Ali

Ali
Kitapların dünyasında kaybolmayı seven biri. Her sayfada yeni bir bakış açısı, her kitapta yeni bir yolculuk arıyorum. Okumak, öğrenmek ve keşfetmek benim için vazgeçilmez bir tutku.
Aramızdaki gerginliğin gitgide arttığını hissediyordum: Bu suskunluk, bütünüyle içten gelen tiz bir çığlıktı ve aşırı gerilmiş bir çalgı teli gibiydi ve sonunda - başta müthiş zorlanarak da olsa - bir sözcükle koptu.
Sayfa 12 - İş bankası
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayır, artık sevemem. Ve en üzücüsü, buna üzülmüyorum bile. Kalp yerine diken diken olmuş bir kirpi taşıyorum.
Sayfa 76 - YKY
Yola çıktım, yalnızdım, mağrur bir yalnızlık.
Sayfa 16 - YKY
Zaman, mekân, biraz yalnızlık, biraz kalabalık... Önümüzde ise sürekli aynı soruyu sorduğumuz bir hayat: "Acaba neden dolu dolu yaşayamıyorum?" Gerçek ve koşulsuz dostluklar, sahici sevdalar nerede kaldı? Hayat gerçekten yaşamak için mi var, yoksa sadece akıp giden bir hikâyenin içinde sürükleniyor muyuz? Oysa hayat, kendine verdiğin emeğin kendisidir. Vakkas Amca’nın, Dursun Dayı’nın, çocukları için kendinden vazgeçerek değil, onlar için yaşamaya devam edişidir. Aslında kendinden tamamen geçmek değil mesele... İnsan sadece alışkanlıklarına tutunuyor. Bildiğine inanıyor, bilmediğine düşman kesiliyor. Belki de bu yüzden kendimiz gibi olmayan herkes bize biraz yabancı, biraz uzak, biraz da "öteki" geliyor. Hep "öteki kişilerin" hayatına gıpta ile bakıp, sonunda yaşayamadığımız hayatın faturasını sevdiklerimize çıkaran basit insanlarız. İşte belki de en büyük yanılgımız bu… Oysa insan, yaşamayı öğrenmeli. Ve sonuna vardığında "Yaşayabildim!" diyebilmek için, hava gibi, ekmek gibi sevmeli hayatı. En büyük hayali bir arabanın markası değil, toprağa tohum ekip büyütmek, bir ağacı dikmek ve onunla nefes almak olmalı. Sevdiği hayatı yaşarken, gerçekten "şükür" diyebilmeli insan. Şükretmenin içindeki o derin eksiklikle değil, gerçekten hissederek nefes almalı. Basit gördüğümüz insanlar, aslında ölümün içindeki ölümsüzlüğe giderken cesurca, başı dik ve korkusuz yürüyorlar. Ne bileyim işte… Hayat biraz da Ayşe Teyze, Ahmet Amca, Mehmet, Yusuf, Kadir, Fatma, Zeynep için yaşamak değil mi? Sonunda, hepimiz birilerinin hayat hikâyesinde sadece bir figüran olmuyor muyuz? Zaten hayat, biraz da başkaları için yaşamak değil mi?
Mücadele ruhu
“Hayat, her şeye rağmen mücadele etmeye ve kendine iyi bakmaya değer. Çünkü senden bir tane daha yok.”