Puan vermedi·%80 (194/240 syf.)·
Merhaba vegan değilim ve kitabı hayvan hakları hakkında bilgimi geliştirmek istediğim için aldım. incelememi kısmen ortalardayken yazacağım belki ikinci bir tane daha eklerim. Öncelikle kitabın ilk 90 sayfası veganlığı diğer insanlara anlatmak üzere iletişim tavsiyeleri veriyor burasının bana henüz çok bir katkısı olmadı ancak ikinci bölümde düşük gelirli topluluklarda vegan aktivizmi üzerine ilginç yazılar var. Özellikle eklenen Türkiye'de dezavantajlı gruplarda vegan aktivizmi kısmını çok başarılı buldum eksiksiz bir şekilde her noktaya değinmişler, işte altyapı eksikliği olsun, bizim kültürel olarak bu ideolojiye uzaklığımız olsun vb. Daha ileri kısımlarda hoşuma gitmeyen iki nokta oldu öncelikle birincisi: ben köpeklerin (fırsatçı etçiller) ve kedilerin (ya da herhangi beslediğiniz et tüketen bir hayvanın) böyle bir etik duruşta bulundurulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Köpekler için beslenme cinsten cinse tartışılır olsa bile kedilerde taurin aminoasidi yetersizliği körlüğe ve kardiyomiyopatiye sebep olabilir. Taurin dediğim aminoasit ise çok yüksek oranlı bir şekilde hayvansal besinlerden elde edilir. Kısacası herhangi bir kedinin hayvansal gıdadan arı bir diyetle beslenmemesi gerekiyor. İkinci muhalefet olacağım nokta ise sayfa 149da iki sunucunun arasındaki muhabbet üzerine. Öncelikle tartıştıkları konu 2014te Robinson adındaki bir adamın kedi tekmeleyerek kamuoyunda infiale sebep olması üzerinedir. Sunucu 1, sunucu 2'ye şu ifadeyi kuruyor "sen et yediğine göre başka hayvanların ölümünde doğrudan rol alıyorsun o zaman robinsondan neden daha beter olmayasın?" İnsanın kediye duyduğu empati ve yediği hayvana duyduğu empati doğduğu anda gelmedi, bin yıllar süren bir süreç sonucunda şekillendi ve genetiğine işledi. Kediler ve köpekler evcilleştikleri süre
Hayvan Haklarını SavunmakGary L. Francione · Yeni İnsan Yayınevi · 20244 okunma
7/10
·96 syf.··
2026 26. kitabı
Kötülük problemi zaten ilgimi çeken bir konuydu. Özellikle "Dünyada kötülük varsa Tanrı nasıl mutlak iyi olabilir?" ya da "Tanrı hem her şeye gücü yeten hem de mutlak iyi ise kötülük neden var?" gibi argümanlar üzerine düşünmeyi seviyorum. Kitapta bunlara yer verilmiş, farklı yaklaşımlar da anlatılmış. Bu açıdan aradığım konular vardı aslında. Ama yine de kitabı bitirdiğimde içimde beklediğim o doluluk hissi oluşmadı. Bir de kitabın başında herkesin anlayabileceği şekilde anlatılmaya çalışıldığına dair bir ifade vardı. Ben de daha sade, daha akıcı bir anlatım beklemiştim. Kitap anlaşılmaz değil ama bence mantık ve felsefeye dair temel kavramlara aşina olmak okumayı daha kolay hâle getiriyor. Konunun kendisi zaten belirli bir altyapı gerektiriyor. Bu arada tam bir Altay Cem Meriç tarzıydı, videolarını izliyor gibi de hissettirdi cümleler kelimeler. Bu yüzden yazarın videolarını izlemek de iyi olabilir okumadan önce. Sonuç olarak güzel bir kitap. Hatta merakı olan biri için okunabilir ve çok şey katar. Sadece ben okuma sürecinde kendimi tamamen kaptıramadım ve bitirdiğimde beklediğim tatmini yaşayamadım. 94 sayfalık bir kitap olmasına rağmen dört günde bitirmem de biraz bundan kaynaklanıyor olabilir. Sayfa sayısı azdı ama elim sürekli gidip gelen bir kitaptı. Okunan kısımların üzerinde durulması gerekiyordu. Genel olarak güzel bir deneyimdi ama bende uzun süre etkisi kalacak ya da sık sık dönüp bakmak isteyeceğim bir okuma hissi bırakmadı şimdilik.
