Şehrin en güzel sokağıydı orası.
Akşam olunca iki sıra hâlindeki lambalar aynı anda yanar, kaldırımların üzerine altın sarısı bir ışık dökülürdü. İnsanlar fotoğraf çekinmek için gelir, çocuklar bisiklet sürer, sevgililer el ele yürürdü.
Herkes o sokağa “Işıklı Yol” diyordu.
Kimse bilmiyordu…
Bazı yollar ışıkla değil, üzerinde bırakılan insanlar yüzünden aydınlık görünürdü.
⸻
O adam her akşam saat sekizi beş geçe aynı banka oturuyordu.
Kış…
Yaz…
Yağmur…
Kar…
Hiç fark etmiyordu.
Elinde eski bir saat, cebinde katlanmaktan kenarları yıpranmış bir mektup vardı.
Ne telefon çıkarıyordu cebinden…
Ne de bir kitap.
Sadece yolu izliyordu.
Sanki birini bekliyordu.
İnsanlar onu yıllardır görüyordu ama kimse yanına gidip “Kimi bekliyorsunuz?” diye sormuyordu.