Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

alp irfan

alp irfan
@alpirfan
14 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
“Büyük bir ansiklopedi olmalı: Yüzlerce ciltlik bir eser, uçsuz bucaksız bir kitap dizisi. Her şehirde, belirli merkezlerde bir bina, bu kitaplara ayrılmış sadece. O zaman kimse delirmezdi. Bir hareketi mi unuttun, ne kadar basit olursa olsun, kitabın bir yerinde var. Pijama: Pijama altı, pijama çıkarma, pijama katlama, pijama üstü... Böyle küçük bir konu için bile, insanın aklına bütün ayrıntılar bir anda gelmez. Böyle bir kitaplığın varlığını bilmek -kullanılmasa bile- insanın içini rahatlatır. Bütün zaman boşlukları, bütün takılmalar önlenir. Ansiklopedinin tanımları arasında hiç boşluk yoktur. Mesela ben, pijama üstünü katlamayı kesinlikle bilmem. Pijama üstünün kolları geriye doğru mu çekilir? Ya da ceplerin hizasına gelmek üzere iki yana mı katlanır? Bu soruları da Bilge ile konuşamam ya. İnsan bir kadını severse, ona her şeyi sorar ya, neyse. Milyonlarca insan bu işi yanlış öğrenmiştir. Her şey, her şey bulunmalı bu kitapta.”
Sayfa 322 - İletişim, 2005Kitabı okudu
Reklam
Humbolt’un 1821’de ileri sürdüğü gibi, tarihçinin yorumbilgisi, daha sonra özne-nesne ilişkisi içinde inkâr edilecek olan, açıkça telaffuz edilmeyen ve varsayılan bir özdeşleşme öncülünden kaynaklanır. Ortak, tarihselleştirilemez ve ontolojik bir şimdinin -özgül tarihselleştirme etkinliği sırasında- bize anıştırdıkları olarak düşünebiliriz madun geçmişler olarak adlandırdığım geçmişleri. Burada tartışmaya çalıştığım gibi, bu ontolojik şimdi tarihsel zaman diziselliğini temelden çatlatmakta ve herhangi bir tarihsel şimdiyi kendi içinde parçalı hale getirmektedir.
Sayfa 210 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Hagarism'in yöntemi
"The Islamic sources provide plenty of scope for the implementation of these different approaches, but offer little that can be used in any decisive way to arbitrate between them. The only way out of the dilemma is thus to step outside the Islamic tradition altogether and start again."
Sayfa 3 - Cambridge University PressKitabı okuyacak

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Nomisma (νόμισμα)
Böylelikle Aristo, Castoriadis'e göre Kapital'de olmayan radikal siyasal irade meselesini tartışmaya dahil etmektedir. Aristo'nun sözleriyle ifade edecek olursa, "para genel bir mutabakat neticesinde ihtiyacı temsil etmeye başlar. Bu yüzden paraya nakit (currency) de denir. Zira para doğası gereği değil, halihazırdaki (current) bir uzlaşımla para olmuştur. Onu değiştirmek ve tedavülden kaldırmak bizim elimizdedir. Aristo'nun çevirmeni, "para", "sikke", "nakit" kelimelerinin Yunanca karşılığı olan 'nomisma'nın, nomos, "hukuk", "uzlaşım" kelimeleriyle aynı kökten geldiğine dikkat çekmektedir.
Sayfa 117 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Zaman, İş-Disiplini ve Sanayi Kapitalizmi
E. P. Thompson'ın haklı bir üne sahip "Zaman, İş-Disiplini ve Sanayi Kapitalizmi" makalesi tarihselci düşüncenin iyi bir örneğidir. Thompson'ın argümanı esas olarak şöyle özetlenebilir: İleri kapitalizmin tarihsel gelişim süreci içinde, işçinin, kapitalizm öncesi çalışma alışkanlıklarını terk etmek ve iş-disiplinini "içselleştirmek" dışında bir tercih hakkı yoktur. Üçünce dünyadaki işçiyi de aynı kadar beklemektedir. Bu iki işçi figürü arasındaki fark, kapitalizmin küresel gelişim sürecinin seküler tarihsel zamanında farklı konumlarda bulunmalarından kaynaklanır. Thompson şöyle yazmaktadır: "Zaman-disiplini olmadan, çalışkan adamın süreklileşmiş enerjisine sahip olamazdık ve bu disiplin ister Metodizm ister Stalinizm isterse milliyetçilik biçiminde olsun gelişen dünyaya er geç gelecektir."
