Alp Kılıç

Alp Kılıç
@alpkilich
PhD Candidate, Physics
Kuşadası
31 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Olağanüstü bir yıl, olağanüstü bir yazar
10/10
·443 syf.··
Beğendi
·
2021 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2021 23:25
Çağlar boyunca yaşanmış bazı yıllar bazı ulusların tarihinin şekillenmesi için büyük önem arz etmiştir. Fakat 1793 öyle bir yıldır ki, o yılda yaşananların etkisi tüm dünyayı etkilemiş ve yeryüzündeki tüm ulusların ideolojilerinde köklü değişiklere neden olmuştur. Victor Hugo'nun Doksan Üç isimli bu romanı, 1793 yılında Paris Komünü'nün Fransa'da başlattığı ve özellikle Vendee bölgesinde çok büyük yıkımlara yol açan isyanları temel alan; kralın monarşisi ile devrimin heyecanı arasında sıkışıp kalan insan manzaralarını kusursuz bir şekilde tasvir eden mutlaka okunması gereken bir tarihi belgesel niteliğindedir. Victor Hugo'nun ana kahramanlar ve onların hayatlarından yola çıkarak muazzam bağlantılarla konuyu eksiksiz bir şekilde tamamlama yeteneği, tıpkı Notre Dame'ın Kamburu ve Sefiller de olduğu gibi Doksan Üç'te de sizi hayretlere düşürerek bu eşsiz eseri bir çırpıda okumanıza neden olacak. Kitabı okurken onurlu bir teğmen olan Gauvain ile devrimden de büyük bir kalp taşıyan din adamı Cimourdain arasındaki trajik ve duygusal bağlantıyı takip ederek, Fransız İhtilali dönemine damga vuran karakterler olan Robespierre, Danton, Marat, Rousseau, XVI. Louis, Marie-Antoinette gibi tarihi kişiliklerin hayatlarına da tanık oluyor ve 1793 yılını kanlı canlı yaşamış oluyorsunuz. XIV. Louis'nin tüm ülkenin yönetimini kendi özel sarayı olarak yaptırdığı Versay'a taşıması sonucu burjuvazinin aslında halkın menfaatine ters bir ideoloji olduğunun anlaşılması ile başlayan ve XVI. Louis ile Marie-Antoniette arasındaki sansasyon dolu evlilik ile zirve yaparak çöken monarşi zihniyetinin insanlarda sebep olduğu arayışları, Victor Hugo o kadar güzel bir dille ifade ederek Fransız İhtilali ihtiyacına vurgu yapıyor ki; bir an Hugo'yu misyoner zannedebilirsiniz. Ancak satırlar ilerledikçe
1000Kitap
Doksan ÜçVictor Hugo · İletişim Yayıncılık · 2018885 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
'Abartmadan' duyulan bir saygı ile Bilge İmparator'un şerefine...
2/10
·156 syf.··
2021 12. kitabı
Daha önceki incelemelerimden birinde de belirttiğim gibi bazı kitapların farklı yaşlarda okunması gerektiğine inananlardanım. Stoa felsefesinin günümüze kadar ulaşan ve en temel eseri kabul edilen Kendime Düşünceler de bu tarz kitaplardan benim için... Bir önceki okumamda farklı bir yayınevi kopyasından takip etmeye çalıştığım ve yarıda bıraktığım Marcus Aurelius'un eserini üç yıl aradan sonra yeniden Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan Yunus Emre Ceren çevirisi ile okudum. Bu sefer her bir cümlenin üzerinde tek tek durarak, anlam derinliklerini çözmeye çalışarak, oldukça uzun bir okuma ile yorumlayarak takip etmeye çalıştım. Maalesef, tıpkı bir önceki okumamda olduğu gibi yine tatmin edici bir doygunluğa ulaştığımı söyleyemeyeceğim. Kısaca kitabın çehresine bakacak olursak, Machiavelli'nin en iyi beş imparator diye örnek gösterip uğruna dünya tarihinin ilk siyasi incelemelerinden biri olan Hükümdar'ı yazdığı, Roma'nın bilge kral olarak atfedilen imparatoru Marcus Aurelius'un çıktığı seferler esnasında farklı yerlerde kendi kabuğuna çekilip düşüncelerini kaleme alması ile