Şirin'in mektuplarından birinde yaptığı soğukkanlı yorum beni etkilemişti: "İran hasta," diyordu. "Başucunda pek çok doktor var. Çağdaş doktorlar, gelenekçi doktorlar... her biri kendi ilacını öneriyor. Onu kim iyileştirirse, gelecek onun olacak. Bu devrim başarılı olursa, mollalar demokratlaşma; olmazsa demokratlar mollalaşma zorunda kalacaklar."
"Ve sen, bütün ümidimi bağladığım İran halkı, bir adamı yok etmekle özgürlüğünü kazanacağını sanma. Senin yok etmen gereken, yüzyıllık geleneklerin yüküdür!"
Hayyam da, hayranı olduğu Suriye'li şair Ebu'l Alâ'nın sözlerini aynen benimsemişti: "Beni döllendirenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek."
"Yönetmek için gerekli olan nitelikler ile, iş başına gelmek için gerekli olan nitelikler arasında fark vardır. İşleri iyi yönetmek için, kendi işlerini unutup sadece başkalarına, özellikle en yoksul olanlara bakacaksın; iktidara gelmek içinse, insanların en aç gözlüsü, en bencili, kendi dostlarının bile gözünün yaşına bakmayanı olacaksın."