6/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 16:31
El Kızı ORHAN KEMAL •Orhan Kemal'in "ağlayarak yazdım" dediği o kitap. • Nasıl başlasam bilemiyorum ilk defa Orhan Kemal'in kalemini okudum, okunması kolay, akıcı ve merak uyandıran bir kitap. Konusu zaten Yeşilçam filmlerini anımsatıyor okurken Yeşilçam filmi izliyormuşsunuz gibi . Ve okuyunca sinirlenmemek elde değil hayatın insanı nerden nereye sürükleyebileceğini, insanların acımasızlığını, menfaat uğruna yapılan haksızlığın... en ağrıma giden ise müslümanlık rolüne giren insanların iki yüzlülüğü diyebilirim. Mazhar el kızı dediğimiz Nazan ile evlidir ve Haldun adında bir çocukları vardır, kaynanaları da onlarla birlikte yaşar tabi kaynanalığın hakkını sonuna kadar veren bir kaynana. Nazan'ı beğenmeyip oğluna yakıştırmayan kaynana çeşitli oyunlarla, büyülerle karı kocanın arasını bozar, tabi Nazan' da kendi halinde fazla suskun ve her yere sürüklenebilen bir kadın olduğu için kocası da memnun olmayıp iyice soğur aldatmaya başlar. Nazan Istanbul'a teyzesinin yanına gider ve ordan oraya sürüklenir. Nazan herkese çabuk kanıp, kandırılmaya müsait bir kadındı ve sürüklenmediği, gitmediği kötü iş kalmamıştır. Nazan bunlara rağmen hayatta kalmaya çalışırken denizde boğularak ölür. Ve oğlu yıllar sonra annesini ölü bir şekilde görür, altın yüzüğünden tanır. Çok acıklı bir hikaye:(
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Siyaset ve liderlik el kitabı gibi
Puan vermedi·128 syf.··
2026 13. kitabı
Machiavelli ideal bir yöneticiden çok, gerçek dünyada iktidarın nasıl kazanılıp korunacağını ahlaki öğütler vermek yerine siyasetin sert gerçeklerine bu yönüyle eser, yalnızca siyasetle ilgilenenler için değil; liderlik, strateji, insan davranışları ve güç ilişkilerini anlamak isteyen herkes için düşündürücü bir kitap olmuş yazarı sevdiğim için Avrupa tarihi olması sebebiyle sikilsamda okudum her görüş altın niteliğinde gördüm severek okuduğum bir yazar
HükümdarNiccolo Machiavelli · Salon Yayınları · 201920,4bin okunma
Puan vermedi
​Platon, Menon diyaloguna şöyle başlar: “ Erdem öğretilir mi yoksa erdemli yaşamakla mı elde edilir? Veyahut öğrenmekle yaşamakla değil de doğuştan veya başka bir yoldan mı geliyor?” İşte Platon tüm Menon diyalogunda bu soruların cevabını arar ve erdemi Sokrates ve Menon’un karşılıklı konuşmalarıyla inceler. ​Ona göre erdem tek bir şeydir. Bir erkeğin erdemi farklı, kadının erdemi farklı veya bir kölenin erdemi farklı değildir. Erdem tek bir şeydir ve tüm insanlar için ortak olan bir şeydir. Mesela diyalogunda Menon’un söylediği gibi erkeğin erdemi onun iyi işler yapması, bunu yaparken dostlarına yararlı olması, düşmanlarına zarar vermemesidir. Bir kadının erdemi ise evinin işlerini iyi yapması kocasına itaat etmesidir. Oysa ki Sokrates’in Menon’a cevap verdiği gibi; erdemler kişilere göre değişmez biz bir erdemden bahsediyorsak bu tüm insanlar için geçerli ve bir olmak zorundadır. Örneğin; sağlık kadında, erkekte, yaşlıda ve çocukta farklı bir şey değildir. Tüm herkeste sağlık aynı şeydir. İşte erdemde sağlık gibi tüm insanlar da bir olan bir şeydir. Cesurluk, ölçülülük, bilgelik, iyi yüreklilik gibi bir sürü erdemde yoktur. Oysa erdem tüm bu saydığımız şeyleri içeren bir şeydir. Örneğin; beyaz, siyah, mavi vb. tüm bunların hepsi bir renktir. Beyaz renk veya siyah renk farklı manaya gelmez her ikisi de sonuçta renktir. İşte cesurluk, bilgelik… gibi niteliklerde bu renkler gibidir. Erdem bunların toplamıdır. ​ Peki erdem nedir? Menon bu soruya şu cevabı verir: “Güzele duyulan istekle onu elde etme gücüdür.” Peki güzele duyulan istekle iyiye duyulan istek bir midir? Birdir. Buradan da şu çıkmaz mı: Bazı insanlar kötüyü bazı insanlarda iyi isterler. O zaman bazı insanlar bile bile veyahut kötüyü iyi sanarak isterler. Bir şeyi kötü olduğunu bile bile istemek olur mu?
