak, Çünkü nereye gitsen, arzu koşar oraya.
1000Kitap
Oldu bile. Alkış.
"Başkalarına özenli davranmak için bilinçli ve sürekli çaba gösterir olsaydık, bunun kendimiz ve toplum üzerinde hayranlık verici etkileri olurdu." - HENRY CHARLES LİNK
Hayattaki en değerli işler genellikle alkış almıyor. Çocuğunu sabırla yetiştirmek; yıllar boyu sık sık yaptığın, yapmasan da kimsenin fark etmeyeceği küçük dürüstlükler; aslında kolaya kaçıp daha kazançlı çıkacağın işler; sessizce yapılan iyilikler; kimsenin görmediği fedakârlıklar...