Sümeyye Altıntaş

Ben üniversitedeki doktora talebelerime, "Gurub vaktini kaçırmayın," diyorum. Kendi kendinize kalın, bir bakın, dağlara, tabiata. Geçen bir üniversite bahçesinde oturuyorum. Hava soğuk, tek başıma kahve içiyorum. Bir büyük çınar ağacı, sararmış, kızarmış, yapraklar dökülüyor. Akşam güneşi vurmuş. o pitoresk, beş dakika sonra biter. Ruhumuzun bu manzarayı temaşa etmeye ve üzerinde düşünmeye ihtiyacı var. On beş dakikada bir şey yapamazsınız, Einstein gibi izafiyet teorisini bulamazsınız. Bana sorarsanız, kalbinizin bu ihtiyacını tatmin edin ve o gıdayı ona verin.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hayatın içinde sayısız uyandırma çağrısı var ama insan ona kulak vermiyor. Bir şeylerin bizim denetimimizden çıktığı anları bir uyandırma çağrısı olarak ele alma akıllılığını gösterseydik, kendimize çok daha iyi çekidüzen verebilirdik.
KS: Ama bir söz var: "Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." SÖ: Bizdeki karşılığıysa, "Takdir, tedbire gülermiş."
Söze ruhu Cenab-ı Hak veriyor. Sözü söylemek kolay. Sevgi sözcükleri söylersiniz. Hamaset nutukları atarsınız. En kahraman sizsinizdir. Oysa ki ona ruh veren ancak sizin halis niyetiniz ve Cenab-ı Hakk'ın ona mukabele etmesidir.
"Dünyaya geldik gitmeye/ Hüsn ile an seyretmeye". Aşkla anı seyretmek ne kadar güzel bir şey. O an, her şeye aşkla, sevgiyle, muhabbetle bakmak, oradan sızan sevgiyi içimize alabilmek, onun içimize girmesine izin vermek...