Bir Kayıkta Üç Kafadar'a sırf mizah başyapıtlarından biri olarak nitelendirildiği için merak ettiğimden ve The Guardian tarafından tüm zamanların en iyi yüz romanı listesinde yer aldığından başladım. Nedenlerim üzerinden başlayacak olursam, evet, gerçekten bir mizah başyapıtı olarak değerlendirilebilir. Tüm zamanların en iyi yüz kitabı olup olmadığı ise bana göre insanın en az elli yaşına geldiğinde karar vermesi gereken bir durumdur, o yüzden bu konuda yorum yapamayacağım.
Sizi sıkmayan, zaman zaman başladığınız bir paragrafta ilerlerken "aha işte yine bir sakarlık klişesi olacak" diye öngörüde bulunacak kadar göstere göstere gelen mizansenler barındırsa da genel olarak oldukça keyifli, okurken kafanızı dağıtmanıza yardımcı olabilecek, tebessüm ettiren bir kitap.
Aslında kitabın başlangıç kısmında anlatılan bir olay günümüzdeki 'internette araştırılan hastalığın kanser çıkması' olayı ile birebir örtüşmektedir. Bay J. (sanırım kitabın yazarı Jarome K. Jarome oluyor), kendini kötü hissederek hastalığını araştırmak için British Museum'a gider ve ansiklopedileri karıştırmaya başlar. A'dan Z'ye kadar tarar, araştırır. Okuduğu bulgularla kendi yaşadıklarını ve hissetiklerini kıyaslar ve Hizmetçi Dizi hastalığı hariç tıp literatüründe yer alan tüm hastalıklara sahip olduğu kanısına varır. En nihayetinde Hizmetçi Dizi hastalığına kendine uğramadığı için gönül koyarak ayrılır.
Bay J., George, Harris ve Montmorency (kendisi bir köpek); bir araya gelip kendilerini iyi hissetmek ve mustarip olduklarını sandıkları hastalıklardan dolayı kendilerine iyi geleceklerine inandıkları bir kayık gezisi planlarlar. İki hafta boyunca bir kayık kiralayıp Thames Nehri boyunca eğlenceli bir yolculuğa başlarlar. Yolculuğa başlamadan önceki hazırlık aşamaları, yolculukta yaşanan trajikomik