oluşturduğu on iki kitaptan oluşuyor. Tüm kitaplarda Aurelius’un yaşamı boyunca tecrübe ettiği hisleri, insan doğasını oluşturan özleri, yaşla gelen değişimleri, geçmişe yapılan hayıflanmaları bulabilirsiniz. Stoa felsefesinin temeli olarak kabul edilen yönetici ilke ve bu ilkenin nasıl kullanılması gerektiğine dair telkinlerin üzerinde sıklıkla durulmuş. Bu kitaba dair yapılan incelemelerden birinde 'tarihte yazılan ilk kişisel gelişim kitaplarından bir tanesi' şeklinde bir yorum okudum. Bu ifade çok hoşuma gitti ve tam olarak bu eseri nitelendirebilecek bir ifade. Kendi yorumumu yapmaya başlamadan önce bu felsefe ile doğan 'yönetici ilke' kavramının ve bu ilkenin insan arzularını
Felsefe-Düşünce
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428bin okunma
3+1 kişilik gezinti komedisi
8/10
·224 syf.··
2021 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2021 19:00
Bir Kayıkta Üç Kafadar'a sırf mizah başyapıtlarından biri olarak nitelendirildiği için merak ettiğimden ve The Guardian tarafından tüm zamanların en iyi yüz romanı listesinde yer aldığından başladım. Nedenlerim üzerinden başlayacak olursam, evet, gerçekten bir mizah başyapıtı olarak değerlendirilebilir. Tüm zamanların en iyi yüz kitabı olup olmadığı ise bana göre insanın en az elli yaşına geldiğinde karar vermesi gereken bir durumdur, o yüzden bu konuda yorum yapamayacağım. Sizi sıkmayan, zaman zaman başladığınız bir paragrafta ilerlerken "aha işte yine bir sakarlık klişesi olacak" diye öngörüde bulunacak kadar göstere göstere gelen mizansenler barındırsa da genel olarak oldukça keyifli, okurken kafanızı dağıtmanıza yardımcı olabilecek, tebessüm ettiren bir kitap. Aslında kitabın başlangıç kısmında anlatılan bir olay günümüzdeki 'internette araştırılan hastalığın kanser çıkması' olayı ile birebir örtüşmektedir. Bay J. (sanırım kitabın yazarı Jarome K. Jarome oluyor), kendini kötü hissederek hastalığını araştırmak için British Museum'a gider ve ansiklopedileri karıştırmaya başlar. A'dan Z'ye kadar tarar, araştırır. Okuduğu bulgularla kendi yaşadıklarını ve hissetiklerini kıyaslar ve Hizmetçi Dizi hastalığı hariç tıp literatüründe yer alan tüm hastalıklara sahip olduğu kanısına varır. En nihayetinde Hizmetçi Dizi hastalığına kendine uğramadığı için gönül koyarak ayrılır. Bay J., George, Harris ve Montmorency (kendisi bir köpek); bir araya gelip kendilerini iyi hissetmek ve mustarip olduklarını sandıkları hastalıklardan dolayı kendilerine iyi geleceklerine inandıkları bir kayık gezisi planlarlar. İki hafta boyunca bir kayık kiralayıp Thames Nehri boyunca eğlenceli bir yolculuğa başlarlar. Yolculuğa başlamadan önceki hazırlık aşamaları, yolculukta yaşanan trajikomik
Abartılar
Bir Kayıkta Üç KafadarJerome K. Jerome · Can Yayınları · 20201,030 okunma
Tuhaf ve karmaşık bir adamın sorumsuzluk hikayesi
5/10
·232 syf.··
2021 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2021 18:20
