İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet döneminden beri meyhaneler bulunduğu ve bunların Bizans’tan kalmış oldukları çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Evliya Çelebi Tahtakale, Galata, Eyüp, Üsküdar kadılıkları içinde Hamr (içki) Emanetine bağlı binden fazla meyhanenin faaliyet gösterdiğini, bu meyhanelerde çalışanların sayısının da altı bini bulduğunu seyahatnamesinde yazmıştır. Meyhanelerin yoğun olduğu semtler Aksaray, Langa, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Kuzguncuk, Çengelköy ve Kadıköy’dür.
Bu semtlerin tümü İstanbul’un gayrimüslim nüfusunun yoğun olduğu semtlerdir ve meyhanecilik o dönemlerde kural olarak gayrimüslimlerin işidir.
Osmanlı döneminde meyhaneler koltuk ve gedikli olmak üzere ikiye ayrılırdı. ‘Gedikli meyhaneler’ ruhsatlı olup sadece belli bir sayıda olabilirlerdi. ‘Koltuk meyhaneleri’ ise ruhsatsız ve kaçak çalıştırılırdı. Zaman içinde bunlara ayaklı meyhaneler’ de ilave olurken, gedikli meyhaneler Abdülaziz döneminden sonra ‘selatin meyhaneleri’ olarak anılmaya başlandı.