Oğuzcum Atay, bu öykülerde ağırlıklı olarak yabancılaşma, uyumsuzluk, toplum eleştirisi, yalnızlık, hayatın anlamsızlığı ve insanın varoluşsal sancılarını ele alıyor. Paranoya, ruhsal yolculuk, şizofreni ve kabuslarla yaşayan karakterler doğru ve yanlışları da toplumdan ve yönetimden bağımsız olarak bizzat kendileri deneyimliyor.
Kahramanlar ağır bir mutsuzluk ve karamsarlık haliyle toplum içinde hastalıklı insanlar olarak sivrilip kendi mağaralarını arıyor. Öykülerde bireyin yaşama imkanlarını gözetmeyen çağdaş ilkelerin, toplumsal dayatmaların, onu nasıl bir girdabın içine ittiği ve nasıl yok ettiği işleniyor.
Toplumsal normları reddeden sanatçı, finalde genellikle eylemsizliğin tasviri olan ölüme gidiyor. Bu ölümü yer yer bir başkaldırı yahut cezalandırma olarak da görmek mümkün.