"_ Allâh'ım! (ibrahim'e ve) âline salât (rahmet) ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de salât et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin. Allâh'ım! (ibrahim'e ve) âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin!" deyiniz." (Buhâri, Deavât, 32; Tirmizi, Vitir, 20: ibn-i Mâce. İkâme, 25)
"Ey Allah'ım! Bize istikamet bahşet,
Dünyada doğruluk gibi mutluluk olmaz. "
"Dosdoğru ol, elde etmek istersen keramet
Ki istikametten iyi, hiç keramet olmaz."
Allah dostlarına eziyet verip rakik kalplerini incitmek, gayretullah'a dokunup kişiyi azaba düçar eder. Nitekim bir hadis-i kudside bu hakikate şöyle işaret edilmektedir:
"Her kim Ben'im veli bir kuluma düşmanlık ederse, Ben ona karşı harp îlân ederim...".(Buhari, Rikāk, 38)
Cenâb-ı Hak kimi zaman böyle gâfillerin cezasını bu dünyada verip onları insanlara ibret kılar; kimi zamansa -ilâhî imtihan sırrına binâen-onların cezasını âhirete tehir eder.
Abdullah ibn-i Mes'ûd; "Biz boğazımızdan geçen lokmaların tesbihlerini duyar hâle gelmiştik!" buyurmuştur. (Bkz. Buhârî, Menâkıb, 25)
Kâinattaki umûmî zikrin âhengine bürünerek yaşayan Hazret-i Mevlânâ, bir kuyumcu dükkânı önünden geçerken işittiği çekiç sesinin nağmelerindeki zikirden vecde gelip huşû içinde semâ ederek zikre dalmıştır.
Hak dostlarından Hüdâyî Hazretleri, koparmak için uzandığı bütün çiçeklerin kendi dillerince Hakk'ı tesbih ettiklerini işitince hiçbirini koparmaya kıyamamış, neticede üstâdına ancak, sapı kırılmış olduğu için zikri bitmiş bir çiçeği takdim edebilmiştir.
Yine bu hakikat sebebiyledir ki arif mü'minler, Allah'ı zikrettikleri için zerreden kürreye kadar bütün varlıklara ulvî bir nazarla bakmışlardır. Onların nazarında bülbüllerin bir damlacık yüreklerinden dökülen feryat nağmeleri, kumrulardan yükselen “hû, hû"lar, leyleklerin "lek, lek"leri, hep duygu dolu birer "zikir" tezahürüdür. Nitekim sarı çiçekle içli içli hasbihâl eden Yunus Emre'nin; "Benim bir karıncaya, ulu nazarım vardır..." buyurması da bu hikmetin veciz bir ifadesidir.
Diğer taraftan, Rabbimiz'in, âyet-i kerîmelerde mahlûkâtın dahî kendisini zikir hâlinde olduğunu beyân etmesi, Allah'ı unutup da dünyaya dalan gâfillere âdeta;
"Görmüyor musunuz, uğruna Ben'i terk ettiğiniz dünya bile aslında Ben'i zikrediyor ve Ben'im hükümranlığıma tam bir teslîmiyetle boyun eğiyor." mesajını vermektedir.