alp irfan

alp irfan
@alpirfan
Osmanlı Tarihçiliğine Yönelik Küresel İlgi
"Bugün osmanlı tarihi araştırmaları açısından Batı'da zayıflama söz konusu, bunu aşabilmek biraz da resmî kuruluşların derdi olmalu. Eğer bunu yapabilirsek bildiğimiz tarihi bambaşka bir şekilde farklı bir zaviyeden yeniden inşa etme fırsatı yakalayabileceğiz. (...)Osmanlı tarihçiliğinin yapacak çok işi var. Aslında bu bakir alanı Türkiye dışındaki tarihçiler de keşfetmişlerdi, eski Osmanlı hakimiyetindeki Balkanlar ve Orta Avrupayı kastetmiyorum, çünkü zaten müşterek bir tarih durumu söz konusu, onlar için Osmanlı dönemi kendi tarihlerinin zaten bir parçası, fakat Osmanlılarla ilgili daha küresel bir alaka söz konusuydu; Japonya'dan Amerika'ya kadar, demin belirttiğim gibi bu biraz zayıflamış gibi, bunun yeniden canlanması lazım." "Tarih Çerçevemi Nasul Kurdum?" Interviewer: Sandor Papp 2018
Sayfa 49 - Vakıfbank Kültür Yayınları, Şubat 2024·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Unutulmuş Cemaat: Manisa Yahudileri
Vaktiyle Manisa’nın şer‘iyye sicilleri üzerine çalışırken ilginç bir şey keşfetmiştim, aslında kitabın hareket noktası bu oldu, bu sicil kaydında bir mahalle halkı, Manisa’daki Yahudi grubunun kendi mahallelerinde ev satın alarak, burada bir yerleşme ve koloni kurmaya çalıştıklarına dair şikâyette bulunmuştu. Onun üzerine kadı bunun teftişini emretmiş. O teftiş sonrasında da Manisa’da o ana kadar, ne kadar Yahudi nüfusu var ve bunlar kimin evini, ne zaman satın almışlar onların listesini yapmışlar. Bu çok önemli bir kayıttı ve ben bunu değerlendirmeyi düşündüm. Böylelikle o küçük kayıttan bir kitap çıktı. Papp: Demek ki Manisa’ya yerleşen Yahudilerin ilk satın aldıkları evleri buldunuz! Emecen: Evet, dolayısıyla ben bu kaydı incelediğimde Manisa’ya gelip yerleşen ilk Yahudi göçmenlerin 1500 yılı dolayında kente grup grup ulaştıklarını tespit ettim. Daha önce Manisa’da Yahudi nüfusu yoktu, İspanya’dan kovulanlar kısım kısım gelip aralarında Manisa’nın da bulunduğu Batı Anadolu kentlerine yerleşmişlerdi. Benim kullandığım 1530’lu yıllara ait tahrir kayıtları da Manisa’da sadece Yahudilerin bulunduğunu gösteriyordu zaten. Şimdi bunların ne vakit gelip kentte ikamet ettiklerini tam tarihini vererek ortaya çıkarmış oluyordum. Bu yepyeni bir bilgiydi, pek çok hususu vuzuha kavuşturuyordu. Osmanlı kaynakları çok az olduğu için, Yahudi kaynaklarında da rivayete dayalı bilgiler bulunduğundan şimdi resmî bir belgede bu bilgileri görmek son derece önemliydi. Onlar kente geldiklerinde ev satın alıyorlar. Dolayısıyla geldikleri zaman çok perişan vaziyette değil varlıklı olduklarını anlıyoruz. Manisa’daki Yahudi grupları 1960’lı yıllara kadar nüfusları hayli azalarak da olsa şehirde yaşadılar. Manisa’daki Yahudi cemaati öncelikle İzmir’in ticari imkânlarının artması üzerine oraya,
Sayfa 27 - Vakıfbank Kültür Yayınları, Şubat 2024·Kitabı okuyor
1000Kitap
