Gözde Özdemir

Kültürel Bir Olgu Olarak Oyunun Doğası ve Anlamı
Oyun düzen yaratır, kendisi düzendir. Kusurlu bir dünyaya ve hayatın karmaşasına geçici ve sınırlı bir kusursuzluk getirir. Oyun mutlak ve üstün bir düzen talep eder. Bu düzenden en ufak bir sapma bile "oyunu bozar", onu karakterinden mahrum eder ve değersizleştirir.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kültürel Bir Olgu Olarak Oyunun Doğası ve Anlamı
Oyun oynayan her çocuk, "sadece rol yaptığını" yahut o oyunu "sadece eğlence olsun diye" oynadığını gayet iyi bilir. Bu farkındalığın çocuk ruhuna ne denli derinden işlemiş olduğunu, olayın kahramanı olan çocuğun babası tarafından bana anlatılmış olan şu hikaye çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır: Adan dört yaşındaki oğlunu, sıra sıra dizdiği sandalyelerin en önde duranına oturmuş "trencilik" oynarken bulur. Oğluna sarıldığı sırada oğlan "Lokomotifi öpme, Babacığım, yoksa vagonlar onun gerçek olduğuna inanmaz" deyiverir.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Kültürel Bir Olgu Olarak Oyunun Doğası ve Anlamı
Burada oyunun birinci temel özelliğini belirlemiş bulunuyoruz: Oyun özgürdür, hatta oyunun kendisi özgürlüktür. Bununla yakından ilintili olan ikinci temel özelliği ise şudur: Oyun "olağan" ya da "gerçek" hayat değildir. Daha ziyade "gerçek" hayattan, kendine ait bir düzeni olan geçici bir faaliyet alanına adım atmaktır.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı

Gözde Özdemir

, bir kitap okudu
6/10
·288 syf.·
37 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 00:17
·
2025 19. kitabı
Johan Huizinga
7.8/10 · 428 okunma
Spoilersız - Canvermezler Tekkesi deneyimim
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 20:48
Türk edebiyatını, özellikle son dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet edebiyatını içgüdüsel bir refleksle küçümsüyorum, potansiyelini gerçekleştirememiş bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Sanki sadece toplumsal acılar, açlık, sefalet, vahşi örf ve adetlerimiz (ama Batı da çok ahlaksız), ve vatan millet konularına sıkışmış gibi geliyor. Bunda öğrenim hayatım boyunca müfredata eklenen, çocuklara okuması için tavsiye edilen Kaşağı, Diyet, Falaka, Vatan Yahut Silistre, Çalıkuşu ve sadece bunun gibi romanların etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Bu romanları ve yazarlarını küçümsemiyorum ama bence Ömer Seyfettin asla bir çocuğa okutulmamalı. Bunların yanında aynı müfredatta dünya edebiyatından Küçük Prens, Şeker Portakalı, Güliver'in Gezileri, Seksen Günde Devri Alem gibi kitapları da okuyunca Türk edebiyatından mümkün mertebe uzak durmaya çalışma refleksim gelişti çocuk yaşlarımda. Yakın dönem yazarlarımız ile bu önyargılarım ters yüz olmuş olsa da daha erken dönem eserlere karşı bu tutumumu yıkamıyorum bir türlü. Elim bir türlü gitmiyor o dönemin yazarlarına. Çünkü okuduklarımdan etkileniyorum, ki bu aslında yazarın başarılı olduğun da gösterir. Ağır bir kitap okurken ağırlaşıyorum, macera dolu bir hikaye ise hayatla bağlarımı kuvvetlendiriyor. O yüzden, bir hafta boyunca okuyacağım bir kitabın beni bir haftalık ıstıraba sürüklemesini istemiyorum. Bir de kitaptan şahsi beklentilerimle de ilgili. Kimi, kitabın dilinin lezzetine odaklanır, kimi bilmek öğrenmek hissetmek ister, kimi de romanlar sayesinde bir hayatta onlarca hayat tecrübe etme imkanını kıymetli bulur. Ben de, kendi payıma ve bununla sınırlı kalmamak üzere, kitaplarda ilham arayanlardanım. Okuduğum kitap ufkumu genişletsin, aklıma gelmeyeni sordursun, beni sonsuz olasılıklara inandırsın istiyorum. Erken dönem
Duygu ve Düşünce
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025522 okunma