Geç de olsa Babalar Gününe (Babama)
Babasını kaybetmiş biri için bu günün en zor tarafı, artık arayamayacak olmak değil aslında. İnsan zamanla ölüme bir şekilde alışıyor. Alışamadığı şey, hayatın içinde durmadan karşısına çıkan o küçük boşluklar. Bir konuda fikrini alamamak mesela. Arabadan gelen sesi dinletip "sence bu normal mi?" diyememek. Eve girince televizyonun sesini duyamamak. Markette sevdiği şeyi görünce bir anlığına almayı düşünüp sonra hatırlamak. İnsan babasını kaybedince bir insanı değil, bir dönemi kaybediyor biraz da. Çocukluğunun son tanığını. Herkes büyüdüğünü sanıyor ama baban öldüğünde anlıyorsun; aslında büyümek, seni koşulsuz sevecek insanların sayısının azalmasıymış. Sosyal medyada babalarıyla fotoğraf paylaşanları görünce üzülmüyorum artık. Aksine içimden "iyi ki çekmişler" diyorum. Çünkü bir süre sonra elde kalan şey, birkaç fotoğraf, birkaç ses kaydı ve zihnin durmadan dönüp dolaşıp ziyaret ettiği birkaç anı oluyor. Benim için Babalar Günü kutlanacak bir gün değil; hatırlanacak bir gün, özlenecek bir gün. Ve insanın, yıllar geçse de içinden sessizce "keşke bir kez daha görebilseydim" dediği gün. Babalar Günün kutlu olsun baba. Nerede olduğunu bilmiyorum ama özlediğimi bilmeni isterdim.
kök meselesi
Babalar Günü yılın en uzun gününe denk geldiğinde insanın yâdı da uzuyor. Güneş geç batıyor, anılar daha uzun gölgeler bırakıyor. Araya başka düşünceler, başka işler giriyor ama insan dönüp dönüp aynı yere varıyor. Ben bugün dönüp dönüp hastane bahçesindeki o çınar ağacına vardım. Babamla en uzun sohbetlerimiz o ağacın altında oldu. İnsan bunu yıllar öncesine ait bir hatıra sanıyor duyunca. Çocukluğa, gençliğe ait uzun bir zamana... Değilmiş. Ölmeden birkaç hafta önceymiş. Bir ömür aynı evin içinde yaşayıp da konuşamadığın şeyleri bazen birkaç haftaya sığdırıyorsun. Hayatın garip tarafı bu. Vakit bolken ertelenen cümleler, zaman daraldığında kendine yer buluyor. O günlerde neyi konuştuğumuzu bugün tek tek hatırlamıyorum. Ama konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bazen insan kelimeleri unutuyor da, hissettirdiklerini unutmuyor. Aradan yıllar geçti. Çınar hâlâ orada mı bilmiyorum. O bankta şimdi biri oturuyor mu bilmiyorum. Hastanenin duvarları aynı renkte mi, onu da bilmiyorum. Ama bazı yerler yıkılmıyor. İnsan ayrılıyor, zaman geçiyor, şehir değişiyor ama bazı yerler olduğu gibi kalıyor. Bir ağacın gölgesi gibi. Hafızanın içinde duruyorlar.
İnsan ve Hayat
Reklam
26.06.2026 tarihinde nikâh defterine imza atabilirdik ama kader bize sınıf defteri yazmış…
Belli etmedim ama kalbimin en hassas yerine dokundu bu imtihan. Çocuktan, kuştan, kediden dua istiyor bazen insan ruhundaki sızı için..
Orink conta evet, bizim ustalar bakmaz onlara , iş bitsin de bir an önce parayı anlmaya bakarlar, ama en basit küçük parçalar büyük arızalara sebep verir.
gitmeliyim bu gece ben bütün açık pencerelerden bu bölgenin insanları ile konuştum, ama zamana benzer, tek kelime bile duymadım. hiç kimse aşk dolu gözlerle toprağa bakmadı. hiç kimse bahçenin görünümüne tutkun olmadı. hiç kimse bahçedeki küçük kargayı ciddiye almadı. kederliyim; bir bulut gibi. gitmeliyim bu gece. sadece yalnızlık gömleğimin sığacağı valizi alıp gitmeliyim, bu gece. yaşlı çınarların olduğu bir yere gitmeliyim. yine birisi beni çağırdı: sohrab! ayakkabılarım nerede?” Sohrab Sepehri
Reklam
Reklam