Kötülük ProblemiAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 2026294 okunma
Reklam
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Gerek geleneksel gerekse de modern anlayış dilin gerçekliğini taşıyan altyapı, apriori olarak şair de var görünüyor. Her şiire kafa yorulacak ve aynı zamanda izi sürülecek bir boyutta olduğunu düşünebiliriz. “Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanmaya cesaret etmesidir” diyen Kant’ın sözüne kadar götüren bir inşa halidir bu. Sonuçta şiir çok geniş bir alana karşılık gelmektedir. Hayattan, düşten ve kurgudan beslenen çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu geniş çerçeve de denilebilir şair, anlatımlarıyla daha mücerret bir cihette yol almaktadır. Edebiyatta, sanatta şiirin öznelliğiyle farkını göstermektedir. İlkay Coşkun
KöseğiUlaş Konuk · Çıra Yayınları · 20253 okunma
4/10
·320 syf.··
2026 41. kitabı
Başarılı bir psikolojik gerilimde, karakterlerin iç dünyasını derinlemesine işlerken sağlam ve mantıklı bir kurgu üzerine kurulmalıdır. Gerilim hem “kim yaptı?” hem de “neden yaptı?” sorularıyla desteklenmeli, ipuçları dengeli verilerek final hem şaşırtıcı hem de tutarlı olmalıdır. Tüm bunlar, akıcı bir anlatımla birleştiğinde hikâye güçlü bir etki bırakır. Ancak bu kitap merak uyandıran bir girişine rağmen, zayıf kurgusu ve etkisiz sürprizleriyle benim için beklentimin çok altında kaldı. Sürpriz sonları seven bir okur olarak, kitabın finalinden büyük bir etki bekledim. Fakat ortaya çıkan gerçekler, bırakın şaşırtmayı, neredeyse hayal kırıklığı yaratan bir seviyede ilerledi. Özellikle son bölümlerde olayların aşırı hızlı gelişmesi ve bir karakterin adeta ezberlenmiş bir metni okur gibi her şeyi açıklayan uzun monoloğu, hikâyenin inandırıcılığını zedeledi. Üstelik ikinci bir sürprizle etki artırılmak istenmiş olsa da, yeterli altyapı ve ipuçları sunulmadan gelen bu gelişme, okurda beklenen şok etkisini yaratmak yerine yapay bir his bıraktı. Tüm bu unsurlar birleştiğinde, kitap ne yazık ki güçlü başlangıcının hakkını veremeyen bir hayal kırıklığına dönüştü. Öyle ki, bu kadar da saçmalık olamaz diyerek kitabın son 10 sayfasını okumayı düşünmeyip başka kitaba geçmeyi bile düşündüm. Çünkü ters köşe yapayım derken yazar fazlasıyla saçmalamıştı. Baştan sona kadar yalanları okumamız bir yana, yazarın tıbbi bilgisinin de sıfır olduğunu gördüm. Beyin oksijensizliğe ortalama 4-6 dakika dayanabilir. On dakikadan fazla oksijensiz bir beynin nasıl eski sağlığına dönüştüğünü okumak saçmalığın daniskası değildir de nedir? Daha öncede belirttiğim gibi hiçbir kitap dört dörtlük değildir. Bazen mantığa uymayan gelişmeleri okurken tolerans edebiliriz amenna, ancak bu kitap bu sınırı
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026107 okunma
9/10
·350 syf.··
Beğendi
·
2026 120. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Hakim Türkmen kaleminden Kiralık Kral kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 351 sayfalık bir kitap • Parasız ve dibe vurmuş olan kahramanımız Bertuğ, internetteki kiralık kral ilanına başvuruyor. Mülakattaki vizyonu ise: "Kafamdaki plan; kimseye çaktırmadan muasır medeniyetler seviyesine çıkıp sonra bir anda arayı açmak." Ve karşınızda Zigonya kralı. ​• Tahta geçer geçmez ilk kanununu ilan ediyor: "Sıradan ayrılan, döndüğünde