İnsanoğlu dünya üzerinde varolduğundan beri din, inanç ve ibadet de varolmuştur her toplum kendi kültür ve geleneklerine göre inanç ve ibadetini yaşamıştır. Din Allah tarafından peygamberler aracılığıyla da insanlara tebliğ edilmiştir. İnsanlar din aracılığıyla varoluş nedeni ve amacının cevabını dinde bulmuştur. Din insanlara iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı ve güzelle çirkini bildirmiştir. Kitapta Hinduizm, Taoizm, Budizm ve üç büyük din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dinleri hakkında da detaylı bilgiler bulacaksınız.
“İmar olmak için viran olanlara…”
Küllerimden Doğarken’i bitirir bitirmez sıcağı sıcağına birkaç satır yazmak istedim. Kitabın kapağındaki bu cümle aslında tüm hikâyeyi tek başına özetliyor.
Kitap boyunca her karakterin ayrı bir imtihanına, sabrına ve iyileşme yolculuğuna tek tek şahit olmak bende çok güzel bir his bıraktı. Funda Uçuker’in daha önce de birçok kitabını okuduğum için kalemine aşinayım. Özellikle karakterlerin karşılıklı konuşmaları o kadar doğal ve akıcı ki, okuma keyfini daha da artırıyor.
Bu kitap bana bir kez daha gösterdi ki, herkesin taşıdığı yük kendine ağır. Dışarıdan gördüğümüz hayatların ardında nice görünmeyen mücadeleler var. Ama aynı zamanda şifanın; Rabbine teslim olmakta, O’na güvenmekte ve yaşanan olaylara sadece bulunduğumuz yerden değil, farklı pencerelerden de bakabilmekte olduğunu hatırlatıyor.
Bazen yaşadığımız imtihanların nedenini o an anlayamıyoruz. Oysa zaman geçtikçe, Rabbimizin bizim için hazırladığı hayrın o yaşanmışlıkların ardında saklı olduğunu fark ediyoruz. Kitap bunu çok güzel hissettirdi bana. İnsan, her şeyin kendi istediği gibi değil, Rabbinin takdir ettiği gibi olması gerektiğini yeniden idrak ediyor.
Her karakter kendi hikâyesiyle bana farklı bir şey öğretti. Kiminde sabrı, kiminde affetmeyi, kiminde ise umudu gördüm. Okurken sadece bir hikâye okumuyor, karakterlerle birlikte onların yükünü de omuzlarınızda hissediyorsunuz.
Ben bu kitabı gönülden tavsiye ediyorum. Kalbini biraz olsun dinlendirmek, olaylara daha derin ve farklı bir pencereden bakabilmek isteyen herkesin okuyabileceği, içinde güzel mesajlar barındıran bir eser.
Ve son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim… Kitabın finali, hiç beklemediğim bir şekilde bitti. Son sayfalara geldiğinizde sizi gerçekten şaşırtacak bir sürpriz bekliyor. Sırf o final
İncelemelerde ücretsiz olarak Ulaşabilecek olduğunuz Kargo Parası Bile vermeden Alabilecek olduğunuz Kitapları Paylaşıyorum Buda ikinci Kitabımız Bundan önce Bir Kitap Daha Paylaşmıştım Bakabilirsiniz.
Bazı kitaplar vardır; sadece bir dönemi, bir akımı ya da bir siyasi fikri anlatmaz; insanı ve onun varoluş sancısını masaya yatırır. Üstad Necip Fazıl’ın "Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık" kitabı benim için tam olarak böyle bir başyapıt oldu. Kitabın kapağını kapattığımda hissettiğim ilk şey; sadece ideolojik bir eleştiri okumuş olmanın ötesinde, insan ruhunun derinliklerine yapılmış muazzam bir fikrî ameliyata şahitlik etmenin hayranlığıydı.
Üstad bu eserinde, modern dünyanın en büyük çıkmazlarından olan sosyalizm ve komünizm akımlarını, o bildiğimiz heybetli, tavizsiz ve keskin üslubuyla adeta lime lime ediyor. Ancak bunu yaparken kuru bir kuramsal reddiyeye girişmiyor; meseleyi doğrudan "insan" üzerinden ele alıyor.
