Puan vermedi
​Platon, Menon diyaloguna şöyle başlar: “ Erdem öğretilir mi yoksa erdemli yaşamakla mı elde edilir? Veyahut öğrenmekle yaşamakla değil de doğuştan veya başka bir yoldan mı geliyor?” İşte Platon tüm Menon diyalogunda bu soruların cevabını arar ve erdemi Sokrates ve Menon’un karşılıklı konuşmalarıyla inceler. ​Ona göre erdem tek bir şeydir. Bir erkeğin erdemi farklı, kadının erdemi farklı veya bir kölenin erdemi farklı değildir. Erdem tek bir şeydir ve tüm insanlar için ortak olan bir şeydir. Mesela diyalogunda Menon’un söylediği gibi erkeğin erdemi onun iyi işler yapması, bunu yaparken dostlarına yararlı olması, düşmanlarına zarar vermemesidir. Bir kadının erdemi ise evinin işlerini iyi yapması kocasına itaat etmesidir. Oysa ki Sokrates’in Menon’a cevap verdiği gibi; erdemler kişilere göre değişmez biz bir erdemden bahsediyorsak bu tüm insanlar için geçerli ve bir olmak zorundadır. Örneğin; sağlık kadında, erkekte, yaşlıda ve çocukta farklı bir şey değildir. Tüm herkeste sağlık aynı şeydir. İşte erdemde sağlık gibi tüm insanlar da bir olan bir şeydir. Cesurluk, ölçülülük, bilgelik, iyi yüreklilik gibi bir sürü erdemde yoktur. Oysa erdem tüm bu saydığımız şeyleri içeren bir şeydir. Örneğin; beyaz, siyah, mavi vb. tüm bunların hepsi bir renktir. Beyaz renk veya siyah renk farklı manaya gelmez her ikisi de sonuçta renktir. İşte cesurluk, bilgelik… gibi niteliklerde bu renkler gibidir. Erdem bunların toplamıdır. ​ Peki erdem nedir? Menon bu soruya şu cevabı verir: “Güzele duyulan istekle onu elde etme gücüdür.” Peki güzele duyulan istekle iyiye duyulan istek bir midir? Birdir. Buradan da şu çıkmaz mı: Bazı insanlar kötüyü bazı insanlarda iyi isterler. O zaman bazı insanlar bile bile veyahut kötüyü iyi sanarak isterler. Bir şeyi kötü olduğunu bile bile istemek olur mu?
MenonPlaton (Eflatun) · Karbon Kitaplar · 20211,300 okunma
Puan vermedi·164 syf.··
2026 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:02
Tarih derslerinde sık sık bahsettiğimiz dünyanın en eski ibadet merkezi olarak anlattığımız Göbeklitepe ile ilgili oldukça önemli bilgiler veren bir kitap okudum. Kitap aslında bir belgesel olacakken vazgeçililip rafa kaldırılması ile başlıyor ancak yazarımız daha sonra bu bilgileri bir kitap haline getirmeye karar veriyor. Kitapta Göbeklitepe‘nin bulunuş aşamalarından, gelişiminden, farklı yapılarla benzerliklerinden veya o yapılarla olan farklılıklarından bahsediliyor. Kitabın bence en önemli noktalarından bir tanesi röportajlar. Konunun uzmanları olan yerli ve yabancı arkeologlarla röportajlar yapılıyor. Yine hem Göbeklitepe‘nin bulunuş hikayesinden hem diğer yapılarla olan benzerliklerinden yola çıkarak Göbeklitepe‘nin aslında bir eğitim merkezi olduğu anlatılıyor. Göbeklitepe‘de bulunan her bir taşın aslında başka bölgelerden gelen öğrencilerin bitirme teziymiş gibi yapıldığından bahsediliyor. Bu yüzden farklı yerlerdeki taşlarda da benzerliklerin olmasının olağan olduğu anlatılıyor. Bu bölgede bulunan insanlar Göbeklitepe daha ortaya çıkmadan önce bugünkü yapının bulunduğu yeri kutsal bir yer olarak kabul ediyorlarmış. Hasta olanlar, çocuğu olmayanlar, bir dileği olanlar buraya giderek dua ediyorlarmış. Bu yüzden de bölge halkı buraya ‘ziyaret’ adı vermiş. Göbeklitepe‘ye giden insanların hepsinden oranın ruhani havasını hissettiklerini duymuştum. Bu yüzden çevrede yaşayan insanların da o bölgeye giderek dua etmesi bana hiç garip gelmedi. Göbeklitepe’yle ilgili daha önce de bir çok şeyi biliyorum ama kitapla birlikte çok daha ayrıntılı bilgiye sahip olmuş oldum. Kitapta çok fazla resim bulunuyor bu resimlerlede Göbeklitepe‘de bulunan taşların üzerindeki figürler ayrıntılı bir şekilde bize anlatılıyor. Hepsinin anlamı birbirinden farklı. Yine kitaptan öğrendiğim en
Göbeklitepe ve Neolitik GizemleriDamla Selin Tomru · Kanon Kitap · 202532 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·584 syf.··
2026 5. kitabı
Bu seri, dünya inşası konusunda Rothfuss'la yarışacak seviyede. Camorr şehri o kadar detaylı ve canlı ki, Venedik'le Londra'nın suç dolu bir evliliği gibi. Kanal sokakları, altın kubbeli sarayları, yeraltı mezarlıkları ve en önemlisi Bondsmagie büyü sistemiyle adeta nefes alan bir organizma. Lynch'in şehri anlatışı o kadar ustaca ki, sokaklarında kaybolmak istiyorsunuz. Kurgu tasarımı ise tam bir dolandırıcılık şaheseri. Locke ve ekibinin soygun planları, geri dönüşlerle örülmüş kusursuz bir saat mekanizması gibi işliyor. Lynch, geçmiş ve şimdiki zaman arasında o kadar ustaca geçiş yapıyor ki, her bölüm yeni bir sır perdesi aralıyor. Karakter tasarımları efsane; Locke'un zekası, Jean'in sadakati ve ekibin arasındaki diyaloglar o kadar doğal ve eğlenceli ki, okurken kahkaha atıp bir sonraki sayfada içiniz sızlıyor. Bu seriyi bizim at Patrick Rothfuss begendigi ve the doors of stone serisini beklerken okumustum. Ama bununda serisi harika. Ikk kitap biraz detayli gidiyor ama sonrasii...
