Bütün bir gezegen, zevklerimizi, hayallerimizi, davranışlarımızı, yaşam biçimimizi, dünyaya ve kendimize bakışımızı her gün biraz daha değiştiren bir imaj, ses, düşünce ve çeşitli ürün selinin istilası altında. Bu olağanüstü kaynaşmadan çoğu zaman çelişkili gerçekler ortaya çıkıyor. Mesela, bugün artık Paris'in, Moskova'nın, Şanghay'ın ya da Prag'ın ana caddelerinde fast food'un mâlum işaretlerine rastlandığı doğru. Ama bütün kıtalar üzerinde artık sadece, uzun zamandan beri dışa açılmış bulunan İtalyan ya da Fransız, Çin ya da Hint değil, Japon, Endonezya, Kore, Meksika, Fas ya da Lübnan gibi çok çeşitli mutfakların gitgide daha çok bulunduğu da doğru.
Kimilerine göre bu sadece önemsiz bir ayrıntı. Benim gözümdeyse, açıklayıcı bir olgu. Günlük yaşamda bu karışımın ne anlama geldiğini açıklayıcı. Aynı zamanda şu ya da bu tarafın tepkilerinin ne olabileceğini açıklayıcı. Gerçekten de, bütün bu evrimde sadece tek bir veçhe, yani bazı gençlerin Amerikan usulü ayaküstü yiyeceklere düşkünlüğünü gören ne kadar çok insan var. Ben bırakınız-yapsınlar taraftarı değilim ve doğrusu yalnızca kendini bırakmayanlara karşı saygım var. Bir sokağın, bir mahallenin karakterini ya da belli bir yaşam kalitesini korumak için mücadele etmek, meşru ve çoğu zaman da zorunlu bir mücadeledir. Ama bizim tablonun bütününü görmemizi engellememelidir.