Devlet, tekellere tabi kılındığı oranda bir altyapı; ve politik bir Devlet olduğu oranda tümüyle ideolojik ve yansıtıcı üstyapıdır.
Ziya Gökalp’in Reform Önerisi
Ziya Gökalp şeyhülislamı politika dışına çıkarmayı, şeriat mahkemelerini ve bütün okulları Şeyhülislamlık’tan ayırmayı önerdi. Gökalp’in bu önerisi doğrultusunda 1916’dan itibaren şu reformlar yapıldı: 1- Şeyhülislam kabineden çıkarıldı. 2- Şeriat mahkemeleri Şeyhülislamlık’tan alınarak Adalet Bakanlığı’na bağlandı. 3- Evkaf İdaresi Meşihat’tan ayrıldı. Evkaf Bakanlığı kuruldu. 4- Bütün medreseler Meşihat’tan ayrılıp Maarif Bakanlığı’na bağlandı. Bu reformlar, Cumhuriyet Dönemi’nde, “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” başta olmak üzere 3 Mart 1924 Devrim Kanunları’na altyapı oluşturdu. Meşrutiyet Dönemi’nde geleneksel-dinsel sıbyan mektepleri mahalle mekteplerine dönüştürüldü. İlk kez ilkokulların sayısı artmaya başladı. Meşrutiyet Dönemi’nde yine Ziya Gökalp etkisiyle eğitim programlarına edebiyat, tarih, felsefe dersleri konuldu.
Sayfa 210 - İnkılap·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Geçmiş yıllardaki yanlış başlangıçların ve boşa giden emeklerin aslında altyapı çalışması, temel atma olduğu, karanlıkta atılan ama sağlam temeller olduğu ortaya çıktı.
Sayfa 164
Ülkede hâkim olan din ve milliyet anlayışına uygun, duyguları kanırtılmış, kullanılmaya müsait insan malzemesinin üzerine oynanıyordu. Nasıl olsa bu altyapı her ülkede fazlasıyla vardı.
Benjamin, Marx’ın “kimi zaman fazla iddialı, kimi zaman da skolastik” bulduğu sanat kuramına pek ilgi duymamıştır; Benjamin için Proust’un üç kısa cümlesi, materyalist çözümleme alanındakilerin çoğundan daha değerliydi. Marksist sanat kuramcılarının çoğunluğu kültürü, yalnızca ekonomik gelişmenin bir yansıması olarak açıklarlar: Benjamin ise buna karşı çıkıyordu. Benjamin’e göre estetik yansıtma öğretisi, Marx’ın “üstyapının ideolojilerinin, ilişkileri yanlış ve çarpık yansıttıkları” düşüncesiyle aşılmıştı bile. Benjamin, bu düşünceye şu soruyu eklemişti: “Eğer altyapı belli bir ölçüde düşünce ve deneyim malzemesi açısından üstyapıyı belirliyorsa, ama bu belirleme yalnızca bir yansıtmadan ibaret değilse, o zaman... nasıl karakterize edilebilir? Altyapının dile geliş biçimi olarak. Üstyapı, altyapının anlatımıdır. Toplumda egemen olan ekonomik koşullar üstyapıda dile gelir; tıpkı uyuyan birinin düşlerinin içeriğinde, aşırı dolu bir midenin, nedensel bağıntı bakımından düşün yaratıcısı olabilmesine karşın, yansımasını değil, ama anlatımını bulması gibi.”
Ekononide devletçilik
Türkiye başlangıç aşamasında devletçiliğin iki büyük yara­rını gördü: Bir yanda, özellikle altyapı ve sanayi yatırımlan sa­yesinde oldukça hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştirilirken; öte yanda, sanayileşmenin devlet eliyle oluşumu sayesinde, Türk işçisi Batı'daki örnekleri gibi, insancıl olmayan koşullar içinde birkaç kuşağının feda edildiğini görmedi. 1929-1939 arasında­ ki on yılda dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artışı yüzde 96'yı buldu. Sovyetler Birliği ve Ja­ponya dışında hiçbir ülke, bu alanda Türkiye'den daha hızlı bir büyüme sağlayamadı.