en arkaya geçmek zorundadır." Tabii kabile halkı buna ifadesizce bakıyor; çünkü adamların derdi sıra değil, düpedüz açlık. ​• Ülke töresine göre, ölen eski kralın 80 küsur karısı artık otomatik olarak Bertuğ’un. Hayatında bir kadının elini tutmamış bu İstanbullu çocuk için tam bir şok. ​• Zigonya’nın acı gerçekleri ise tam dram: Üretim sıfır, gençler kaçıyor, altyapı yok, hazine bomboş. Halk bilime değil yaşlılara inanıyor, kadına değer verilmiyor. Üstelik tüm mallar batılı sömürgecilerden ithal ediliyor. ​• Bertuğ bu ilkel düzeni yıkmak için radikal bir sekülerleşme hamlesi başlatıyor, tek eşliliği savunuyor. Halkın yiyecek balığı yokken, batılılaşma sembolü olsun diye ülkeye Opera Binası diktiriyor. Bina havadan hurma şeklinde görünse de memlekette havadan bakacak tek bir uçak bile yok. ​• Gelenekleri zorla değiştirmeye çalışınca işler çığırından çıkıyor. Bertuğ koltuğu korumak için diktatörleşmeyi denese de isyanı bastıramıyor ve nihayetinde havlu atıyor. Getirdiği tüm batılı reformları tek tek iptal ediyor. ​• En büyük darbe ise ülkenin kimliğine vuruluyor: "Zigonya ismi silinecek, Ayebere Krallığı dünyaya ilan edilecek." ​Bertuğ sömürgeciliğin bu sinsi çarkında bir piyon mu olacak yoksa kral mı? Cevabı kitabın sonunda. Hem çok akıcı hem de acayip zekice kurgulanmış bir
Kiralık KralHakim Türkmen · Bedevi Yayınları · 202614 okunma
8/10
·768 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:16
Avrupada kış tatilinin başladığı bir Cuma akşamı, başta İtalya ve İsveç olmak üzere tüm Avrupa’nın elektriği kesilirse 3-4 gün sonra da aynı şeyler ABD’de yaşanmaya başlarsa neler olur senaryosunun anlatıldığı bir roman Blackout. Hikaye Avrupada farklı şehirler, devlet daireleri, elektrik santralleri ve kahramanlar üzerinden anlatılıyor. Başta büyük aciliyeti olan altyapı hizmetleri, üretim ve tüm devlet, özel sektör hizmetlerinin çökmesiyle kabus yaşanıyor 2 hafta boyunca. Kıtlık, açlık, ölümler, ayaklanmalar, bazı ülkelerde darbeler, nükleer felaketler derken hikaye durmayan bir tempoda devam ediyor. Kesintinin ilk günü İtalyan, eski bir hacker, IT uzmanı Piero Manzano aslında bu durumun bir saldırı olduğunun farkına varıyor. İtalya’da kimseyi inandıramıyor teorisine ve komşusuyla yola çıkıp AB yönetimi içinden bağlantısı olan tanıdıklarına ulaşıyorlar. AB terörle mücadele birimiyle çalışmaya başlıyor Manzano. Bu süreçte saldırganların oluşturduğu uluslararası hacker grubu şekillenmeye başlıyor. Tamamına yakını orta üst sınıftan olan çok iyi eğitimli ve aşırı zeki bu insanlar geçmişlerinde bir şekilde sistemin haksızlığına uğramış karakterler. Ve amaçları iktidar ve sermaye ortaklığında, yoksul halkların ve gelişmemiş ülkelerin ezildiği sitemi yok edecek bir devrim yapmak. Amaçlarına ulaşmak için yıllar süren bir çalışmayla gerekli tüm ağlara sızıp hazırlıklar yaptıkları ortaya çıkan bu gruba göre ABD ve Avrupa’da yaşayan insanlar daha iyi bir düzen için ayaklanacak kadar büyük acı çekmemişti ve bu kesintinin amacı da buydu: insanları çaresiz bırakıp büyük acılar çekmesine ve sonra da ayaklanmalarına sebep olmak. Kesinti insanların büyük felaketler yaşamasına sebep olurken devletlerin zayıf yönlerini görmesine, üretimin ve ekonomilerin altüst olmasına hatta
BlackoutMarc Elsberg · Pegasus Yayınları · 202559 okunma
Reklam
Reklam