Şahsım için Japon edebiyatına giriş niteliğinde bir kitaptı Kişisel Bir Sorun. Bird isimli kitabın temel karakteri sorumluluk almaktan kaçan, kendi hayal dünyasında planladıklarını gerçeğe çevirmek üzere bir hayat yaşayan, oldukça bencil bir kişiliğe sahip. Tüm planlarını günün birinde Afrika'ya yapacağı seyahate odaklamış durumdadır kendisi. Bir dershanede İngilizce öğretmeni olarak çalışmaktadır ve neredeyse bu işi bile sadece Afrika hayallerini gerçekleştirmek için sürdürmektedir. Zira derse girdiği sınıflardan, öğrenci profillerinden ve çalışma arkadaşlarından pek hoşnut değildir. Derken bu sorumsuzluk abidesi Bird'in eşi doğum yapmak üzeredir. Kitabın ilk kısımlarında tam olarak dillendiremese de aslında Bird bu bebeği hiç istememektedir. Anlaşıldığı kadarıyla zaten zoraki yürüyen bir evliliği olan Bird, bir de üzerine bebek gelince Afrika hayallerinden tamamen vazgeçmek zorunda kalacağının bilincine acı bir şekilde varmaya başlar. Tüm bunların üzerine bebek nadir rastlanan bir hastalık olan beyin fıtığı ile dünyaya gelince Bird'in zihnindekiler tamamıyla hayatını ele geçirir ve karmaşa içinde bir bunalım haline doğru sürüklenir. Bird'ü her bunalım anında destekleyerek yanında olmayı başarabilen tek kişi ise eski bir arkadaşı olan Himiko'dur. Himiko ile Bird arasındaki ilişki sadece tensel gibi gözükse de aslında Bird içinde bulunduğu bunalım halinden -farkında olmadan- Himiko sayesinde sıyrılacaktır. Aslında temel olay akışı çok basit kurgulanmış olmasına rağmen bu akışın oldukça yavaş ilerlemesi kitabı okurken sizi biraz sıkabilir hatta yorabilir. Fakat Kenzaburo Oe, en nihayetinde 1994 Nobel Edebiyat Ödülü'ne sahip bir yazar. O yüzden bir şekilde sizi ara ataklarla kitapta tutmayı başarıyor. İşin özü olarak evlilik hayatının içine düşen ve hayalleri ile
1000Kitap
Kişisel Bir SorunKenzaburo Oe · Can Yayınları · 20201,129 okunma
Zaman Kaybı Manifestosu
1/10
·56 syf.··
2021 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2021 12:01
Paul Lafargue, en son tanıştığım ve düşünce sistematiği sıra dışı olan yazarlardan bir tanesi. Kendisi aynı zamanda Karl Marx'ın damadı olma sıfatını taşıyor. Yaşlılığın ortaya koyduğu fiziksel ve zihinsel kötü etkilerle yüzleşmemek için eşi ile birlikte anlaşarak intihar eden yazarın çalışma hayatına bakışı da hayli ilginç. Aşırı dozda çalışmanın insanın mental ve fiziksel sağlığına kötü etkileri olduğunu ve buna bağlı olarak verimin düştüğünü hararetle savunan bir komünist kendisi. Hayatta olduğu dönemin Fransız patronlarına ve ticari hayatın lideri konumunda olan tüm yöneticilerine karşı ateş püskürterek çalışma yaşamının kendince doğrularını savunmaya çalışmış Tembellik Hakkı isimli kısa bir manifesto olarak nitelendirilen bu kitabında. İşçilerin olması gerekenden fazla çalışmasının bir sonucu olarak da aşırı üretimin ortaya çıktığını ve bu aşırılığın doğrudan sömürgeciliğe ve kapitalist düzene katkı sağladığını belirtmiş. Fakat kitabın temel konusu olan aşırılığa kaçmanın nasıl olumsuz sonuçları varsa yazarın ısrarla belirttiği gibi insan hayatının bir gününün sekizde biri kadar çalışmanın da ortaya olumsuz sonuçlar çıkaracağını düşünüyorum. Kitabın denk düştüğü dönem ile günümüz koşulları tamamen farklı olmakla birlikte evrensel bir zaman ölçeğini düşünürsek, insan ırkının ilk günlerinden bu zamanlarına kadar gelinen süreçte çalışmanın tam kararında olması gerektiği taraftarıyım. Ve üzülerek belirtmek isterim ki bu 'kararında olmak' ölçeği insandan insana göre değişmekte ve herkesin en uygun miktarı yine sadece kendisi tarafından belirlenmektedir. İşin içine ekonomik ve sosyolojik şartlar girdiğinde ise bu ölçek tamamen şartlara bağlı olarak esnemektedir. Kısacası ne günde 17 saate varan sürelerde ne Paul Lafargue'nin de savunduğu gibi 3 saatlik sürelerde
1000Kitap
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Can Yayınları · 202013,3bin okunma