Sayfa 111 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Reklam
Gördüğüm kadarıyla önümüzde duran görev, modern devleti ve modern devlete eşlik eden kurumları meşrulaştıran kategorileri, artık küresel geçerliliklerinin verili alınamayacağı noktaya kadar çekiştirmek ve sonra da nasıl bir Hint pazarında şüpheli para sahibine iade edebiliyorsa aynen öyle siyaset felsefesine iade etmektir.
Sayfa 107 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Avrupa'yı taşralaştırmak?
Bundan dolayı, Avrupa'yı taşralaştırma projesi bir kültürel görecilik projesi olamaz. Bu proje, Avrupa'yı modern olarak tanımlarken ölçü aldığımız aklın/bilimin/evrensel kavramların Avrupa "kültürüne özgü" olduğu iddiası üzerine kurulamaz. Zira mesele Aydınlanma rasyonalizminin her zaman kendi başına mantıksız bir şey olması değil, tarihler ve coğrafyalar üstü bir sabit olmayan aydınlanma rasyonalizmi "aklı"nın nasıl olup da -nasıl bir tarihsel süreç vasıtasıyla- doğduğu toprakların çok ötesinde doğallaştığının belgelenmesidir. Bir dilin bir ordu tarafından desteklenen bir lehçeden başka bir şey olmadığı söylenebiliyorsa, aynısı bugün adeta evrensel olarak "Avrupa"yı modernin asli habitusu olarak işaret eden "modernite" anlatıları için de söylenebilir.
Sayfa 104 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
neden tarih dersi modern bireylerin eğitimlerinin zorunlu bir parçasıdır?
Bir bilgi sistemi olarak "tarih," her adımda ulus-devleti çağıran kurumsal pratiklere sıkıca bağlıdır -tarih bölümlerindeki öğretim, işe alma, terfi ve yayın siyaseti ve sistemine; "tarihi", ulus-devlet üstanlatısından kurtarmak doğrultusunda birkaç tarihçinin nadiren giriştiği cesur ve kahramanca çabaları alt eden siyasete bakınız. O halde şu soru sorulmalıdır: Bugün neden tarih dersi bütün ülkelerde, 18. yüzyılın sonuna kadar bunun eksikliğini duymamış olanlar da dahil olmak üzere, modern bireylerin eğitimlerinin zorunlu bir parçasıdır? Bu zorunluluğun ne doğal bir durum ne de eski bir miras olmadığını bildiğimiz halde bugün dünyadaki bütün çocuklar "tarih" olarak adlandırdığımız bir dersi neden almak durumundadır?
Sayfa 101 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
"(…) ‘modern’, Meaghan Morris’in Avustralya bağlamındaki tartışmasında çok gerinde bir şekilde ortaya koyduğu gibi, ‘çoktan başka bir yerde yaşanmış olması itibariyle bilinen ve yerel bir içerikle mekanik olarak ya da başka biçimlerde yeniden üretilmesi gereken bir tarih’ olarak anlaşılmaya devam edecektir.
