Alpay

Çokkültürlülüğü korumak için önerdiğim doğrultunun belli dozda bir gönüllülük istediğini inkar edecek değilim. Ama bu çabayı harcamaktan kaçınır, her şeyi bugünkü akışına bırakırsanız ve gözlerimizin önünde kurulmakta olan evrensel uygarlık gelecek yıllarda da tamamen Amerikan, dili tamamen İngilizce, hatta tamamen Batılı gibi görünmeye devam edecek olursa, bana öyle geliyor ki, bundan kaybeden bütün dünya olacaktır. Gezegenin bugünkü güç ilişkilerine katlanamayan büyük bir kesimini kendinden uzaklaştıracağı için Amerika Birleşik Devletleri; varoluş nedenleri olan her şeyi adım adım kaybedecekleri ve çıkışı olmayan bir isyana sürüklendikleri için Batılı olmayan kültürler; belki de hepsinden fazla, kendi dil ve kültür çeşitliliğini korumaktan acizken, kendilerini dışlanmış hissedenlerin ilk hedefi haline geleceği için her iki tabloda da kaybeden Avrupa.
Reklam
Çevremizde gelişen teknolojik ve sosyal altüst oluşlar, herkesin yarar sağlayabileceği ve hiç kimsenin -Amerika'nın bile!-dizginleyemeyeceği bir karmaşıklık ve genişlikte tarihi bir olgu oluşturuyor. Dünyalılaşma, "kimilerinin" dünya üzerinde hükmettirmeye çalışacakları "yeni bir düzen"in aracı değil, ben bunu daha çok, içinde aynı anda binlerce cirit oyununun, binlerce güreşin yapılacağı ve herkesin zapt edilmez bir kakafoniyle kendi şarkıları, kendi silahlarıyla girebildiği, her yanı açık, uçsuz bucaksız bir arenaya benzetirdim.
Ne çok insan kendini boşluğa kaptırıp ne olup bittiğini anlamaktan vazgeçmiştir. Ne çok insan etraflarındaki dünyanın nüfuz edilmez, düşman, insan yiyici, aklını kaybetmiş, şeytani olduğuna bir kere karar verdiği için evrensel kültüre yapacağı katkılarından vazgeçmiştir. Ne çok insan kurban rolüne sığınmaya istek duymuştur - Amerika'nın kurbanı, Batı'nın kurbanı, yeni teknolojilerin kurbanı, medyanın kurbanı, değişimin kurbanı... Bu insanların kendilerini gerçekten de haksızlığa uğramış hissettiklerini ve bu yüzden acı çektiklerini hiç kimse inkar edemez; bana talihsiz gelen onların tepkileri. Saldırıya uğramışlık zihniyeti içine kapanıp kalmak, kurban için saldırının kendisinden de yıkıcıdır. Üstelik bu, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir. İçine kapanır, etrafına barikatlar yığar, kendini her şeyden korur, içine atar, aramaktan vazgeçer, keşfetmekten vazgeçer, ilerlemekten vazgeçer, gelecekten, şimdiki zamandan ve ötekilerden korkar.
Kitle iletişim araçları konusunda da aynı yoksunluk ileri sürülebilir. İnsan kimi zaman, bu kadar gazete, radyo, televizyonla binlerce farklı görüş duyacağı hayaline kapılıyor. Sonra bakıyor ki, durum bunun tam tersi: bu megafonların gücü o anın hakim görüşünü genişletip yaymaktan başka işe yaramıyor, o kadar ki, başka hiçbir ses duyulmaz oluyor. Görüntü ve sözcük bombardımanı eleştirel düşünceyi her zaman besleyemiyor.
Bütün bir gezegen, zevklerimizi, hayallerimizi, davranışlarımızı, yaşam biçimimizi, dünyaya ve kendimize bakışımızı her gün biraz daha değiştiren bir imaj, ses, düşünce ve çeşitli ürün selinin istilası altında. Bu olağanüstü kaynaşmadan çoğu zaman çelişkili gerçekler ortaya çıkıyor. Mesela, bugün artık Paris'in, Moskova'nın, Şanghay'ın ya da Prag'ın ana caddelerinde fast food'un mâlum işaretlerine rastlandığı doğru. Ama bütün kıtalar üzerinde artık sadece, uzun zamandan beri dışa açılmış bulunan İtalyan ya da Fransız, Çin ya da Hint değil, Japon, Endonezya, Kore, Meksika, Fas ya da Lübnan gibi çok çeşitli mutfakların gitgide daha çok bulunduğu da doğru. Kimilerine göre bu sadece önemsiz bir ayrıntı. Benim gözümdeyse, açıklayıcı bir olgu. Günlük yaşamda bu karışımın ne anlama geldiğini açıklayıcı. Aynı zamanda şu ya da bu tarafın tepkilerinin ne olabileceğini açıklayıcı. Gerçekten de, bütün bu evrimde sadece tek bir veçhe, yani bazı gençlerin Amerikan usulü ayaküstü yiyeceklere düşkünlüğünü gören ne kadar çok insan var. Ben bırakınız-yapsınlar taraftarı değilim ve doğrusu yalnızca kendini bırakmayanlara karşı saygım var. Bir sokağın, bir mahallenin karakterini ya da belli bir yaşam kalitesini korumak için mücadele etmek, meşru ve çoğu zaman da zorunlu bir mücadeledir. Ama bizim tablonun bütününü görmemizi engellememelidir.
Reklam