Ben onu tanıdığımda artık neredeyse yaşlılığını bile geride bırakacak çağlardaydı, yaşını kimse bilmezdi, ıssız bir peronda son treni beklerken ayaklarının dibindeki bir karınca yuvasını seyrederek oyalanmaya çalışan gamsız bir yolcu gibi hayata da, insanlara da aldırmaz bir ilgi göstererek yaşardı.
Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanarak yaşarız hepimiz ama bir yanımız aslında kim ve ne olduğumuzu hep bilir, bütün hayatımız da, gerçekleri söyleyen içimizdeki o haini susturmaya uğraşmak, onu yatıştırmaya çabalamak ve kendimizden kaçmakla geçer.
Ne başlangıcını ne de sonunu bilebildiğimiz zamanın içinde küçük susinekleri gibi kısacık hayatımızı sürüp, kendimize ve yaşadıklarımıza yüklediğimiz o olağanüstü ve biraz komik ciddiyetle yaşarken, ihtiraslarımız, acılarımız, kıskançlıklarımız ve kızgınlıklarımızla tanrıyı rüyasında güldürüyor muyduk?