Sayfa 97 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Üçüncü dünya sosyal biliminin gündelik paradoksu, bünyevi olarak “biz”den habersiz bu teorileri kendi toplumlarımızı anlamak için çok kullanışlı bulmamızdan kaynaklanıyor. Avrupalı bilgeler ampirik olarak cahili olduklarını toplumlar hakkında kehaneti andırır öngörülerde bulunma hakkını nereden alıyorlar? Neden bir kere daha bu bakışı iade edemiyoruz? (cevabı devamında)
Sayfa 82 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Reklam
Akademik tarih söylemi -yani, kurumsal bir alan olarak üniversitede üretilen "tarih" söylemi- göz önüne alındığında, bizim "Hint", "Çin", "Kenya" tarihleri olarak adlandırdıklarımız da dahil olmak üzere bütün tarihlerin egemen ve teorik öznesi "Avrupa"dır. Tuhaf bir biçimde, bütün diğer tarihler "Avrupa tarihi" olarak adlandırılabilecek bir üst üst anlatının varyasyonu olma eğilimi göstermektedir. Bu bağlamda, "Hint" tarihinin kendisi bir maduniyet konumundadır; madun özne konumları ancak bu tarih adına ifade edilebilir.
Sayfa 80 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Seküler siyasal ve toplumsal kavrayışın beraberinde getirdiği ontolojik varsayımların ikisinden uzaklaşmamız gerekiyor. Bu varsayımlardan ilki insanın başka zamansallıkların üstünü örten tek ve seküler bir tarihsel zaman çerçevesi içinde var olduğudur. Ben ise Güney Asya’daki toplumsal ve siyasal modernite pratiklerinin kavramsallaştırılması
Sayfa 62 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Koselleck şunları yazmaktadır (s.200): "Birçok anlam alanıyla birlikte çağdaş tarih kavrayışımız ... ilk olarak 18. yüzyılın sonuna doğru oluşturulmuştu. Bu tarih kavrayışı Aydınlanmanın uzun teorik tartışmalarının bir ürünüdür. Örneğin önceden Tanrının insanlık vasıtasıyla harekete geçirdiği tarih vardı, fakat insanların özne ya da öznesi olabilecekleri bir tarih yoktu." 1780 öncesine diye eklemektedir Kosselleck, "tarih" daima bir tikelin tarihi anlamına gelirdi. Örneğin bir "tarih öğrencisi" olma fikri -yani genel olarak tarih fikri- açık şekilde modern döneme, Aydınlanma- sonrasına mahsustur.
Sayfa 48 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
"Avrupa'yı taşralaştırmak" gibi bir projeyi tarihsel olarak mümkün kılan, Hindistan gibi bir ülkedeki siyasal modernite deneyimidir. Avrupa düşüncesinin böyle bir siyasal modernite örneğiyle çelişkili bir ilişkisi vardır. Zira Avrupa düşüncesi, Hindistan'da siyasal ve tarihsel olanı kuran çeşitli yaşam pratikleri üzerine düşünmemize yardımcı olma konusunda hem vazgeçilmez hem de yetersizdir. Bu kitap, sosyal bilim düşüncesinin bu eşzamanlı vazgeçilmezliği ve yetersizliğini -hem teorik hem de olgusal kayıtlar üzerinden- incelemek görevini önüne koymuştur.
Sayfa 44 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
Evrensel kavramlara karşı verilen mücadele
"Postkolonyal okul, adeta tanımı itibariyle, 18 yüzyıl Avrupa'sında şekillenen ve insan bilimlerinin temelini oluşturan evrensel kavramlara -insan ve Akıl gibi soyutluklara- bağlıdır. Örneğin Tunuslu filozof ve tarihçi Hichem Djait'ın emperyalist Avrupa'yı "kendi insan vizyonunu yadsımakla" suçladığı yazılarına bu bağlanma hali damgasını vurmaktadır. Fanon'un Aydınlanmanın insan tasavvurunu terk etmemekteki direnci -Avrupa emperyalizminin bu tasavvuru yerleşimci-sömürgeci beyaz adam figürüne indirgediğini bildiği halde- bugün postkolonyal düşünürlerin küresel mirasının bir parçasıdır. Evrensel kavramlara karşı verilen mücadele bu kavramların kabulünden sonra gelir. Zira siyasal modernite koşullarından evrensel kavramları bir kenara bırakmak kolay değildir. Onlar olmasaydı modern toplumsal adalet meselelerini ele alan bir sosyal bilim de olmazdı."
Sayfa 41 - Dergah YayınlarıKitabı yarım bıraktı
93 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.