“Kaybetmeyi bilirsen, hiç yenilmezsin.”
Son sözleriydi. Gitti diyorlardı. Komik değil mi? İnsan varlığını dokunuşlarla sınırlayabiliyorlardı. Bu dünyaya gözlerini kapamak, başka bir dünyada uyanışın işareti olamaz mıydı? Kimse bilmiyordu, düşünmüyordu, inanmıyordu. Bazıları birbirini teselli ediyordu sözcükleriyle. Dahası, bu yalana kanıyorlardı. Bir insanın hayatta kapladığı yerin derinliği, sözcüklerle tasvir edilebilir miydi? İşte bunu fark eden kadın ağlıyordu. Sanki gözlerinde bir dünya taşıyordu. Gözyaşları toprağa süzüldü. Toprağa dokunan o son damla, tohuma kavuştu.
Bazen bıraktıkların, sen olmaktan çıkıyor. Güneş, çiçeği okşuyor. Ateş böcekleri, güneşi söndürecek kadar parıltılı, eğer hissedebilirsen. Her gün birileri ölüyor. Her gün birileri doğuyor, belki de doğru şekilde ölmeyi bulabilmek için.
Oracıkta bir krizantem çiçeği oluşuyor. Bir genç kız, çiçeğin minik yapraklarına dokunuyor. O kız, gözlerinde sanki kainatı taşıyor. Nasıl oluyor da o kız, hala gözlerimde yaşıyor?