Kitap boyunca altını çizdiğim satırlarda en çok dikkatimi çeken şey, Necip Fazıl’ın maddeci (materyalist) felsefelerin insanı nasıl tek boyutlu bir varlığa, mekanik bir çarka indirgediğini gösterme biçimi oldu. Üstad’a göre komünizm; insanı sadece midesinden, emeğinden ve üretim ilişkilerinden ibaret görerek onun metafizik derinliğini, ruhunu ve en önemlisi de hürriyetini elinden alıyor. Bu yönüyle eser, bir sistem eleştirisi olduğu kadar, insanlığın kaybolan ruhunu arayış beyannamesidir.
Beni En Çok Etkileyen Yönleri:
Tarihî ve Fikrî Derinlik: Üstad, batı kaynaklı bu fikirlerin doğuşunu, Fransız İhtilali’nden Marksist diyalektiğe kadar uzanan köklerini öyle bir sentezliyor ki, körü körüne bir karşıtlık değil, muazzam bir entelektüel kavrayış sunuyor.
Çarpıcı Üslup: Necip Fazıl’ın o şairane ama aynı zamanda bir kırbaç gibi şaklayan nesir dili, okurken insanı sürekli uyanık tutuyor. Cümleler adeta birer fikir mermisi gibi hafızaya kazınıyor.
"Büyük Doğu" Perspektifi: Batı’nın kendi iç krizlerinden doğan bu suni sistemlerin karşısına, insanı ruhuyla,
Faydalı ama fazla iddialı bir söylem.
Bir arkadaşım bana dedi ki, hocam tam sana göre bir çalışma var, ben faydalanamadım ama senin faydalanacağını biliyorum.
Önce anlam veremedim ama okudukça ne demek istediğini anladım. Ben tefsir ya daha hadis çalışırken de bir kere kelimenin kökünü bulmadan ve eğer o kelime Türkçede kullanılıyorsa onu da söylemeden geçmiyordum ders çalışırken. Çoğu zaman arkadaşlara bu kelimeyi biliyoruz dediğim zaman şaşırıyorlardı, tabi ki şudur diyene kadar. Hoş çoğu uzun zaman yok duymadık demeleri çoğunluktaydı çünkü yine Allah razı olsun diyeceğim benim Risale i nur gibi bir gerçeğim var.
Bu çalışma işte o minvalde bir şey. Türkçe dediği eski Türkçede kullanılan zaten Arapça köklü kelimeler ya da çok kişinin günlük hayatta kullanmadığı kelimeler. Bu bir eksiklik ya da değil. Fazla iddialı ama yanlış değil. Şu kadarını söyleyim ki ben örnekleri çok yavan buldum. Aklıma bu köklerle ilgili tonla Türkçe kelime geldi. Bazı yerleri fazla zorlama buldum, çok daha kolay kelimeler var günlük hayatta, ama olabilir, Arapçaya hakim olsa insan Türkçeye hakim olmayabilir. Türkçe'ye hakimdir, Arapçaya hakim olmayabilir, dil böyle bir şey. O yüzden yorumum bu oldu. Doğru ama iddialı. Benim için hiç katma değeri olmadı demeyeceğim ama bu benim zaten normal tarzımdı. Bu kadarını kitaptan alırsın gerisini tamamlarsın. İyidir.
Daha fazla yazabilirim ama yazmak istemiyorum çok sıkılıyorum. İçimde bir his; bir yerlerde duymak istemediğin bir şeyler yaşanıyor. Böyle bir sıkıntı. Hayrolsun.
Yer yer gözyaşlarıyla okuduğum ve Allah kimseyi evlat acısıyla sınamasın diye dua ederken Tolgonayın acısını ne kadar derinlerde hissettiğimi anladığım bir kitaptı. Aynı zamanda toprağın ne kadar kutsal ne kadar mühim şey olduğunu söyleyen bir kitap. Cengiz Aytmotov'un kaleminden çıkan her şeyin ruhuma bu denli işlemesi ve başka yazarların 500 sayfaya sığdırabileceklerini 136 sayfada bir çırpıda anlatıp insanı o ani duygu yüklemesiyle baş başa bırakması muazzamdı.
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202278bin okunma