Babasını kaybetmiş biri için bu günün en zor tarafı, artık arayamayacak olmak değil aslında. İnsan zamanla ölüme bir şekilde alışıyor. Alışamadığı şey, hayatın içinde durmadan karşısına çıkan o küçük boşluklar.
Bir konuda fikrini alamamak mesela.
Arabadan gelen sesi dinletip "sence bu normal mi?" diyememek.
Eve girince televizyonun sesini duyamamak.
Markette sevdiği şeyi görünce bir anlığına almayı düşünüp sonra hatırlamak.
İnsan babasını kaybedince bir insanı değil, bir dönemi kaybediyor biraz da.
Çocukluğunun son tanığını.
Herkes büyüdüğünü sanıyor ama baban öldüğünde anlıyorsun; aslında büyümek, seni koşulsuz sevecek insanların sayısının azalmasıymış.
Sosyal medyada babalarıyla fotoğraf paylaşanları görünce üzülmüyorum artık. Aksine içimden "iyi ki çekmişler" diyorum. Çünkü bir süre sonra elde kalan şey, birkaç fotoğraf, birkaç ses kaydı ve zihnin durmadan dönüp dolaşıp ziyaret ettiği birkaç anı oluyor.
Benim için Babalar Günü kutlanacak bir gün değil; hatırlanacak bir gün, özlenecek bir gün.
Ve insanın, yıllar geçse de içinden sessizce "keşke bir kez daha görebilseydim" dediği gün.
Babalar Günün kutlu olsun baba.
Nerede olduğunu bilmiyorum ama özlediğimi bilmeni isterdim.