10 Nisan 1919 Perşembe Bir haftaya kadar gideceğini zannederken Gülcemal vapurunun Cumartesiye hareket edeceğini haber verdiler. Bin iş bir güne toplandı. Harbiye Nâzırı Şakir Paşa’yı ziyaret ettim. Bu esnada Mahmut Hayret Paşa geldi. Sivri sakallı bir zat. Attı tuttu. (Vaktiyle Erzurum’da tûl-i müddet kumandanlık ve erkân-ı harplik yapmış. Halbuki İzzet Paşa kendisine bir şey sormamış. Birçok teşkilât değiştirmişler... Sonunda aç da bırakılmış.) Gençliği yiyecek bir iştihada gördüm... Harbiye Nâzırı zeki fakat ihtiyar ve hasta. Anadolu’ya iki şehzade gideceğini ve Mahmut Hayret Paşa’nın da heyete Ferit Paşa ile dahil olduğunu bildirdi. Dairede diğer ziyaretleri yaptım. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa: Şarka gitme tasfiye yapacaklar. Beyhude zahmet ediyorsun dedi. Dedim: Ben şarka milli istiklâlimizi temine gidiyorum. Tasfiye artık mevzubahis değildir. Dedi: Seni Divan-ı Harb’e verirler. Dedim: Bir kere Trabzon’a ayak basayım. Artık milli mahkemeler mevzubahis oluyor. Genç kumandanların Anadolu’ya bir an evvel gönderilmesine siz de çalışın ve siz de gelin. 11 Nisan 1919 Cuma Selamlığa gittim. Huzurda kabul buyuruldum. Genç kumandanların bir an evvel Anadolu’ya tayinini tekrar rica ettim. Silahlar toplanıyor, felâket dedim. İltifat ve dua ettiler. Cuma selamlığı olduğu için daha fazla görüşmek münasip olmadığını ilave buyurdular. (Yani nezaketen anlattılar ki hususi ziyaret lâzım.) İzzet Paşa, Cevat Paşa, Şevket Turgut Paşa (Şevket Turgut Paşa’ya: Şarkta milli mukavemet esaslarını kuracağımı söyledim), M. Kemal Paşa’yı ziyaret ettim. Rauf Bey’i bulamadım. Kemal Paşa hasta yatıyordu. Ameliyat yaptırmış. Anadolu’ya geçip fiili uğraşmaktan başka çare kalmadığını söyledim. Behemehâl gelmelerini anlattım. Münakaşa ettik, neticede “Bakalım, iyi olayım da ben de
Sayfa 354 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyacak
"Oysa, SCF tecrübesini toplumsal kökenli siyasi bir proje olarak anlamak da mümkündü. Partinin kuruluşu, bulduğu kitlesel taban ve kapanışı, Büyük Buhran'ın yarattığı toplumsal huzursuzluk ile "çevredeki" okumuş sınıfların siyasi tatminsizliğine sıkı sıkıya bağlıydı. Dolayısıyla, 1930 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nde ortaya çıkan siyasal değişim, devlet-merkezli bir sosyal deney olmaktan çok ekonomik sınıflarla toplumsal statü sahibi profesyonel grupların yarattığı bir toplumsal hareket olarak da okunabilirdi. Bu anlamda, SCF hareketi devletçi olmaktan çok toplumsalcı, merkezci olmaktan çok "çevresel" (peripheral), seçkinci olmaktan çok kitleseldi."
Sayfa 17 - İletişim Yayınları, 2006·Kitabı yarım bıraktı
1000Kitap
"Tüm çabalara rağmen, köylüler toplumsal bir grup olarak ekonomik krize karşı verdikleri mücadelede başarılı olamadılar. Açlıktan ahlat (yabani armut) yiyen köylülerin varlığına ilişkin haberler Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde sert tartışmalara yol açarken, üretim araçlarından yoksun ka lan köylülerin çoğu zaman tek isteği tohum yardımıydı. Diğerleri ise iş bulabilmek için büyük kentlere gitmeyi dahi göze aldı."
Sayfa 63 - İletişim Yayınları, 2006·Kitabı yarım bıraktı
1000Kitap
Reklam