Kendinden başkasını görmemeleriyle mutluluk bulan insanların türlü türlü sonlarına dair parodiler anlatıyor Oscar Wilde, Mutlu Prens'te.
Kitap 5 kısa hikayeden oluşuyor. Ama bu hikayelerin kahramanları insan değil; bir heykel, bir havai fişek, bir dev, bir gül ve bir su sıçanı. Bu kör göze parmak bencillikleriyle dikkat çeken kahramanlar bazen pişmanlıkla bir uyanış yaşıyorlar, bazen kibirlerinin konforlu alanından dışarısını yok saymaya devam ediyorlar. Ama okuyucunun aldığı mesaj çok net: empati erdemdir; en çok da bencilleri kızdırır. Zaten kitabın son hikayesi, hikaye karakterinin "Ana fikri olan hikayeler anlatmak, son derece tehlikelidir" sözleri ve hikaye anlatıcısı olarak Oscar Wilde’ın sahneye çıkıp bunu açıkça onaylamasıyla bitiyor.
Bu hikayelerin bir de, masalsı bir dille yumuşatılmış, çok bağırmayan ama sert ve karanlık bir yönü de var: İyilik yücedir ama alkış almaz ve sahibini tüketir. Toplum bu tükenişe seyirci kalır ve onu zayıflık olarak görür. İyilik adeta bu dünyada yaşanamayacak bir idealdir. Sadece Tanrı değer verir kendinden verenlere. Bu sebeple, kibir dünyevi bir mutluluk sağlasa da, hikâyeler kitap boyunca ilahi mutluluğun erdemden geçtiğini fısıldar.
Oscar Wilde, daha genç yaşında yazdığı bu hikayelerinde, toplumun iki yüzlü ahlak anlayışına iğneleyici bir dille saldırırken, kendisinin de çok sonraları ahlaksızlıkla suçlanacağını, itibarının ve hayatının yok edileceğini sezmiş gibidir.
Her farklı yaştaki okurda farklı yankılar bulabilecek zamansız, keyifli ve sade bir derleme. İyi okumalar dilerim.
"Korkarım onu kızdırdım," diye cevap verdi Ketenkuşu. "Ona ana fikri olan bir öykü anlattım."
"İşte bu, daima son derece tehlikelidir," dedi Ördek.
Ben de aynı fikirdeyim doğrusu.
Bir kış sabahı giyinirken penceresinden dışarı baktı. Kıştan nefret etmiyordu artık, çünkü onun sadece İlkbahar'ın uykusu olduğunu, çiçeklerin dinlenmekte olduklarını biliyordu.
Ufkunuzu genişletmeye var mısınız?
Büyük patlamadan madde-antimadde-foton çorbasına, çorbadan yıldızlara, galaksilere, pulsarlara ve sonunda güneş ve dünyaya kadar uzanan bu koca hikayenin mahsulü olan insan, başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Görünen ve görünmeyen ışık dalgalarında evrenin bebeklik fotoğrafını okudu. Ölçebildiği madde ve enerjinin büyük kısmını açıklayamadığı için onları karanlık olarak adlandırmış olmasına rağmen, uzay-zamanın yasalarını büyük bir cüretle açığa çıkardı ve çıkarmaya da devam ediyor.
İlginizi çektiyse, bir de bu konuları alanının en iyilerinden biri olan astrofizikçi arkadaşınızdan, bir kahve sohbeti sırasında dinlemeyi deneyin. Size, dikkatinizi çekecek kadar çok ilginç detaylar veriyor, dikkatinizi kaybetmeyeceğiniz kadar basit bir dil kullanıyor, araya da biraz sektör dedikodusu ve zeki bir mizah karıştırıyor. O kadar iyi anlıyorsunuz ki, her şey gözünüze çok basit ve çok ilginç görünmeye başlıyor.
Yine de, bu kitabın bile açıklayamadığı bazı şeyler var. Mesela bir şeyi öğrenmek istediğinizde, evrenin de sizinle aynı konuya odaklanıyor gibi davranması. Bu kitabı okumaya başladığımda, Kanadalı astronot kozmosa yolculuk gösterisi için İstanbul'a geldi. Bu kitabı okuduğum sırada, takip ettiğim kanallarda elektronlar, antimadde ve güncel astronomi modellerindeki çatlaklar üzerine videolar paylaşıldı. Yine bu sırada bilimkurgu günlerini geride bırakırken 2025 en çok dinlediklerim listesinde Bikinisinde Astronomi çalıyordu.
Mikro bir kozmos sonucu oluşan makro kozmosta keşfedilen bir gezegen, ardından keşfedilen yeni elemente isim babalığı yaparken, bu iki kavramsal kozmosu sembolik olarak birbirine aynalatamak, küçük parçacıklarla çalışan kimyagerlerin dünyadan geniş perspektiflerine dair hoş bir detaydır. Benzer şekilde, keşfedilen