Locke Lamora'nın YalanlarıScott Lynch · İthaki Yayınları · 20201,366 okunma
8/10
·304 syf.··
2026 41. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:37
Merhaba kitap dostlarım. 300 sayfalık bir polisiye kitabının sonuna geldim. Boynunda altın kolyeyle çarmıha gerilmiş bir kadın cesediyle başlayan hikayede peş peşe işlenen cinayetlerle devam ediyor.. organ mafyasının da işin içinde bulunduğu kitapta konu oldukça güzel ve akıcı.. Eleştireceğim kısmına gelecek olursam ülkede o kadar polis varken neden üç beş çocuk cinayet araştırıyor? Delil toplamaya çalışıyor? Ne alaka? Dedektifçilik oynamışlar gibi olmuş.. Daha çok ergenlere hitap eden bir kitap olmuş.. Kitapla kalın dostça kalın
Bodrum KatıIşıl Işık · Yediveren Yayınları · 20221,577 okunma
Puan vermedi·115 syf.·
2020 648. kitabı
Shakespeare benim okumaktan çok keyif aldığım, çok beğendiğim usta bir kalem olmakla birlikte benim için yazardan öte bir dahi ve büyük bir sanatçıdır. Onun derin ve anlamlı cümlelerinin lezzeti bambaşkadır ve bana tiyatro okumayı sevdiren yazardır. Bana göre edebiyatın altın çağı 19. Yüzyıldır. Bu devirde kimler yaşamamış ki; bir çok okurun çok beğenerek okuduğu Alexandre Dumas, Dostoyevski, Tolstoy, Victor Hugo, Charles Dickens ve ismini sayamadığım bir çok edebiyat dünyasının yıldızı hep bu yüzyılda yaşamışlar ve yazmışlardır. Shakespeare bu saydığım yazarlardan hemen hemen 250-300 yıl önce yaşamış olmasına rağmen eserlerinin bugün bile beğenilerek okunması onun ne kadar büyük bir yazar olduğunu gösteriyor. Venedik Taciri dostluk, arkadaşlık, fedakarlık, hukuk ve aşk temelarının çok başarılı işlendiği, tragedya ile komedyanın iç içe geçtiği harika bir eser. Okuduğum diğer eserleri gibi bu eserini de çok severek ve beğenerek okudum. Bazı okur arkadaşların tiyatro okumaya mesafeli durduklarını görüyorum. Fakat Shakespeare okuyup, onun tadına varanların tiyatyo metinleri ile aralarına koydukları mesafeyi kapatacaklarına inanıyorum. Romeo ve Juliet, Hamlet, Othello, Macbeth veya Venedik Taciri; hangi eseri olursa olsun yeterki okuyun, kesinlikle çok beğeneceksiniz.
İnceleme
Venedik TaciriWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202214,7bin okunma
Ana'nın Direniş Anatomisi
9/10
·416 syf.··
2026 14. kitabı
Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Rus yazar, yetim kalıp yoksul bir hayat sürdüğü için "Acı" anlamına gelen "Gorki" takma adını kullanır. Yazarın dilini ve üslubunu çok beğendim. Zira içeriğinde altını altın harflerle çizilecek birçok söz var. Ki bu sözlerin çoğu da şiirsel bir dille aktarılmış. Kitap, sosyalist olan bir Ana'nın (Plage) oğlu Pavel ile Çarlık despotizmine, kapitalizme , zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, hükümet baskısına karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Ama bu sıradan bir mücadele değildir. Zira Ana, okuma yazma bilmemekte, yoksuldur ve dul bir kadındır. Oğlu fabrikada işçidir. Bir gün oğlu Pavel'in fabrikakadan gelen işçi arkadaşları ile evinde yaptığı toplantı sonraki günlerde muntazam bir toplantıya dönüşür. Ana, evine gelen gidenleri ve neyi konuştuklarını zamanla kavrar. Böylece sonraki süreçte Ana da oğlu ve arkadaşlarının verdiği bu amansız mücadeleye dahil olur. Oğlu ve bir çok arkadaşı tutuklanır. Buna rağmen Ana pes etmez. Bu sürede okuma yazma öğrenir hatta bu zulme karşı en büyük mücadeleyi dergi, bildirim ve kitap dağıtımı yaparak başlatmış olur. Halkı biliçlendirerek halkın uyanmasını ve bu direnişe destek vermesini sağlar. Oğlu Pavel ve arkadaşları tutuklanarak Sibiryaya sürgüne gönderildiği için Ana, artık kaybedecek bir şeyi olmadığını anlar ve ölmez bir ruhla tek başına direnişe devam eder. Son bölümde Ana, jandarmalar tarafından yakalanarak zorla susturulmaya çalışılır. Fakat Ana direnir ve şu son sözler ağzından dökülür: "Gerçeğin sırrına eren ruh bir daha öldürülemez." "Gerçek kanla boğulmaz." "Gerçeği kanla saklayamazsınız."
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,4bin okunma