MenonPlaton (Eflatun) · Karbon Kitaplar · 20211,300 okunma
Puan vermedi·164 syf.··
2026 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:02
Tarih derslerinde sık sık bahsettiğimiz dünyanın en eski ibadet merkezi olarak anlattığımız Göbeklitepe ile ilgili oldukça önemli bilgiler veren bir kitap okudum. Kitap aslında bir belgesel olacakken vazgeçililip rafa kaldırılması ile başlıyor ancak yazarımız daha sonra bu bilgileri bir kitap haline getirmeye karar veriyor. Kitapta Göbeklitepe‘nin bulunuş aşamalarından, gelişiminden, farklı yapılarla benzerliklerinden veya o yapılarla olan farklılıklarından bahsediliyor. Kitabın bence en önemli noktalarından bir tanesi röportajlar. Konunun uzmanları olan yerli ve yabancı arkeologlarla röportajlar yapılıyor. Yine hem Göbeklitepe‘nin bulunuş hikayesinden hem diğer yapılarla olan benzerliklerinden yola çıkarak Göbeklitepe‘nin aslında bir eğitim merkezi olduğu anlatılıyor. Göbeklitepe‘de bulunan her bir taşın aslında başka bölgelerden gelen öğrencilerin bitirme teziymiş gibi yapıldığından bahsediliyor. Bu yüzden farklı yerlerdeki taşlarda da benzerliklerin olmasının olağan olduğu anlatılıyor. Bu bölgede bulunan insanlar Göbeklitepe daha ortaya çıkmadan önce bugünkü yapının bulunduğu yeri kutsal bir yer olarak kabul ediyorlarmış. Hasta olanlar, çocuğu olmayanlar, bir dileği olanlar buraya giderek dua ediyorlarmış. Bu yüzden de bölge halkı buraya ‘ziyaret’ adı vermiş. Göbeklitepe‘ye giden insanların hepsinden oranın ruhani havasını hissettiklerini duymuştum. Bu yüzden çevrede yaşayan insanların da o bölgeye giderek dua etmesi bana hiç garip gelmedi. Göbeklitepe’yle ilgili daha önce de bir çok şeyi biliyorum ama kitapla birlikte çok daha ayrıntılı bilgiye sahip olmuş oldum. Kitapta çok fazla resim bulunuyor bu resimlerlede Göbeklitepe‘de bulunan taşların üzerindeki figürler ayrıntılı bir şekilde bize anlatılıyor. Hepsinin anlamı birbirinden farklı. Yine kitaptan öğrendiğim en
Göbeklitepe ve Neolitik GizemleriDamla Selin Tomru · Kanon Kitap · 202532 okunma
10/10
·584 syf.··
2026 5. kitabı
Bu seri, dünya inşası konusunda Rothfuss'la yarışacak seviyede. Camorr şehri o kadar detaylı ve canlı ki, Venedik'le Londra'nın suç dolu bir evliliği gibi. Kanal sokakları, altın kubbeli sarayları, yeraltı mezarlıkları ve en önemlisi Bondsmagie büyü sistemiyle adeta nefes alan bir organizma. Lynch'in şehri anlatışı o kadar ustaca ki, sokaklarında kaybolmak istiyorsunuz. Kurgu tasarımı ise tam bir dolandırıcılık şaheseri. Locke ve ekibinin soygun planları, geri dönüşlerle örülmüş kusursuz bir saat mekanizması gibi işliyor. Lynch, geçmiş ve şimdiki zaman arasında o kadar ustaca geçiş yapıyor ki, her bölüm yeni bir sır perdesi aralıyor. Karakter tasarımları efsane; Locke'un zekası, Jean'in sadakati ve ekibin arasındaki diyaloglar o kadar doğal ve eğlenceli ki, okurken kahkaha atıp bir sonraki sayfada içiniz sızlıyor. Bu seriyi bizim at Patrick Rothfuss begendigi ve the doors of stone serisini beklerken okumustum. Ama bununda serisi harika. Ikk kitap biraz detayli gidiyor ama sonrasii...
Locke Lamora'nın YalanlarıScott Lynch · İthaki Yayınları · 20201,366 okunma